Site icon Laz Enstitüsü | Lazuri Enstitu | Laz Institute

Lazca Deyimler

Bu sayfada yer alan Lazca deyim derlemeleri Nurdoğan Demir Abaşişi, Filiz Hocaoğlu (Xocaşi), Osman Şafak Buyuklişi, İsmail Avcı Bucaklişi, Vildan Manelişi, Murat Ercan Murğuluşi’ye aittir.

A a

ağu dvau [zehir oldu] Bir işte umduğunu bulamamak. Kötü bir sonuçla karşılaşmak. + “Him bozomota ağu dvau bere(s).” “Kız, çocuğa zehir oldu.”

aha mundi aha ǩayťani! [işte kıç, işte kaytan!] Kişiyi korkaklıkla itham etmek veya korkak birini yüreklendirmek için söylenir. + “Ar idi do kobdzira, aha mundi, aha ǩayťani!” “Erkeksen bir git bakalım, korkuyorsun değil mi?”

ali danga/sanga [boynu …]. İnce, uzun boyunlu + “Him muya’n, ali danga.” “O ne, uzun boyunlu.” (Atn.)

amaninktu gamaninktu [evirdi çevirdi]Bir insanı konuşturmak, ıcığını cıcığını çıkarıncaya kadar sorgu sual etmek, içini ters-yüz edip ne varsa ortaya dökmek. + “Bere safi kodziru, vorsi amaninktu gamaninktu.” “Çocuğu saf gördü, içini dışına çıkardı” (Atn)

andğa očumeşi oyapu [bugün yarınlık] Ölümü yaklaştı. Çok sürmez bugün yarın ölümü bekleniyor. + “Çemali dayis golovakti, andğa očumeş-on.” “Kemal dayıya uğradım, yarını zor çıkarır.” (Atn.)

ar hişo ar haşo ( bir öyle bir böyle ) İstikrarsız, ne söylediği belli olmayan, muğlak. + “A hişo iťus a haşo!” “Bir öyle söylüyor bir böyle, onun ipiyle kuyuya inilmez.” (Atn.)

alis mexunu [boğaza dayanmak ] Boğazına kadar gelmek, boğazına dayanmak. Artık dayanacak gücü kalmamak. + “Aşǩva dayani vamemaçen, alis komemoxedu.” “Artık dayanamıyorum, boğazıma kadar dayandı, patlıyorum.” (Atn.)

alis ťoyči cedvalu [boğazına ip geçirmek] Ne yapacağını bilememek, çıkar yol bulamamak, köşeye sıkışmak, bir hal çaresi bulamamak. + “Muya ṕare vamişǩun, alis ťoyči kocemidu.” “Vallahi ne yapacağımı şaşırmış durumdayım, çaresizim.” (Atn.)

allaşa na zirare! [Allah’tan bulasın!] Cezanı Allah’tan görürsün anlamında bir beddua. + “Xolo domoğodi! Allaşa na zirare, ho-i?” “Gene yaptın yapacağını! Allah’tan bulasın emi?” (Arş.)

andğa do andğa [bugüne bugün] Şimdilik, bir değişiklik oluncaya kadar anlamında kullanılır. + “Andğa do andğa oxori-şǩimis kopxe.” “Bugüne bugün evimde oturuyorum.” (Atn.)

ar gzaşi [bir yolluk] Saf, zavallıcık, yol yordam bilmeyen kişiler için söylenir. + “Aşe çkuni ar gzaşi oxorca ren.” “Bizim Ayşe saftır.” (Arş.)

ar ǩibrişe cexťaşa digurare [bir dişe inene kadar öğreneceksin] İnsan, ağzında tek dişi kalıncaya-tamamen yaşlanıncaya kadar öğrencidir, öğrenme süreci devam eder, ben her şeyi öğrendim, biliyorum demek olmaz. + “Ǩoçik a ǩibrişe cexťayşa digurams.” “İnsan ağzında tek dişi kalıncaya kadar öğrenmeye devam eder.” “Ar ǩibrişe ceťaşa digurare Osman.” “Yaşlanana kadar öğreneceksin, Osman.” (Atn.)

ar ǩuçxete oxoronu [tek ayakla oynamak] 1. Şımarmak, şımarıkça davranmak. + “Bozomota ar ǩuçxete ixorons.” “Kız çok şımarıkça hareket ediyor.” 2. Nispet yapmak. + “Mtel dulyape doçodinu do haǯi ar ǩuçxete ixorons.” “Tüm işlerini bitirdi şimdi dosta düşmana nispet yapıyor.”

ar mcveşi do şilya ağani! [bir eskisi bin yenisi!] Yeni yıl veya yeni bir eşya alındığında alan kişiye söylenen iyi niyet sözü.

ar mṕalute ğoberi var iğoben. [bir kazıkla çit çevrilemez] Eksik malzemeyle doğru iş yapılmaz, her şey tamam olmalı. Bir çiçekle bahar olmaz. + “Ar mṕalute dulya diyu ǩo, ma ṕarťu!” “Eksik malzeme ile iş olsaydı ben yapacaktım.” (Atn.)

ar nanaz ar ǩaǩali / heti mundi çaťali [bir anne bir tane / o da götü çatal]. Bir evin bir çocuğu, oda kıçı çatal, beş para etmez, değersiz. + “Heya ar nanaz ar ǩaǩali, heti mundi çaťali ren.” “Bir annenin tek oğlu var, onda da iş yok.”

aǯi gugančǩiru-i? [şimdi mi ayıldın?] Bir şeyi yeni algılayan, geç anlayanlar için kullanılır.+ “Ǩoçi skani mʒudela na ťu var giçkiťu do aǯi gugančǩiru-i?” “Kocanın yalancı olduğunu bilmiyordun da yeni mi öğrendin?” (Xop.)

avla neǩa ṕici [avlu kapı ağzı] Bir işin, ya da bir olan oturulan eve çok yakın olduğunu anlatmak için kullanılır. + “Avla neǩna ṕici(s) dulya kogiğun do ar do kanǯaram.” “Avlunun kapısının ağzında işin var da bir de şikâyet ediyorsun.”

avlas xoci, / axiris puci, / livadis purçuma, /oxoris msuci [kapıda öküz, / ahırda inek / bahçede yapışkan adaçayı değersiz bir ot / evde sarmaşık] İlk iki mısra faydalı, diğer mısralar faydasız nesneleri kapsar. Deyim olarak, bu mısralar ardı ardına kullanılırsa, bir evde olması ve olmaması gereken unsurları tavsiye eden bir atasözü oluşur.

B b

badi mangufa [yaşlı …] İyice ihtiyarlayan ama hala gönlü hovardalıkta olan, geçimsiz erkekler için söylenir. İhtiyar köpek anlamında. (Atn.)

badi ʒxenis var axoronen [yaşlı at horon oynayamaz] Yaşlanınca bazı hareketlerin yada işlerin yapılamayacağı anlatılır. + “Badi ʒxenis var axoronen si kodoxedi berepek ixoronan.” “Sen yaşlandın horon oynayamazsın, bırak gençler oynasın.” (Ark.)

badi xocik oxoronu va digurams [yaşlı öküz horon oynamayı öğrenemez] Yaşlı öküz çift sürmeyi öğrenemez, bu iş küçüklükten öğrenilir. (Atn.)

badik gedzgu, didak gekosu [ihtiyar sıçtı, kocakarı sildi] Gözüne çöp kaçması durumunda çöpü çıkarırken söylenir.

bdzgum-ya dogaǯonasen [sıçıyorum sanacaksın] Yediğin darbe ile şoke olacaksın. + “Mcixi gekçaşǩule bdzgum, ya dogaǯonasen.” “Yumruğu vurunca şok olacaksın.”

becği konkoli moğmalu [salya sümük getirmek] “Becği konkoli moğams.” “Salya sümük getiriyor.”

bedi ǩoreri [bahtıkısmeti bağlanmış] Hayatta hiçbir işi istenilen gibi gitmeyen söylenen bir deyim. + “Mteli dedi doǩaǩorudoren, haşote mu vare si?” “Tamamen bahatın bağlanmış, böylelikle ne yapacaksın sen?” (Ark.)

bere baris onťalu [çoluk çocuğa karışmak] Çoluk çocuk, torun sahibi olmak, aile sorumluluğunu yüklenmek. + “Bere baris obanťalit tkvani ǩala var gomalen.” “Çoluk çocuğa karıştık, sorumlulukaldım, size vakit ayıramam .” (Ark.)

bere lulu oyapu [çocuğun yumuşak olması] Çocuğun daha çok küçük olduğunu anlatan bir deyimdir. + “Fadume(s) bere lulu uyonun, tişi talaşi va dvadu daa.” “Ayşe çocuğu henüz çok küçük. Sorunlarından henüz kurtulamadı daha.” (Arş.)

bgara meçamu [ağlama vermek] Yas ilan etmek, ölüm haberi vermek. + “Ǩuǩu Xemidişi bgara komeçes.” “Ǩuǩu Hamit’in ölümünü ilan ettiler.”

boşi odapes mtuci očopu [boş odalarda fare yakalamak] Fuzuli yere uğraşmak. Genellikle işi gücü olmayanları ifade etmek için kullanılır. + “İdi do boşi odapes mtuci čopi!” “İşin yoksa boş odalarda fare yakala!”

bozomota cetoru [kızı taşıdı] Kız kaçırmak anlamında kullanılır. + “Muradik(k), na alimberťu bozomota cetoru.” “Marat, sevdiği kızı kaçırdı.”

budzi oǩoşveri [bir memeden içmişler] Aynı memeden süt içmişler için kullanılır, sütkardeş. + “Budzi oǩoşverepes artiǩartis var ančeran.” “Sütkardeşler birbirlerine düşmezler, evlenemezler.” (Atn.)

