Lazca Alfabesinin Gerçek Yüzü

Dr. Wolfgang Feurstein

ilk ve tek olarak 1985 yılının temmuz ayında Laz alfabesi Almanya’da „Lazuri Alfabe“ altında 200 adet olarak basılmıştır. „Lazuri Alfabe“ bugün çoğu Laz entelektüel yazarlar tarafından dilsel ve bilgisel araştırmalarını yayınlamak için kullanılmaktadır. Bu alfabe kitapçığı, Lazca alfabesinin yalan hikayeler anlatılmasına ve sahtelik edilmesine yol açtı. Bu Lazuri Alfabe‘sinin yazarı olarak, artık gerçeklerin ortayı çıkmasının zamanı geldiğini düşünüyorum. Laz alfabesi bir Alman etnolog ve kafkasolog tarafından tamamen hümanizm anlayışıyla dilsel ve kültürel araştırmalar için yazılmıştır. Söylenmesi gerekir ki „Lazuri Alfabe’si“ Türkiyede ve Almanyada yaşıyan Lazların desteği olmadan ne ortaya çikabilir nede yayınlanabilirdi. Bu konu hakkındaki dokümantasyon en kısa zamanda „Benim Kuzeydoğu Türkiye seyahatlarım“ başlığı altında Almanca, Türkçe ve ingilizce dillerinde yayınlanacaktır.

Benim Laz diliyle ilk tanışmam

ilk seyahatim beni 1965 yılında Lazistana savurdu. Bir tanker beni Trabzon’dan Xopa’ya (Hopa’ya) götürdü. Orada bir kahvede bana tamamen yabancı bir dille karşılaştım. Lazca benim için bir etnolog olduğundan dolayı eski zamanların simgesiydi ve benim ilgi alanıma giriyordu. Bir sene sonra posta vapuruyla istanbul’dan Xopa’ya giderken, Hüsnü adında genç bir adamla tanıştım. Kendisi Arkabi’ye (Arhavi’ye) bağlı olan Kutoniti köyündendi. Geç saatlere kadar petroleum lambası ışığı altında ilk Lazca kelimelerim Almanca alfabesi yardımıyla yazıyordum. Hüsnü bu kadar kolay Lazca yazabilmeme şaşırmıştı. Alman alfabesinde bulunan bazı harfler “ch”, “ǯ” ve “z” gibi Lazca alfabesinin bazı harfleriyle misal “x” ve “ʒ” örtüşgüğünü fark ettim ve benim işimi daha da kollaylaştırdı.

Dostum Yaşar Turna

Laz dilini derinden öğrenmemde büyük rolu olan Yaşar Turna bir müzisyen ve enstrüman ustası idi. Kendisini maalesef çok genç yaşda kaybettik. Yaşar Turna‘yla tanışmama vesile olan Schollmeier adındaki ingilizce öğretmeni 1965 yılında Peace Corps organisasyon tarafından Arkabi şehrinde görevlendirilmiştir. Yaşar beni dağköylerinde yapılan düğünlere götürürdü. Kendisi düğünlerde kemençe çalıp Lazca şarkılar söylerdi. Bende bunları zevkle banda kaydederdim. Yaşar o zamanlar Arkabi’de çay fabrikas ında çalışıyordu, ben de onu çoğu kez ziyarete giderdim. Geçiçi bir süre için Yaşar Almanya’da işçi olarak çalışmıştı. Çoğu kez Yaşara plâk çikarmasını önermiş tim. O zamanlar Türkiye’de kabullenimemiş bir dilde böyle bir şeyin ne kadar zor olacağını ve yapılırsa daha da büyük zorlukların içine girilebilineceğinin farkında değildim. Ama bir kaç yıl sonra Yaşar istanbul’da Lazca plâk çıkarmayı başarmıştı. Benim içimdeki arzu da gerçekleşmiştir. Yaşarın şarkılarını her yerde duyar ve dinliyebiliyordum. Yaşarın o zor şartlarda yaptıği şey büyük bir cesaretti ve saygı duyulması gerekildiğini düşünüyorum. Söylenilmesi gereken bir husus da Berlin’li müzik etnologu Kurt Reinhard‘ın 196ʒ (!) senesinde Yaşar’ın Türk şarkılarını kayd ettiğidir. Bu kayıtlar Berlin’in etnoloji müzesinde bulunmaktadır.