burguli do ji var oʒadu [dizinden yukarı bakmamak] Bir insana, özellikle aile büyüklerine karşı saygıda kusur etmemek, onlara saygılı davranmak, konuşurken başını yere eğmek, sevgiden ve saygıdan gözlerine bakacak cesareti bile kendinde bulamamak. + “Nam zamanis voret. Şǩu nana şǩunis burguli do ji va pʒadumťit.” “Hangi zamana geldik, bizim zamanımızda konuşurken annemizin dizinden yukarısına bakmazdık.” (Atn.)

buli onçanu [kiraz yetişmek] Eskiden insanların ısınmak için bacaklarını ateşe yakın tutmalarından dolayı diz altlarında mor renkli şişikler oluşmak, kızarmak. + “Daçxuris meǩaçuťe ǩoçepeşi ğancepes mbuli dinçaneťu.” “Ateşe tutmaktan baldırlarda şişikler oluşurdu.” (Atn.)

buʒxa dopşalu [tırnak doldurmak] Sağlam yer edinmek, kök salmak, iyice yerleşmek. + “Xordzak biči bere doyinu do buʒxa kodovopşu.” “Kadın erkek çocuk doğurup (koca evinde) iyice kök saldı.” (Atn.)

buʒxa oǩosvalu [tırnak sürmek] Birileri arasında yaşanan olumsuzluktan mutlu olmak, aralarında geçen sürtüşmeden haz almak. + “Oǩiilan, yado buʒxa oǩusums.” “Kavga eʒinler diye tırnaklarını birbirine sürtüyor.”

buyuği nçala [mısır yaprağı bıyıklı] Bıyıkları gür ve geniş olan. + “Osmanis buyuği nçala steri uğun.” “Osmanın bıyıkları çok geniştir gibidir.” (Ark.)

C c

cabari ozdu [… çekmek] Aşık atmak, sidik yarıştırmak anlamında kullanılan kullanılan bir deyimdir. + “Sǩani şkala cabari va mazden. Mocginare.” “Seninle sidik yarıştıramam ben. Yenersin beni.”

cameş mbuli [cami kirazı] Bir şeyin beleşe olduğunu, herkesin rahatlıkla alabileceğini anlatan bir deyim. + “Ham dzigaraz para mepçi, cameş mbuli va ren.” “Bu sigaraya para verdim, cami kirazı gibi hayrat değil.”

cedzgu naşǩu [sıçıp bırakmak] İşleri batırmak anlamında kullanılır. + “Musťavak huy na coču dorťu dulya(s) cedzgu naşǩu.” “Mustafa yeni başladığı işi mahvedip bıraktı.”

cigeri naču [ciğeri yandı] İçi sızlamak anlamında kullanılır. + “Nana suzi na orťu ognusi; cigeri naču.” “Annesiz olduğunu öğrenince, içi sızladı.”

cigeri uťvaʒu [ciğeri patlatı] Ödü kopmak, çok korkmak anlamında kullanılır. + “Ǩoçi adzirusi cigeri uťvaʒu.” “Adamı görünce, çok korktu.”

coğor olaluşeni / ǩudel ovaluşeni [köpek havlamak için / kuyrul sallamak için] İt ürür, kervan yürür. + “Si na zoṕon coğori olaluşeni ǩudeli ovluşeni.” “Söylediklerini kale almıyorum, sen ne dersen bir kulağımdan girip öbüründen çıkıyor.”

coğori gale var geiťǩoçen [köpek dışarı atılamaz] Uygun olmayan, kötü zamanlarda insana sahiplenmeyi anlatır. + “Ham ṕaťi ťaronis coğori gale var geiťǩoçen.” “Bu kötü havada bir yere gidemezsiniz, kalın.” (Ark.)

coğori gale var niťǩoçen: [dışarı köpek atılmaz] Kötü hava için kullanılır. + “Eǩo ṕaťi ťağuni ren ki coğori gale var nitǩoçen.” “Hava öyle kötü ki köpek bile atılmaz.” (Xop.)

coğori olalu şeni ren: [köpek havlamak için vardır] Tam da kendisinden beklenecek bir davranış, kötü insan kötülük yapar anlamlarında kullanılır.+ “Xusenik mtelli onťulepe gamaçu do na ren gečareli-ti kočǩomu. Coğori olalu şeni ren.” “Hüseyin tüm arazileri sattı, paraları da yedi. Ondan başka bir şey beklenmezdi zaten.” (Xop.)

coğorik onʒore moğu [köpek elek getirdi] ‘Dünyanın çivisi çıktı!’ anlamında kullanılan bir deyimdir. + “Coğorik onʒore moğu, a sağ salimi dobğurikot.” “Dünyanın çivisi çıktı, bi sağ salim ölebilsek.”

coxo ezdimu [ismin kalkması] isimsiz kalmak + “Ma var meimucana coxo egazdas.” “Beni dinlemezsen isimsiz kalasın”

coxo gedu / gedvinu [isim koymak] Bir şeyi netleştirmeye çalişmak + “Ham dulya ivasen na coxo kogebodvat.” “Bu iş olacaksa netleştirelim artık.”

coxo gedveri [ismi konulmuş] bir şeyi netleştirmek + “Hemus coxo kogedudoren. Çkva oxenoni mutu va ren.” “O iş bitmiş, yapılacak başka iş kalmamış.”

coxo oťaxu [ad kırmak] Adın kötüye çıkması anlamında kullanılan bir deyimdir. + “Tanurak bozomotas yoxo duťaxu.” “Tanura kızın adını kötüye çıkardı.”

Ç ç

çaçxa lumciş taseri [perşembe akşamı ekilmiş] Cumaya bağlayan gecede ekilmiş, özel olduğuna inanılan insanlar. + “ Ham ǩoçi çaçxa lumcis taseri ren.” “Bu adam cumayı bağlayan gecede ekilmiş çok özel biridir.” (Ark.)

çemane osu [keman sürmek] Hiçbir şeyi takmamak anlamında kullanılır. ‘Ud vurmak’ gibi. + “Si uǯvi do uǯvi! Himuk çemane dolusums.” “Sen söyle de söyle! O ud vuruyor.”

çenefi ǯalenǩale goloǩaṕinu [tuvaletin aşağısından koşarak geçmek] Ergenliğe girmek, ergen olmak. + “Bere çenefi ǯalenǩaleşe goluǩaṕu, aşǩva biči diyu.” “Çocuk ergenliğe girdi, artık delikanlı oldu.” (Atn.)

çere gamťu [rengi kaçtı] Rengi solmak, anlamından kullanılır. + “Mu gağodu? Çere gamťu. Zabuni ore-i?” “Ne oldu? Rengin uçtu. Hasta mısın?”

çere mooğmalu [beti benzi atmak] Beti benzi solmak, anlamında kullanılan bir deyimdir. + “Çere mooğmalu. Mondo himu dido zabuni on.” “Beti benzi soldu. Galiba çok hasta o.”

çilisa dosǩudu [kilise kaldı] Harap kalmak, viran olmak anlamında kullanılır. + “Timisvati çilisa kodoskudu.” “Timisvat köyü viran kaldı.”

çkvaşi čandas ǩai ixoronen: [başkasının düğününde oynamak kolaydır] İnsanın başına gelmeden konuşmak kolaydır anlamında kullanılır. + “Uğnose bere gale meťǩoçi do miǩili ya tkumer, mara çkvaşi čandas ǩai ixoronen.” “Sersem çocuğu kapı dışarı et giʒin diyorsun ama senin tuzun kuru.“ (Xop.)

çona meǩvateri / memsileri [ışık kesik] Ölümü yaklaşan, ölmesi beklenen kişiler için söylenir. + “Çona meǩvateri bere şǩimi.” “Benim günü bitmiş çocuğu.” (Atn.)

çona oǩorobu [ışık toplamak] Ölüme yakın bir insanın çevresini her zamankinden daha fazla gezip dolaşması, ilişkilerini sıklaştırması durumunu ifade eder. + “Ğura-muşi konaxolu çona ǩorobums.” “Ölümü yaklaştı ışık topluyor.” (Atn.)

çoyi(s) dolodzgu [köye sıçtı] İşi batırmak anlamında kullanılır. + “Ǩoçi şǩala visinapare, yado Timisvatişe keşǩexťu, ama çoyi(s) dolodzgu naşǩu.” “Adamla konuşacağım, diye Timisvat’a çıktı, ama işi batırdı bıraktı.”

çxindi buči [kütük burunlu] Burnu büyük olanlar için kullanılır. + “Çxindi buči on, ar ameliyaťite var iyasen.” “Koca burunlu o, bir ameliyat ile olmayacak.”

çxindi çabla [çarık burunlu] Geniş burunlular için denir. + “Çxindi čabla mu gulun!” “Geniş burunlu ne geziyor!”

çxindi do ṕicişe moğmalu [ağızdan burundan getirmek] Anasından emdiği süt burnundan getirmek, anlamında kullanılır. + “Hiǩu ṕeaťi dulyape dou çi, çxindi do ṕicişe moğapu.” “Öyle kötü şeyler yaptı ki, ağzından burnundan getirťi.”

çxindi eǩazderi [kalkık burunlu] Şımarıklar, kendini beğenmişler için kullanılır. + “Him bozomota çxindi eǩazderi on mʒka!” “O kız kendini beğenmiştir biraz!”

çxindi gingiloni [burnu sümüklü] Toy, acemi, zayıf çocuklar için söylenen bir deyimdir. + “Hem çxindi gingiloni mişi bere ren?” “O sümüklü kimin oğludur?”

çxindi masari [kazık burun] Uzun, büyük burunlu kişiler için söylenen aşağılayıcı bir ifadedir. + “Him mu gulun mu, çxindi masari!” “O ne geziyor ne, kazık burunlu!”

çxindi ondziku [burun kıvırmak] Bir şeyi beğenmemek. + “Mutu var unťaşi çxindi ndziǩoms.” “Bir şeyi istemeyince beğenmediğini belirtir.” (Ark.)

çxindi paʒxa [kulübe burunlu] Geniş ve yayvan burunlar için söylenir. + “Çxindi paʒxa mu gulur.” “Geniş burunlu ne gezersin sen!”

çxindişe dopsalu [burnundan işemek] Aşırı kibirli olmak, kimseyi beğenmemek. + “Fatmana va gadzin-i, çxindişe psums.” “Fatma’yı görmüyor musun, kibirlidir.” (Atn.)

Č č

čandineri xoroneri [çalarak, horon oynayarak] ‘Neşe içerisinde’ anlamında kullanılır. + “Čandineri xoroneri bozo nusa dixenes.” “Neşe içerisinde kızı gelin edindiler.”

čangi modu [pençe atmak] Bir işin peşini bırakmamak. O konu hakkında ısrarlı olmak. + “Xasanik hem bozos čangi komudu.” “Hasan o kızın peşini bırakmaz.”

čaxra oxenu [čaxra yapmak]Üçkağitçılık yapmak, dolap çevirmek. + “Dido čaxraci ǩoçi ren, hemu ǩala dulya var ixenen”. “ Çok üçkâğıtçı adamdır, onunla iş yapılmaz.” (Ark.)

čexni oxenu [siftah yapmak] Meyvelerde sezonluk siftah yapmak + “Hanǯo ǩandğuşi čexni irişen ordo doṕi.” Bu yıl çilek siftahını herkesten erken yaptım.” (Ark.)

čičiǩveri dobğu [çok tuz dökmek] Çok zor ve sıkışık bir durumdan, hastalıktan vs. kurtulmak. + “Dido bizabuni, čičiǩveri dobobği.” “Çok kötü bir rahaʒızlık geçirdi”

čimbai močǩodu [ödü koptu] ‘Feleği şaşırmak’ anlamında kullanılır. + “Heya ǩoçişi xenerepe dziruşi, čimbai močǩodu.” “O adamın yaptıklarını görünce, feleği şaştı.”

čuburis penʒka muşi var moǯons: [kestane kabuğunu beğenmiyor] İçinden çıktığı aileyi, kültürü, yeri vs. beğenmeyen, inkâr eden insanlar için kullanılır. + “Baba muşis berepes Lazuri oguru var unon; čuburis penʒka muşi var moǯons.” “Babası çocuklarına Lazca öğretmek istemiyor; aslını inkâr ediyor.” ( Xop.)

D d

daçxuri dologzeri [ateş yakılı] içine ateş düşmek+ “Na oromťu var meçes şeni ṕanda daçxuri dologzeri gulun.” “Sevdiğini vermedikleri için hep yüreğindeki ateşle gezer.” (Ark.)

dandzi(s) cexen [dikene oturuyor] Diken üstünde, tedirgin anlamında kullanılır. + “Muradi dandzi(s) cexen, miti mot ognams, yado Mṕolişe var ulun.” “Murat diken üstünde, kimse duymasın diye İstanbul’a gitmiyor.” (Arş.)

delis ebğa mo meçam [deliye … verme ]Deliyi cesaretlendirme, kışkırtma. Ateşe körükle gitme, anlamında kullanılır. + “Hişo mot iťur, deliş ebğa mo memaçam.” “Öyle deme, yangına kürekle gitme.” (Atn.)

dida mundi sťeri kçe kçe ovapu [yaşlı kadının götü gibi bembeyaz olmak] bir durum karşısında çok korkan kişi için söylenir. + “Dida mundi sťeri kçe kçe diyi e sǩiri! Mu gağodu?” “Yaşlı kadın götü gibi bembeyaz olsun oğlum! Ne oldu?”

didi nciri [büyük uyku] Ölüm uykusu. Ölümü anlatan bir deyim. + “Didi ncirişa na idare do ar daha soti mo gdzirťa ho-i!” “Geberis gidersin de bir daha seni görmem inşallah emi!”

dinʒxiri na gaasen [kan olur inşallah!] Haram olsun anlamında kullanılır. + “Dinʒxiri na gaasen do ar daa muti n ava gaşǩomasen! “Kan olur da bir daha bir şey yiyemez olursun inşallah!”

dişka obersali [odun kazma] Beceriksiz, elinden bir iş gelmeyen. + “Dişǩa obersali on him.” “Yeteneksizdir o.”

dodgineri dodzgumu [ayakta sıçmak] İş güç yoğunluğundan başka konulara fırsat bulamamak, Başını kaşıyacak zamanı olmamak. + “Haǯi mundiz ťriǩi amintxi, irda şǩule dodgineri dzgvare.” “şimdi boş gezenin boş kalfası gibi dolaş bakalım, büyüdüğün zaman bunlara vakit bulamayacaksın.” “Dulya vikip vikip var içoden, dodgineri bdzgup.“ “Yapıyorum yapıyorum bitmiyor, işim başımdan aşkın.”

dontxeri moseleri [düşmüş kalkmış] “Düşe kalka’ anlamında kullanılan bir deyimdir. + “Dontxeri moseleri komvalu.” “Düşe kalka gelebildi.”

dort oturaği doxunu [dört oturak oturmak] Bütün mal varlığını yitirmek, varlıktan yokluğu düşmek, hiçbir şeyi kalmamak. + “Biči Mṕolişa igzalu do dort oturak kodomoxunu.” “Oğlum İstanbul’a gitti, beni burada naçar bıraktı.” “İri tevuli kečopu do dort oturaği kodomoxunu.” “Her şeyi aldı, beni böyle bıraktı.” (Atn.)

doxunute ǩiǩil elamalu [oturmakla filiz çıkarmak] Uyuşuk, oturmayı seven tembel insanlar. + “Çkar mutus xe var mentxams, ǩiǩil eliğasen.” “Hiçbir şeye el sürmez çok tembeldir.” (Ark.)

dudi canǯu [saçları açıldı] Saçları seyrekleşip dökülenler için denir. + “Osmani dudi kocanǯu, ama xolo-ti var içilen.” “Osman kelleşti ama gene de evlenmiyor.”

dudi cebaťeri [kafası …] Zavallı, gariban, boynu bükük. + “Nana uğurus dudi cebaťeri kodosǩudu.” “Annesi ölünce gariban, boynu bükük kaldı.” (Atn.)

dudi cengzeri [kafası yanık] 1. Atn. Başına güneş geçmiş halde. + “Mjora dudis cengzeri limcişa dişǩa ptorit.” “Güneş başımıza geçmiş halde akşama dek odun taşıdık.” 2. Telâşlı. + “Dudi cengzeri ikten.” “Telâşlı bir halde dolanıyor.”

dudi gamağmalu [başını dışarıya çıkarmak] Ortamın müsait olması durumunda ortaya çıkmak, kendini göstermek. + “Coğori na-var on svas mǩyapuk dudi kogamiğams.” “köpeğin olmadığı yerde çakallar kendini gösterir, çakallar ortaya çıkar.”

dudi gamaťaxu [kafasını kırmak] Birine çok kızacağım, anlamında kullanılır. + “Dudi gamagiťaxare.” “Kafanı kıracağım.” (Atn.)

dudi kamiǩudelu [kafasını kuyruğuna sokuşturmak] Sıvışmak, hızlıca saklanmak anlamından. + “Baba muşi dzirusi, dudi kamiǩudelu.” “Babasını görünce, hemen kaçtı, saklandı.”

dudi oťaxu [kafa kırmak] Olmayan ya da zor bulunan bir şey için başı kırılmak, kapış kapış gitmek. + “Noğas ǩapça şeni dudi ťroxun.” “Çarşıda hamsi kapış kapış gidiliyor, hamsi için baş kırılıyor.” (Atn.)

dulya cutroxu [işi kırıldı] İş başına kaldı anlamında. + “Ma va giǯvi-i çi heko mot ulur. Dulya egoťroxu.” “Ben sana demedin mi ki o raya gitme. İş başına kaldı.”

dulya ǩlimu [iş tuttu] Bir işte çalışan insan için söylenir. + “Alik dulya ǩlimums.” “Ali bir iş tutuyor.”

dulya(s) konoksinu [işe osordu] İşe başlayıp bir süre sonra bırakanlar, işi tamamlayamayıp bırakanlar için denir. + “Alik dişǩa çitaserťu ama dulya(s) konoksinu naşǩu.” “Ali odun yaracaktı ama işe osurdu bıraktı.”

dumčǩu mčita [kırmızı karınca] Kanlı canlı insan anlamında kullanılır. + “Ali dumčǩu mčita ren, hemus mutu var ağoden.” “Ali kanlı canlıdır, ona bişey olmaz.”

dunya gverdi [yarım dünya] Fazlaca şişman anlamında. + “Ǩoçi dunya gverdi on.” “Adam çok şişman.” (Atn.)

dunya ulun, korbaz gyulun [dünya gidiyor, mideye iniyor] Dünya da hiçbir şeyle ilgilenmiyen, sadece midesini düşünen. + “Xvala dunya ulun, korbas gyulun yado skidun.” Yalnız kendi midesi için yaşıyor.” (Ark.)