 

Laz Şairi Reşid Pehlivanoğlu 

  Laz şairi Reşid Pehlivanoğlu, Viʒhe’de, 1966 senesinde]

Viʒhe’li (Fındıklı’lı) olan şair Reşid Pehlivanoğlu Lazca alfabesiyle ilginlenmeme büyük etken oldu. Rus-Gürcü dil bilimcisi Nikolay Marr 1910 senesinde yayınladığı Lazca grameri eserinde şair Reşid Pelivanoğlu’na ait olan dört şiire yer vermişti. Ben bunu Arkabi’de anlattiğımda, Laz dinliyicileri çok şaşırmışti ve Reşid’in Viʒhe’de yaşadığıni söylediler. Viʒhe’de bir kahvede şair Reşid Pehlivanoğlu ile karşılaşlaştım, çok alcak gönüllü ve haysıyetli bir insandı. Sadece birkaç cümlesini kayıt edebildim. Ama Reşid bana Almanya’ya birkaç şiir göndereceğine söz verdi. 1966 yılında Reşid tarafından gönderilen bir zarf aldım. İçindeki daktilo ile yazılan şiirlerini görünce gözlerime inanamadım. Büyük bir ihtimal ki 1908 senesinde Reşid’in önceden yazdığı Bozoşi desťani, Turkia, Turkia Marrişa ve Lazisťanişi desťani şiirleri Rus dilbilimcisi Marr’a vermişti. Reşid kendi eliyle yazdığı şiirlerden dolayı tanınan ilk Laz şairidir. Belki de Xopa’daki Faik Efendi’yi tanıyordu. Kendisi bir Lazca alfabesi yüzünden Sultan Abdülhamit tarafından hapis cezasına çarptırılmıştı. Reşid ilgilendikçe iki şey fark ettim; bir, anadiline duyduğu büyük ilgi, iki, yeterli bir Laz alfabesinin bulunmaması. Türk alfabesinde mevcut olan harfler Laz dilini yazıya dökmeye yetmiyordu, çünkü Türk alfabesinin harfleri Lazca telaffuzu için yeterli değildi. Aşağıda Nikolay Marr’da Reşid’in kendisi hakkında konuştuğu cümle:

Nikolay Marr. Grammatika Çanskago (Lazskago) Yazıka. St. Peterburg. 1910, S.112:

 

Pehlevaniş biḉi Raşidi Hilmi,

Ğavra kyois miğun oxori

 

Ben Pehlivani’nin oğlu Raşid Hilmi’yim.

Benim evim Ğavra köyündedir.

 

Ortaköy muhtarın’ın annesi

Melyati’den Sarṕi’ye kadar birçok Laz köyünü ziyaret ettim. Bazı yerlerde senelerdir hiç bir yabancı görülmemiş. Orḉi, dağ bölgesi ilgimi çekmişti. Laz hayatının orijinaliği o zamanlar görünebilirdi. Bir misafir olarak Ortaköy muhtarının evinde geceyi geçirdim. “Dadi” denilen annesine en büyük saygı sunuluyordu. Orḉi’deki o geçeyi hâlâ unutmadım. “Dadi” türkçe bilmediği için Lazca sorularını oğlu aracılığıyla Türkçe’ye tercüme ettirip baba iletiyordu. Bu bana o annenin Lazebura (Lazlığını) koruduğunu gösterdi ve benim hayran olmamı sağladı.

İstanbul Üniversitesi’nde Coğrafya Tahsiliği

1966/1967 kiş sömestrinde istanbul üniversitesinde dil, tarih ve coğrafya fakültesinde coğrafya bölümünde okudum. Daha hâlâ Prof. Besim Darkot’un yurtbilgisinde sunduğu mükemmel ders takririni hatırlıyorum. Prof. Besim’in desteklidiği mezuniyet tezlerı bir ihtimal iki tane Lazistana bağlı monoğrafya yer almaktaydı. Bunlar aynı zamanda benim Lazca alfabesi planım için çok ilginç idiler. Daktiloda yazılmış bu eserler yüksek bir düzleme sahip idi, kendi öğrencilerin memleketleri hakkındaki yazdıkları monoğrafyalar bulunmaktaydı. O mezuniyet tezları hiç yayınlanmadığı için serbest bir şekilde etnik kimlikler hakkında haberler verilebiliyordu. 195ʒ (!) senesinde bile Ali Riza Eruzun Fındıklı ilçesinin monoğrafyasına bir 150 kelime adetli Lazca-Türkçe listesi eklemişti. On sene sonra Bahri Turna’nın Ardeşen monoğrafyasında ise 24ʒ Türkçeye cevrilmiş Laz kelimeleri bulunmaktadır. Laz uzmanların Türk dil politikası bildikleri halde bilimsel bir şekilde kendi dil politikaları ile uğraşmaları benim için de büyük bir sürpriz oldu.