E e

e çxome …! [Ey vay vah …!] Pişmanlık, kederlenme, ayıpla bildirir. + “E çxome si na goğodi emeğepe!” “Yazıklar olsun sana verdiğim emeklere!”

e na cemakçinare [inşallah kırlaşırsın] Uzun yıllar yaşarsın, anlamında bir duadır. + “Ena cemakçinare e bere şǩimi!” “İnşallah çok uzun yaşarsın çocuğum!”

e na ndğa do ǯana oǩogadvasen! [inşallah gün ile senen birleşir] Ömrün kısala, tez zamanda ölesin anlamında bir beddua. + “E na ndğa to ǯana oǩogadvasen do ar daha na va gasinapasen!” “Tez zamanda ölürsün de bir daha konuşamayasın!”

e na var doskudare! [inşallah olmazsın] ‘Yok olasıca, kalmayasıca’ anlamında bir beduadır. + “E na var doskudare, m ana moğodipe şeni!” “İnşallah kalmazsın, bana yaptıkların için!”

eǩaťǩoçeri [arkaya atılmış] Evlenip bırakılmış kadın. + “Hem bozo eǩaťǩoçeri ren.” “O kız bırakılmıştır.”

eǯaǩaṕu doǩaṕu [sıçradı zıpladı] Çaresizlikten hop oturup hop kalkmak. + “Guri muxtu do eǯuǩaṕu duǩaṕu.” “Kızgınlıktan hop oturup hop kalktı.”

evulape-muşi [örneği] Sözümona, güya anlamında kullanılır. + “Evulape-muşi, ma momoğordinasere.” “Sözümona, beni kandıracak.” (Atn.)

eyluği ṕoca(s) celubğun, moiselasi naxven. [iyilik kucağında duruyor, o kalkınca dökülür.] Nankörlük, iyilik bilmemek anlamlarında söylenir. Birine iyilik yaparsın, ama onun yerinden kalkıp gitmesi kadar kısa sürer. Hemen nankörleşir. + “Musťavaşi mo cemičam huy! Himu eyluği ṕoca(s) celubğun, moiselasi naxven.” “Mustafa’dan bahsetme bana şimdi. O nankördür.”

F f

felengis gexunu [felenke binmek] Tehlikeli işlere girmek anlamında. + “Doğanik ti moiğu, ar felengis gexedasen.” “Doğan’ın durumu sarmıyor, başı derde girecek.” 2. Yaşlılılıkta ölümün yaklaşması. + “Si haǯi badi divi, felengi iǯegidzin.” “Sen şimdi yaşlandın, öbür dünyaya yolcusun.”

feluǩa cemkvalu [kayığı …] Kayığı denize indirmek. + “Feluka cumkvi.” “Kayığı denize indir.” (Atn.)

frengi oşǩomu frengi oyapu [… yemek / olmak]Yedikleri zehir zıkkım olmak, haram olmak. Beddua. + “Ena frengi şǩomare! / Frengi to gayas.” “Yediklerin zehir zıkkım olsun!” (Atn.)

frengi giyare [… olasın] Önce bir işte yardım edeceğini, destek olacağını söyleyip sonra nanik yapmak. + “Mogoğordini da, frengi giyare.” “Kandırdım seni, yapmayacağım ki!(Atn.)

G g

galeni ǩoçi [dışarıdaki adam] Ev ahalinden olmayan kişiler içn denir. + “Huy dziʒam ama galeni ǩoçi şǩala haşo var gaxenasen.” “Şimdi gülüyorsun ama yabancı biriyle böyle yapamazsın.”

gamaťaxeri kyupi [kırık küp] Tutmsuz, çarçur insan. + “Siyadeti gamaťaxeri kyupi ren.” “Saadet çok tutumsuz bir kadındır.”

gekteri bore [Yıkılmış durumdayım] Bir şeyi çok beğenme, sevme durumu. “Ma baklavaşi gekteri bore.” “Ben baklavayı çok severim.” (Ark.)

gogala gogalasen / xol çkimda gegalasen! [dönüp dolaşacak, yine bana muhtaç olacaksın!] Açık kapıyı kapatma, döner dolaşır o kapıya düşersin, anlamında kullanılır. + “Huy meyomçam ama xolo şǩimda cegalasen gadzirasen.” “Şimdi beddua ediyorsun ama gene bana kalacaksın.”

guri au [gönlü olmak] bir işi yapmaya hevesi olmak. + “Si ekčopinu guri domau.” “Seni almak niyetindeyim.”

guri ceçamu [yüreğe vurmak] Yüreklendirmek, cesaretlendirmek. + “Axenas, yado beres guri cuçams.” “Başarabilmesi için çocuğu cesaretlendiriyor.”

guri cedveri [yüreğe koyulu] 1. Yürekli, cesaretli anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Guri cedveri ǩoçi orťu.” “Yürekli, cesaretli adamdı.”

guri cekʒinu [içi çürütmek] 1. Atn. yüreğini çürütmek, içini çürütmek, nefret ettirmek, soğutmak. + “Ṕaťu ama oxorcak guri cemikʒinu.” “Yapacaktım ama kadın nefret ettirdi.” 2. Atn. Hevesini kırmak. + “Berepek guri cemikʒines, muti oxinaponi var vore.” “Çocuklar hevesimi kırdı, bir şey yapacak halim yok.”

guri celakoru [yüreği soğumak] Kızgınlığı geçmek, yatışmak. + “Manebepes opşa xuçe miğuťu ama uǩai guri celamokoru.” “Dostlarıma çok kızgındım ama sonradan kızgınlığım geçti, yatıştı.” (Atn.)

guri ceşǩomu [gönlü yedi] Bıktırmak, bezdirmek, içini kemirmek. + “Ham oxorcak guri cemişǩomu.” “Bu kadın içimi kemirdi, bıktırdı, bezdirdi.” “Oxaṕarute guri kocuşǩomu.” “Onu konuşmasıyla bıktırdı, bezdirdi.” (Atn.)

guri ceťalu [gönlü acıdı] Üzülmek, içine dokunmak, ağrına gitmek, fenasına gitmek, zoruna gitmek. + “Didaşi dudi muşis na moxťupeşe opşa guri(s) cemaťu.” “Zavallı yaşlı kadının başına gelenlere çok üzüldü”

guri dişǩa dvau [kalbi odun gibi oldu] Hiç bir şey hissetmeyecek hale gelme. + “Bozomotas aoroperťu him biči, ama huy guri dişǩa dvau.” “Kız seviyordu o çocuğu ama şimdi içi soğudu, sertleşti.”

guri določvalu [içi acımak] Acı vermek, yüreği yanmak. + “Tenas guri dolobučvi.” “Tena’nın yüreğini yaktı.”

guri doxunu [gönle oturmak] İnanmak, ikna olmak, içine sinmek. + “Him bozomota guris duxedu.” “O kız, gönlüne oturdu.”

guri ečopumu [gönlünü almak] İyi bir şey yaparak hatasını telafi etmek. + “Beres şeçeri meçu do guri keyučopu.” “Çocuğa şeker verip gönlünü aldı.” (Atn.)

guri eşǩurčordu [yüreği koptu] Bir olay karşısında çok korkmak. + “Hişo uǯvasi, guri eşǩurčordu.” “Öyle söyleyince ödü koptu.”

guri ezdalu [kalbi çekmek] İçi el vermek, yüreği el vermek. + “Puci kodocinez do noǩvataman.” “Ama ma va maǯǩomilen, gurik var emizdams.” “İneği yere yıktılar ve kesiyorlar. ama ben bakamıyorum, içim el vermiyor.” “Dinʒxiri odziru guri var miyams.” “Yüreğim kan görmeye elvermiyor.” (Atn.)

guri gale [kalp dışında] 1. Atn. isteksiz, isteksizce. + “Guri gale ixaṕas.” “İsteksiz konuşuyor, konuşma isteği yok.” 2. İçtenliksiz, samimi olmaksızın. + “Mot gaceras, guri gale iťus.” “İnanma, samimi olarak söylemiyor, söylediklerinde samimi değil.” “Guris gale zoṕons.” “Samimi olarak söylemiyor.”

guri gamaningtu [kalbini döndürdü] İçini dışına gelmek. + “Ontxorapute guri gamamaningtu.” “Kusmaktan içim dışıma geldi.” (Atn.)

guri gečveri [yüreği yanık] Üzüntüden dolayı acı çekenler için kullanılır. + “Oroperi muşi var yačopinu do guri gečveri gulun.” “Sevdiğini alamadı, yüreği yanık geziyor.”

guri gekoru [yüreği soğumak] Kızgınlığın geçmesi anlamında kullanılır. + “Bičişi guri gekoru.” “Erkeğin gönlü soğudu.”

guri goktinu [gönlü çevirmek] Caymak, gönlü geçmek, vazgeçmek, bir şeye olan ilgisi bitmek. + “Xasani doboçilit, ama bolaki guri va gaktuǩo.” “Hasan’ı evlendirdik ama inşallah gönlü geçmez, umarız vazgeçmez.”

guri gondvalu [içi germek] 1. Atn., içinden geçirmek. + “Guris muya na gonindu mitis var uşǩun.” “içinden ne geçirdiğini kimse bilmiyor.” 2. Atn. Aklına koymak. 3. Atn. Hissetmek, önceden duyumsamak, içinden geçirmek. + “Vida ma do ar guris kogovindvi, uǩai-ti guri golomaktu.” “gideyim diye içimden geçirdim, sonradan da vazgeçti” 4. arh.. guri gondvalu [yüreğe ulaşmak] yürekler arası köprü kurmak, yüreklendirmek, destek vermek.+ “Ma ham dulyas gebočǩişi şurimşinepek guri gomindves.” “Ben bu işe başlarken can dostları destek verdi.” (Ark.)

guri lulu [kalbi yumuşak] ‘yufka yürekli’ anlamına gelen naif karakterli kişiler için söylenir. + “Him bere guri lulu on, mutu mot uǯomert ibgarasen.” “O çocuk yufka yüreklidir, bir şey söylemeyin ağlayacak.”

guri masari [içi kazık] katı yürekli, inatçı kişiler için söylenen bir ifadedir. + “Guri masari himus guri mečvala var uğun.” “Katı yüreklidir o, acıması yoktur.”

guri meçamu [gönül vermek.] Aşık olmak anlamında kullanılır. + “Ma Fatmas guri komepçi, ama hemuk; ho, var zoṕons.” “Ben Fatma’ya gönlümü verdim ama o; evet, demiyor.” (Ark.)

guri mečvalu [kalp acısı] Acımak, üzülmek. + “Ordo na ğuru şeni opşa guri(s) memaču.” “Erken ölümüne çok üzüldü” (Atn.)

guri meʒonu [kalbine batan] İçine dert olmak, içinde ukde olmak. + “Fatmaşi na upe, ǩoçiş guris naʒonu.” “Fatma’nın yaptıkları, adamın içine dert oldu.”

guri molva [yüreği gelmek] Darılmak anlamında kullanılır. + “Guri mogalu na idi mťuri mbuli eǯi.” “Darıldıysan git de yabani kirazı sök.”

guri molveri [içi gelmiş] Dargın, küs. + “İrişe guri molveri vore.” “Herkese dargınım, küsüm.” (Atn.)

guri moxtimeri / moyoneri [içi gelmiş] kızgın, sinirli. + “Haǯi yani muşişe mot ulur. Guri moxtimeri ren.” “Şimdi yanına gitme. Kızgındır.” “Muǩu ndğa’n xordza guri moyoneri miyonun.” “Kaç gündür karım bana dargın haldedir.” (Atn.)

guri moyonu [içi getirtmek] Darıltmak, küstürmek. + “Nana muşis guri muyonu.” “Annesini küstürdü.” (Atn.)

guri mozdimu [içi çekmek] İğrenmek, midesi bulanmak. + “Ğureli mtugi dziruşi gurik mozdu.” “Ölü fare görünce midesi bulandı.”

guri nagzu [kalbi yandı]içi yandı. + “Bereşi obgarinu ognusi, guri nagzu.” “Çocuğun ağlayışını duyunca içi yandı.”

guri nulu [içi koptu] Karın acıkınca söylenir. + “Bere cari amşǩorinasi guri nulamťu.” “Çocuk acıkınca, karnı ağrıyordu.”

guri obgaru [kalbi ağlamak] İçi ağlamak, içi sızlamak, tatmin olmamak. + “Puci ucuzi gamamaçu, yado guri abgaru.” “İneği ucuza sattığını düşününce içi sızladı.” (Atn.)

guri okaçu [içi tutmak] Kendini tutmak, duygularını dizginlemek. + “Ham seri aşeşen dido guri momixtu, ama guri bokaçi do mutu var ptkvi.” “Bu akşam Ayşe’ye çok kızdım ama kendimi tuttum ve bir şey söylemedim.”

guri okorinu [içi soğutmak] Yüreğini soğutmak. + “Ar var cepçaşe guri vati mikoras.” “Onu bir güzel kez dövmeden yüreğim soğumayacak.” (Atn.)

guri oťaxu [kalp kırmak.] + “Bereşi guri duťaxu.” “Çocuğun kalbini kırdı.”

guri zdums [içi çekiyor] Canı çekmek anlamında kullanılır. + “Guri zdams da mu as!” “Canı çekiyor da ne yapsın?”

guri(s) cuksinu [içine osurmak] Hevesini kaçırtmak. + “Him bozomota epčoparťu ama guri(s) cemiksinit.” “O kızı alacaktım, ama hevesimi kaçırdınız.”

gurik ezdalu [iç çekmek] İçi el vermek, yüreği el vermek. + “Puci kodocinez do noǩvataman, ama ma va maǯǩomilen, gurik var emizdams.” “İneği yere yıktılar ve kesiyorlar. ama ben bakamıyorum, içim el vermiyor.”

gurik miǯumers [içi söylemek] İçinden geçirmek, kalbinden geçirmek. + “Gurik miǯumers oťi geçi do çxindi gyumğiri.” “İçimden onun burnuna vurup kana bulamak geliyor.” (Atn.)

guris guri gebadzgu [yürek yüreğe bastı] Çok sabırlı olmak, sebat göstermek anlamında kullanılır.

gurişi xelate [gönlün mutluluğuyla] Yürek sevinci ile, yüreğindeki sevinçle. + “Gurişi xelate ida.” “Şurimşine cuma çkimis selami oğodi.” “Yüreğindeki sevinçle gidesin. sevgili kardeşime selam söyle.”

gza cebalu […] Bir şeyin yapılması için yol açmak. + “Nana-şǩimik Mṕolişe vida yado gza cemibams.” “Annem İstanbul’a gideyim diye yol açıyor.” (Atn.)

gza do gza [yol ve yol] ‘Yol boyunca’ anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Haşo gza do gza vidat do yaťile mu bdziraten.” “Böyle yol yol gidelimde, bakalım ne bulacağız.”                                

gza dodu [yol koymak] Yola koymak, yolu göstermek + “Gza domidumers.” “Yolu gösteriyor.” (Ark.)

gza ečopu [yol almak] Yol almak, yola devam etmek+ “Dido gza ečopu şeni ordoşen idare.” “Çok yol almak için erkenden gideceksin.” (Ark.)

gza gelaşiru / gza oşiru [yol aşıtmak ] Bir şeyi aşırı derece istemek, bıkmamak. + “Gza gelaşiru, hemuz mu unonna komeçit.” “Bıkmadan geliyor, ne istiyorsa verin.” (Ark.)

gza meçamu [yol vermek] Yol vermek, yola koymak, yollamak, baştan savmak. + “Gza meçit do igzalas! Domailasen.” + “ Başınızdan savın gitsin!” “Öldürebilirim.” (Ark.)

gza(s) celaren [yolda beklemek] Dünden hevesli olmak anlamında kullanılır. + “Himus duǯvi ǩo zaťi, gzas celaren.” “Ona sen söylesen yeter ki, dünden hevesli.”

Ğ ğ

ğanci gečveri [baldırı yanık] Tembel, hamarat olmayan kişiler için kullanılır. + “Bozo ğanci gečveri ren.” “Kız tembeldir.”

ğaperi ǩvili […] Yanlış yapılan işlerden vicdan azabı duyan ve bu şekilde ölenler için kullanılır. + “”Ğaperi ǩvilite dixvare.” “Utanç içinde öleceksin, gömüleceksin.”

ğecis gexedu [domuza bindi] Delicesine dolaşmak anlamında kullanılır. + “Ali ğecis gexedu. Mu ikoms belli va ren.” “Ali delicesine dolanıp duruyor. Ne yapıyor belli değil.”

ğecişi donorine: [Domuzun doğurduğu]Kötü insanlar için kullanılır. + “ Sin ar çkva ak varmugalas, ğecişi donorine! “ Bir daha buraya gelemeyesin inşallah, domuzun dölü! ( Xop.)

ğecişi nunǩoni: [domuz suratlı] Meymeneʒiz insanlar için kullanılır.+ “Ğecişi nuǩonis oǯǩedi, beti beti mu iǯǩen!” “Meymeneʒize bak, kötü kötü ne bakıyor!” (Xop.)

ğecişi ti ogubu [domuz başı pişirmek] Kızılca kıyamet koparmak, kıyameti koparmak, bağırıp çağırmak. + “Babas ǩiča komebuťaxi, oxorişa moxtais ğeciş ti gubasen.” “Babamın çakısını kırdım, eve gelince kızılca kıyameti koparacak.”

ğocis extimu [köşeye çıkmak] Sinirden deliye dönmek. + “Ğocis kextu baba skani.” “Sinirden deliye döndü baban.”

ğomaneri bere [dünkü çocuk] İşi kavrayamayacak, yapamayacak kadar küçük olmak, tecrübesiz olmak. + “Si haya mučo vare ğomaneri bere.” “Sen bu işi yapamayacak kadar küçüksün.” (Ark.)

ğuli oǯǩomilu [yan bakmak] Düşmanca bakmak anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Ğuli ğuli mot moǯǩer?” “Öyle düşmanca neden bakıyorsun?”

ğura çeçxuri ečopinu [ölüm ateşini aldı] Ölüm öncesi sıtmaya benzer titreme. Ölüme yaklaşmak.+ “Nazmiye xala, ğuraş çeçxuri ečopu.” “Nazmiye hala ölüme yaklaştı.” (Atn.)

ğura çere cedvalu [yüzüne ölüm inmek ] Beti benzi atmak, solmak anlamındadır. Ölüye benzemek. + “Amedi zabuni on mondo, ğura çere celvadu.” “Ahmet hasta galiba, beti benzi soluk.”

ğura medis amolva [ölüm umuduna girmek] Ölüm zamanı gelmek, ölecek gibi olmak. + “Him aşǩva ğura medis kamaxťu.” “O artık ölüm halini aldı.” (Atn.)

ğura mončinu [ölüm yaklaşmak] Canına susamak, eceli yaklaşmak. + “Mondo eceli moganču si!” “Canına susadın sen galiba!”

ğuraşi ǯǩaris megzalu [ölümün suyunu yakmak] Ölümünü görmek, ölümüne tanık olmak. + “Ha dişkape ğuraşi ǯǩari megigzare.” “Bu odunlarla suyunu ben ısıtacağım, senin ölümüne tanık olacağım.”

ğva guda: [tulum yanaklı] Tombul yanaklar için kullanılır. + “Nunǩu gudas oǯǩedi, eǩo gyari mu imxors!” “Tombul yanaklıya bak, ne çok yemek yiyor.” ( Xop.)