Ali Riza Erzurun: Fındıkli ilçesinin Monografyas 1. istanbul 195ʒ. S.109 ff.

Örnek olarak:

ali boyun

arguni balta

avla evin yanındaki küçük oturma bahçesi

bageni kulübe, küçük ev

bağu evin içinde yahut arşında küçük zahire deposu

bardi eğrelti otu, çayır veya mısır saplarının, mahruti bir şekilde yığılması

bere çocuk

bergi kazma

busha tırnak

cuma kardeş

çanda nişanlanmayı müteakip yapılan davetler

alva eylül

çonçi fındık veya mısır daneleri ayıklandıktan sonra geriye kalan artıklar

derpina yunus balığı

doği buz

dolohe içeri, iç

estvineri şımarık, anormal

getasule her türlü sebzenin yetiştirildiği evin yakınında ve ertafi çitlerle çevrili küçük bir bahçe

hoçkakali dolu

kalati büyük sepet

kalivi (koliva) kulübe

kerezi haziran

kue ayak

leta makfali patates

limhana eğreltiotu

mḉxomi balık

mğveku sülük

minzi südün yağı alındıktan tekrar süzülerek elde edilen kisim

osargane sargan balığını avlamak için kulannılan uzun çubuk

skaviti istavrit balığı

somini buğday ekmeği

 

Bahri Turna: Ardeşen Monoğrafyası. İstanbul 1963/1964. MT Nr.3690. S. 41ff Örnek olarak:

amağhtimu girmek

antama şeftali

bogina kovan

burçuli tahra

çiçila yılan

çuçuna ılık

dopinu sermek

dorçalu sergi

ebza kibrit

gamağhtimu dışarı çıkmak

gema dağ

ğhami biçak

ğhe el

hasi şimdi

kukari demir kanca

mskupi karanlık

murusğhi yıldız

nsğheni at

nuku yüz, çehre

oghori ev

ovapu olmak

pisari tahta

ruba koltuk, vada

şilya bin

tabu aya, el

tena ışık

tğiri fındık

toki ip

urceni üzüm

vrosi iyi

yano geç

zura dişi

Türk Folklor araştırmaları dergisi Laz kültürüne karşı ilgisiz

Viʒhe’nin Piʒxala köyünde bir ilkokul öğretmeni Laz etnolojisi hakkında yazısının yayınlanması için etnolojik dergisinin redaksiyonuna göndermişti. Benimle sürdürdüğü görüşmede yaptıklarını uzun uzun anlatıktan sonra redaksiyondan hiçbir cevap olmadığı için üzüldüğünü ve sinirlendiğini anlattı. Bu yüzden Laz entellektüelleri o zaman bile Laz kültürünün değerini anlayıp araştırmalar yaptığını anladım. Böyle bir düşünce Lazlar’ın Arkabi üzerine yayınladığı dergide de görülebilir. Aynı zamanda bir şovenlik propagandası Lazca dilinin olmadığını inanmaktadır.

Alman diyalekt çalışmaları

Yüksek oğretim zamanlarımda Alman diyalekt edebiyatına büyük ilgi göstermiştim. Ağırlıklı, kendimde konuştuğum Alemanca konuşma tarzı-nı araştırdım. Freiburg i. Brg.’deki Alemanca lisan kurumunda yazıcı olarak tahrik edilen Alemanca yazılış tartışmasına aktif katkılar sağladım. Bunun nedeni Almanca yazı dilinde bazı sesler olmaması idi. O zamanki Alemanca [„Alemannisch“] alfabe çalış malarım sonraki Lazca alfabe çalışmalarıma büyük etki sağladı.

İsviçre’deki Gürcüce öğretim

Lazca bilindiği gibi Güney Kafkas lisan gruplarında yer almaktadır. Lazca’dan hariç Gürcüce, Megrelçe ve Svanca var. Laz dil yapımını daha iyi anlamak için, 1970 yılarından itibaren Zürich üniversitesinde Yolanda Marchev yanında dört sömestr Gürcüce okudum. Arabayla her gün 200 km Freiburg’daki dairemden Zürich’e kadar gidip aynı günde dönüyordum. Bu hem zaman hemde enerji acısından büyük bir uğraşı demekdi. Öbür açıdan bakılırsa Kafkasoloji ve Lazca alfabe için ilk adımlarımı sağladım. Bu Gürcüce olmadan mümkün olamazdı.

 

arrow