H h

haşoşişi golikten [otarafa dönüyor] Yaşama dönmek, iyileşmek anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Nana şǩimi haşoşi goliktu.” “Annem iyileşti.”

Hemdişi oçilu miǩilu: [Hamdi’nin evlenme çağı geçti] İş işten geçti artık anlamında kullanılır. + “İya ordoşen tkvaginťu, Hemdişi oçilu miǩilu.” “Onu önceden diyecektin, artık iş işten geçti.” ( Xop.)

him ǩoçi(s) ťanci muşi şuǩu, saṕoni-ti kuğun [o adam kiri kadar sabuna da sahip]. Söylediği sözler kadar, yapabilecek potansiyeli do olanlar için söylenir. Ya da bir hata etmiş ise onu düzeltebilecek kabiliyete de sahiptir. + “Amedik ťanci muşi şuǩu saṕoni-ti kuğun.” “Ahmet hedeflerini gerçekleştirebilecek güce sahip.”

hişo bdagum [öyle doğruyorum] Benim sorun çözme yöntemim budur, ben böyle hallederim. + “Peği vorsi ṕi, muya miǯvatere ma hişo bdagum.” “Çok iyi yaptım, ne diyeceksiniz, bu benim halletme yöntemim.” (Atn.)

hololo hololo golva […. dolanmak] Aylak aylak gezmek. Başıboş dolaşmak. İşle güçle ilgilenmeyen, sorumluluk almayan. + “Ham bičişǩimi gişǩuťasereçi hololo hololo golva şeni ičadu.” “Bu benim oğlan, sanki aylak aylak gezmek için yaratılmış.” (Atn.)

İ i

idi ǩitxi, moxti giǯvare [git sor, gel söyleyeyim] Bir konu hakkında bilgi sahibi olması gerekirken, başka kimselerden öğrenmeye çalışan kimselere söylenen bir deyi yani, ‘bu konuyu senin bilmen gerekirdi, şimdi bana soruyorsun’ anlamına gelir.

idi sirťis geladzgvi / moxti çeçmes moladzgvi [git sırta sıç / gel kenefe sıç] İş güç yapmayan, sürekli aylak dolaşan insanlara atfen söylenir. + “Hemuş dulya; idi sirtiz geladzgvi, moxti çeçmes moledzgvi.” “Onun işi gücü aylak aylak dolaşmak.”

ili ala/vala/ğvala [kemik memik] 1. Çok zayıf olan, bir deri bir kemik anlamında. 2. Kemik-memik + “Ham berek çkar gyari var ipxors. İli xvala doskidu.” “Bu çocok hiç yemek yemiyor. Bir deri bir kemik kaldı.”

imbri cumeni var uğun […] 1. Güveni olmamak, kimseye güveni kalmamak. + “Mitişa imbri cumeni va miğun.” “Kimseye güvenim yok.” 2. Kimseden bir beklentisi olmamak. 3. Atn. ortada olmamak, görünürde olmamak. + “Soti imbri cumeni var orťu, ǩoçi moxťu do leťa goru.” “Ortada hiçbirşey yokken adam gelip toprak istedi.”

inaťi ǩuǩari [inat maşaşı] Aşırı inatçı kişiler için söylenir. + “Aşe inaťi ǩuǩari on.” “Ayşe inatçıdır.”

ini colun [soğuk düşüyor] Hava soğumaya başlıyor, hava soğuyor anlamına gelir. + “İni colu aşǩva, dişǩa doxazirit.” “Soğuk başladı artık odun hazırlayın.”

ini papa […] Soğuk, sert mizaca sahip kişiler için söylenir. + “Ṕoťe var diʒams, ini papa.” “Hiç gülmez, soğuk biridir.” (Atn.)

inči minči var ayu […. olmamak] Dişinin kovuğuna değmemek, yetmemek, doymamak. + “Pucik a aminču, mepçi meçama inči minči va ayu.” “İneğe verdiğim yem dişinin kovuğuna değmedi.” (Atn.)

isa cextimu [İsa inmesi] Ne olursa olsun, mutlaka, anlamında. + “İsa kocexťu ǩo-ti, ham dulya evončinaten.” “İsa inse de bu işi tamamlayacağız.”

ivi ogoru [… istemek] Bir işe başlamak için yol aramak, işaret beklemek. + “Noğaşe olvaşi ivi gorums.” “Çarşıya gitmenin yolunu arıyor.” (Atn.)

ixi činǩa [rüzgar peri] Uğrama ya da çarpılma gibi, kötü ruhların neden olduğuna inanılan hastalıkların genel ismi. Sara, romatizmal rahaʒızlık; çarpılma +

ixi ksinums [rüzgâr osuruyor] Bol keseden atan, olmayacak işleri yaparım, diye konuşan. + “Amedis uci mo meçam če? Himuk ixi ksinums!” “Ahmet’e kulak ne veriyorsun, o sallıyor hep!”

ixi mxodule Boş işle uğraşan, somut birşey üretemeyen, boş laf yapan ama iş yapmayan. + “Alişi laǩirdepes uci mo meçam, himu ixi mxodule on.” “Ali’nin sözlerine kulak verme, o boş konuşur.” (Atn.)         

ixis mebaru [rüzgara üflemek] Çözmeye gücü yetmeyecek ölçüde büyük bir işi, bir sorunu çözebileceğini sanmak, beyhude çabalamak, aldanmak, o büyük güç karşısındaki acizliğinin farkında olmamak. + “İxis nubarams.” “Nafile, rüzgâra üflüyor.” (Atn.)

ixi osku [rüzgâr yumurtlamak] Bazen tavuklar folluğa oturup yumurta yaptığını sanarak ciyak ciyak bağırır ya, işte ondan esinlenerek, bazı insanlar boş yere yaygara kopardıklarında veya uğraşıp didinip ortaya bir iş çıkaramadıklarında söylenen bir deyimdir + “Ǩoçi içalişams do mutu var, ixi skums!” “adam çalışıyor ama boş çalışıyor ortaya bir şey getirdiği yok!”

ixik iğams [rüzgâr götürüyor] 1. iler tutar yanı yok. + “Xasani ixik iğams.” “Hasan’ın insanlıkla ilgisi yok. 2. zayıf hastalıklı, ayakta duracak mecali olmayan. + “Pucepe ixik iğaman.” “İneklerin ayakta duracak halleri kalmamış.”

ixis gexunu [rüzgara binmek] Boş ve tutarsız olmak + “Haya ixis gexen. Hamuşen mutu ǩundi var iven.” “Bu tutarsız biridir. Bundan bir bok olmaz.” (Ark.)

Ji

jin na ren ǩonari tudeti oxun [üstte durduğukadar yerde var] Çıkarcıve uyanık geçinen kişi. + “Ar mendoǯǩedi jin na ren ǩonari tudeti oxun. Hemus mxuci var niçen.” “Bir bak, öyle içten pazarlıklı ki ona destek verilmez.” (Ark.)

ji nʒa tude leťa [üstte gök, yerde toprak] Kaçacak yerin yok, sonu ucu belli, ne kadar kaçarsan kaç sonuçta gerçekle yüzleşmek gerekir. + “Nak idare, ji nʒa tude leťa.” “Nereye kaçabilirsin ki, üstte gök, yerde toprak; ikisinin arasındasın.” (Atn.)

jini fani dunya muşis va nças [üstteki dünyasında yok] Hiçbir şeyden haberi yok, kavrayışsız, başına gelecekleri önceden sezemiyor, tahmin edemiyor. Öbür dünyadan haberi yok gibi. + “Himus muya uǯomer, jini dünya muşis va nças.” “Ona ne söylüyorsun, dünyadan haberi yok.” (Atn.)

jur şuroni [iki canlı] Hamileler için söylenir. + “Heya jur şuroni ren, hemus dulya mot oxenapemt!” “O hamiledir ona iş yaptırtmayın!” (Ark.)

K k

kankas cexunu [kestanenin dışındaki kabuğa binmek] Diken üstünde olmak, tedirgin olmak. + “Baba şǩimi ognasen-i, yado kankas cepxer.” “Babam duyacak mı, diye tedirginim.”

kapka modu [kabuk bağlamak] Her hangi bir şeyi unutmak, vaz geçmek, zaman geçmesi. + “Hemus kapka modu, si gzas skanis naoni.” “Onun zamanı geçti, sen yoluna devam et.” (Ark.)

karmaťe nǩola sťeri [değirmen anahtarı gibi] Değirmenler kamusal mülkiyete tabidir ve değirmenin anahtarı herkeste bulunabilir. bu yüzden değirmen anahtarı sorumsuzluğun, sahipsizliğin simgesi olarak kabul edilir. + “Karmaťe nǩola sťeri mele golaťoçuman, mole molaťoçuman.” “Değirmen anahtarı gibi bir öteye fırlatıyorlar bir beriye.” Beddu olarak, kızlar için de kullanılır. + “E na karmaťe nǩola sťeri na goxťare!” “Değirmen anahtarı gibi elden ele dolanırsın!”

karmaťek ťaxums [değirmen kırıyor] Öğütülmekte olan mısırın bitmesinden dolayı değirmenin boşa dönmesi ve sürtünmeden dolayı değirmen taşının aşınması.

kaşari geǯǩu […] “Keselemek” çok çalışmaktan dolayı aşırı derecede yorulmak, bitap düşmek, imanı gevremek. + “Oçalişute kaşari kogemaǯǩu.” “Çok çalışmaktan imanım gevredi.”

kçe puci [beyaz inek] Çok üşüyenler için söylenir + “Kçe puci rei ham ťaronis ini diven-i?” “Ne çok üşüyorsun bu havada bu havada soğuk olur mu?” (Ark.)

keboťroxi [ üstüne kırıldım] Ona çok değer verdim, kendimi ona dadım. + “Heya boǩitxapa mado keboťroxi.” “Onu okutayım diye kendimi ona adadm.” (Ark.)

kemane gulaxerxu: [Kemane biçmek] Umursamamak, kulak asmamak anlamında kullanılır. + “Dişumu na dişumu, kemane gulavuxerxup!” “Kızdıysa kızdı, umurumda sanki!” ( Xop.)

kemane osu [kemane yay çekmek] Umursamamak anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Ginon na gyari čǩomi ma kemane busumer.” “İstersen yemeğini ye, benim umurumda değil.” (Ark.)

kemençe očandinu [kemençe çalmak] Kaale almamak, takmamak. + “Ma ora muşiz dobuǯvi, haǯi kemençe boçandinam.” “Ben zamanında söyledim, şimdi umurumda değil.”

kerki edu [üstüne kabuk koymak] Kabuk bağlamak, kalınlaşmak. + “Kerki ebudvi var oxoǯonu.” “Kabuğunu kalınlaştırdım anlamadı.” (Ark.)

kerki eǯadu [altuna kabuk koymak] Ona oyun yapmak, ayağın kaydırmak, bir durumdan olumsuz etkilemek + “Hemuz kerki keǯebudvi.” “Ona oyun yaptım.” (Ark.)

kerki merçu [ağaç kabuğu sermek] Aldatmak, saman altında su yürütüp, tufaya getirmek. + “Xasanik, hem bozo nusa bixenare-ya do ikten, ama ma kerki komeburçi.” “Hasan o kızı gelin edeceğim diye dönüyor ama ben işini bozdum, haberi yok.”

kerkiz gexunu [ağaç kabuğuna binmek] Ekonomik veya sosyal durumu kötüye gitmek. + “Meşuxtes moşuxtes do ǩoçi kerkiz kogyoxunes.” “Allem ettiler kallem ettiler adamı perişan ettiler.”

kesintis ečopu [alay etmek] Dalga geçmek anlamına gelir. + “Badi ǩoçi kesintis mot ečopumt.” “Yaşlıadamla dalga geçmeyin.”

kina elamǩvatu [kenardan kesen adam] Yankesici, üçkâğıtçı. + “Si mu kina elamǩvatu re si.” “Sen ne üçkâğıtçısın sen.”

komoli euǩaṕinams […] Erkekliğini çizmek, delikanlılığını bitirmek, façasını bozmak. + “Ǩoçis komoli uǩaṕinaman do mendaşǩuman.” “Adamın erkekliğini bitirip gönderirler.”

konaonu (bičis) [peşine takılıp gitmek] Kızın, sevdiği adama kaçması. + “Him bičis konaonu.” “O erkeğe kaçtı.”

korba çkimi, çkimden tude ren: [midem benden aşağıdadır] Ne yersen ye, önemli olan karnının doymasıdır anlamında kullanılır. + “Eǩo mutu var unon, ar minci geṕťağanup, domibağun. Korba çkimi, çkimden tude ren.” “Öyle çok bir şey gerekmez, peynir tavalarım bana yeter. Doyunca hepsi bir.” (Xop.)

korba çxala ishal hastalığını ifade eder. + “Korba çxala maǩnu. Mundi va maǩaçen.” “İshal oldu Kıçımı tutamıyorum.”

korba dolozgveri [karnı sıçılmış] Karnına fazla düşkün olanlara söylenen bir ifadedir. Obur. + “Him kobra dolodzgveri on.” “O obudur.” (Atn.)

korba gamogalu [karnın çıktı] Göbek yapmak, göbeklenmek anlamında kullanılan bir ifadedir. + “Korba gamogalo cuma, mu imxor hiǩu?” “Göbek yaptın kardeş, ne yiyorsun o kadar?”

korba gologadu [karnın önüne geçti] Göbek yapmak, göbeğinin büyümesi anlamındadır. + “Haǩu na ingvani, korba gologadu.” “Ne kadar kilo aldın, karnın senin önüne geçti, göbek yaptın.”

korba ǩundoni [karnı boklu] Obur, canı her şeyi isteyenler için kullanılır. + “Naǩo kobra ǩundoni ǩoçi re?” “Ne kadar obur adamsın sen?” (Ark.)

korba memxaneri […] Karnı burnunda, hamile. + “Ayşe korba memxaneri on, dvorinasere.” “Ayşe hamiledir, doğuracak.” (Atn.)

korba oǩoxveri [karnı bozuk] İshal olmuş, bağırsakları bozulmuş, ishal. + “Korba oǩoxveri vore.” “İshalim.” (Atn.)

korba ťololo […] Yemek yemeyi çok seven, obur, doysa da gene yiyenler için kullanılır. + “Amedi atxe korba ťololo orťu ama huy do huy aşǩva muti var imxos.” “Amedi eskiden oburdu ama şimdilerde bir şey yemiyor.”

korme guri(s) cedveri [tavuk yürekli] Çok korkak kişiler için söylenir. + “Haǩu korme guri(s) cedveri mot ore?” “Bu kadar korkak niyesin?”

korme mundi meçameri [tavuk göt verili] Çirkin suratlı kişiler için söylenir. + “Korme mundi muçameri bere.” “Çirkin suratlı çocuk”

korme(s) ǯari na cubay şuǩu var uşǩun / va mvalu [tavuğa su içirdiği kadar bile bilmeyen] 1. En ufak bir merhamet sergilemeyen, katı yürekli olmak. 2. Nankör olmak anlamında kullanılır. + “Hiǩu mevuşveli ama kormes ǯari na cubams şuǩu var mvalu.” “O kadar yardım ettim ama biraz olsun iylikten anlamadı.”

kortu layči […] Çok havlayan ama ısırmayan, fuzuli havlayan bir köpek cinsi. + “Gulur gulur do komulur, kortu layči sťeri avlapes goylalam.” “Geziyor geziyor geri geliyorsun, avluda fuzuli

ksini steri gamastu [sessiz osuruk gibi çıkmak] Kimseye hissettirmeden kaçmak + “Dulya var moǩǯondas-i skini steri gamastun.” “İşi beğenmedi mi anında yok olur.”

kuni tutxu [seyrek beyinli] Aklı evvel. + “Sevinci mʒika kuni tutxu ren.” “Sevinç birak aklı evveldir.”

kvaş guroni : [Taş yürekli] Merhameʒiz, zalim insanlar için kullanılır. + “Aya Erol Ťaşiz oǯǩedi, mu kvaşi guroni ǩoçi ren. Beres mu aǩvans?” “Şu Erol Taş’a bak, ne taş yürekli adam! Ne istiyor çocuktan?” ( Xop.)

Ǩ ǩ

ǩaǩalape keobğu [taneleri yaymak] İşten pestili çıkmak, bitap düşmek anlamında kullanılır. + “Muradi(k) ǩaǩalape keobğu aşǩva.” “Murat, tanelerini yaydı artık.” (Arş.)

ǩaǩalepe ombaru [tanelerin şişmesi]Sinirden testislerin şişmesi,kızmak, aşırı sinirlenmek, öfkelenmek, kan beynine sıçramak. Bu deyimi sadece erkekler değil kadınlar da çok sinirlendiklerinde kullanır. + “Ekisperik ham nçayi va ep’čoya ťǩusis yeǩten ǩaǩalepe domambaru.” “Eksper çayını almayacağım der demez çaldırdım, adeta kan beynime sıçradı.” (Atn.)

ǩalati čeyis gedgin: [sepet tavan arasında]. Rivayete göre bir gün adamın biri yaşlı annesini sepete koyup sırtlamış ve ormana götürmüş. Onu ormana bırakıp geri dönerken annesi arkasından seslenmiş ; “Oğlum, sepeti de al, bir gün sana da lazım olur.” demiş. Bunun üzerine adam yaptığından pişman olmuş, annesini de alıp eve geri dönmüş. Bu, Lazlar arasında şaka yollu kullanılan bir deyimdir. “Çok konuşma, bak sıra sana da gelir, sepete koyup götürürler seni sonra” anlamında şakalaşırlar.

ǩali dodvalu […] 1. Pes etmek, teslim olmak, kabullenmek. + “Ǩuşumi var şǩomuşa ali var dodu.” “Kurşunu yemeden teslim olmadı.” (Atn.)

ǩaoba docalu […] Rahatlık batmak, rahatlığı hazmedememek. + “Ǩaoba docu, var dvaxunen.” “Rahatlık battı, oturamıyor.” (Atn.)

ǩaṕula meçamu [sırt vermek] Güvenmek anlamına gelir. + “Ma hem ǩoçis ǩaṕula var memaçen.” “O adama güvenemiyorum.”

ǩaṕula onçaminu [sırtı kaşınmak] Dayağa müstahak olmak. + “Ǩaṕula gançaminen-i?” “Dayak mı istiyorsun?”

ǩaṕulas posťi dolorçalu [sırtına post sermek] Dışarıda yaptığı bir yanlışın cezasını evde çekecek olmak, evde dayak bekliyor anlamındadır. + “Baba sǩani moxťasis muya uǯvare, amseri oxorişe ǩaṕulas posťi delirçi do ela.” “Baban akşam eve gelince ne hesap vereceksin, kaçarın yok. Temiz bir dayak seni bekliyor.” (Atn.)

ǩaṕulas moberi moyonu [arkasına yükleyip getirmek] Sırtında getirmek. Karı-koca kavgası sırasında erkekler genellikle karısına senin çocuğun işte gibisinden laf ederler. + “Bere sǩani muya uǯomeran, baba şǩimi oxorişe ǩaṕulas moberi moviyoniyi?” “Senin çocuğun ne demek, senin de çocuğun değil mi, ben bu çocuğu babamın evinden sırtımda mı getirdim?” (Atn.)

ǩaťu yustu mtugi gyustu: [kedi kaydı fare düştü] Şansın kendinden yana dönmesi için arka arkaya tekrarlanan bir ifadedir. + “Juventusis var acginas Trabzonsipori hayde, ǩaťu yustu mtugi gyustu, ǩaťu yustu mtugi gyustu!” “İnşallah Juventus Trabzonsporu yenemez!” (Xop.)

ǩeťi odagu [çomak çentmek] Yarışmak, aşık atmak. + “Si mi ǩala ǩeťi dagum?” “Sen kiminle aşık atıyorsun?”

ǩibiri oǩoreʒxu [diş saymak] Güleç yüz gösterip, çok fazla şımartıp, kişinin saygınlığını, itibarını düşürtmemesi. + “Ǩibiri mot oǩoroʒxapam, oǩule var megiyucams.” “Çok fazla şımartma, sonra seni önemsemez.” (Ark.)

ǩibri ozdalu [dişini sıkmak] Bir olay karşısında sabır göstermek, hemen harekete geçmeden beklemek.+ “Huy do huy nena vavikum, ǩibri vuzdam.” “Şimdilik susuyor, ses çıkarrmıyorum.” (Atn)

ǩoçi mşǩomu [adam yiyen] İnsanları sürekli olarak rahaʒız eden, sık boğaz eden, sürekli olarak sorunlar çıkartan kişiler için söylenir. + “Muradi ǩoçi mşǩomu on.” “Murat adamı canını burnundan getirir.”

ǩoçik ǩoçi imxors: [adam adamı yiyor] İnsanlar birbirine zarar veriyor, birbirinin kuyusunu kazıyor anlamında kullanılır. + “ Lome eşo yiçkindineren do mskveri imxors hade; Ǩoçik ǩoçi na imxors iya ṕati ren.” “Aslan öyle yaratılmış da ondan yiyor geyiği; insan insanı yiyor, esas o kötü.” (Xop.)

ǩromi goşǩoru [soğan doğramak] Birini kandırmaya çalışmak anlamında kullanılır. + “Si ǩromi cegişǩorams.” “Seni kandırmaya çalışıyor.”

ǩuçxe çapa [çapa ayaklı] Büyük ayaklı, ağır hareketli + “Ǩuçxe çapa adimi ezdi, bigzalat!” “Ağır hareket ediyorsun, acele et gidelim!”

ǩuçxe mozdu [ayağı çekmek] Bir yere gitmek, uğramak işini bırakmak + “Musa şeni ṕaťi mutu tkvit-i? Ǩuçxe moizdu.” “ Musa için kötü bir şey mi dediniz? Hiç uğramıyor.” (Ark.)

ǩundi mčǩomu [bok yiyen] Bir işi üstüne başına bulayan, beceremeyen + “Ǩundi mčǩomu si ham dulya var aǩatana var iveťu!” “Sen bu işe karışmasan olmazdı!” (Ark.)

ǩundi očǩomu [boku yedi] Çok kötü bir şey yapmak + “Hemuk ǩundi očǩomu. Çku ṕaten.” “O boku yedi. Biz ne yapacağız.” (Ark.)

ǩurta ǩaçamuperi gulun […] donu elinde geziyor. + “Him ǩurta ǩaçamuperi na gulun xordzaşi gaceru do şǩimi mot var gaceru?” “O, donu elinde dolaşan kadına inandın da benimkine mi inanmadın?” “Ǩurta muşi na-var aǩaçen xordza.” (küçümsemek için) “Donunu tutamayan kadın.” (Atn.)                   

ǩurtas doloxunu [kadın donuna girmek] Karısının sözünden çıkamayan, onun cinselliğinin tesiri ile her dediğini yapmak. + “Komoli ǩurtaz kodolixunu doren do omçvinams.” “Kocasını donuna koymuş her dediğini yaptırıyor.”

L l

lači dorineri [köpeğin doğurduğu]. Yaramaz, haylaz, kötü karakterli kişiler için söylenir. + “Si mu gulur lačişi dorineri.” “Sen ne gezersin, köpeğin doğurduğu.”

lači taseri [köpek tohumu] Kötü karakterli kişiler için söylenir. + “Cuma, himu şǩala cabari var cegazdasen. Laçişi taseri on.” “Kardeş onunla baş edemezsin. Köpek dölüdür o.”

laǩirde meǩoru [laf bağlamak] Lafı gediğine oturtmak. + “Laǩide nuǩoru.” “Lafı gediğine oturttu.” “Na va giǯu muti va dosǩudu do si a laǩirde va gaziťu.” “Demediği kalmadı ama sen bir tek söz söyleyemedin.” “Şǩimi laǩide mo ikum!” “Benim lafımı yapma!” (Atn.)

luği oǯilu [incir toplamak] Bunamış, yatalak bir ihtiyar, salonda oturan misafirler için ikide bir, “musafirepes ar luği duǯilit.” misafirlere incir toplayıp ikram edin! dermiş. dermiş, ama mevsim kış, dışarıda bir metreye yakın kar varmış. işte o gün bu gündür bir toplulukta biri olmayacak bir laf eʒe “ham ǩoçik luği ǯiloms!” bu adam incir topluyor denir. Yahut da “luği mot ǯilom!” incir toplama! deyip ikaz edilir.

M m

makvali ceťaxu [yumurta kırmak] Bir kişiyi darıltmamak amacıyla onun her dediğini yapmak. + “Ṕanda makvali var cemaťaxen.” “Her zaman istediğini yapamam.” (Atn.)

malave puci [mart ineği] Bahar başlarında ilk kez araziye salınan ineğin sağa sola koşuşması. + “Malave puci steri garçen.” “Mart ineği gibi koşuyor.” (Ark.)

mamuli oyapu [horoz olmak] Birisinin başına horoz kesilmek. Emir buyuran anlamında. + “Ǩoçi mumuli domayes.” “Adam başımıza horoz kesildi.” (Atn.)

marte mskva [komşu güzeli] hoppa, fingirdek. + “marte mskvasteri goiǯǩen.” “hoppa kızlar gibi, gözü dışarıda.”

maťuji dosǩudu […] Kimsesiz kalmak. + “Nana-ti domiğuru şǩule maťuji kodopsǩudi.” “Annem de öldükten sonra kimsesiz kaldım.”

mcumu ǯaris cenǯaloni oyapu [tuz suyuna bandırmalık olmak] Tuz suyuna ekmek batırıp yiyecek kadar yoksul olmak. + “Dulyaşen gamafťi şǩule mcumu ǯaris cenǯaloni doviyi.” “İşten çıktıktan sonra çok yoksullaştım.” (Atn.)

mčima goǩaçu [yağmur tuttu] Yağmurun birden bire bastırması anlamında kullanılır. + “Zuğaşe gamafťaterťu çi, mčima goǩaçu.” “Denize açılacaktık ki yağmur birdenbire bastırdı.”

mču dolončvalu […] Yoksulluktan kırılmak, açlıktan nefesi kokmak. + … (Atn.)

mebğalu mepşeri [dolup taşmış] Bolluk içinde. + “Mebğeri mepşeri psǩudut.” “Bolluk içinde yaşıyoruz.” (atn)

meğureri do medaǯeri [yıkılmış, bitmiş] Çok büyük bir darbe almak, büyük bir felaketle karşılaşmak, bitmişlik, tükenmişlik. + “Vu! mebğuri do mevidaǯi.” “Eyvah! yandım mahvoldum.” Mebğuri mevida3’i / Uci dagdagi puci (bir tekerleme)(Atn.)

mečirderi ovapu [kopuk olmak]. İpini koparmış anlamında kullanılır. Sağı solu belli olmayan, “kopuk” kişiler için söylenir. + “Ali mečirderi on, mutuşi şǩurina var uğun.” “Ali kopuktur, bişeyden korkusu yok.”

meçǩiyuşi xami muşi muk muşimes: [kendi bıçağını kendi çıkarıyor] Kendi işini kendi bozuyor, bindiği dalı kesiyor anlamında kullanılır.+ “Patronişi odaşen gečareli nixireleren; mečǩiruşi xami muşi muk muşiğeren.” “Patronun odasından para çalmış; kendi etmiş kendi bulmuş.”

medu modu [eveleyip gevelemek] Lafı evirip çevirme, eveleyip geveleme. + “Mutu giçkin dotkvi, si nena nodumel modumel.” “Ne biliyorsan soyle, sen lafı eveleyıp geveliyorsun.”

megreli dogutu [Megrel durdu] İnat etmek, sözünden dönmemek. Megrellerin inatçı yapılarına atıfta bulunuluyor. + “Ho var iťus do megreli dogutu.” “Evet demiyor, inada bindi.”

melendo duğams molendo gamaǯams [öteden söküyor beriden çıkarıyor] Bir orda bir burda, nerde ne yaptığı belli olmayan anlamında kullanılır. + “Melendo duğams molendo gamaǯams, ham bere mu ikums?” “Bir orada bir burada, bu çocuk ne yapıyor?”

memçinute bere var itasen [haber salmayla çocuk yapılmaz] Konuşmakla iş yürümeyeceğini anlatır. + “Memçinute bere var itasen, si muşi isinapam?” “Lafla iş olmaz, neden bahsediyorsun sen?” [viǯ]

mencaxeri osinapu [ezilmiş konuşma]. Abuk subuk konuşmak + “Mencaxeri isinapam.” “Abuk subuk konuşuyorsun.”

menčareri [yazılı] 1. alınyazısı, kader. + “Hem bazamota skanda menčareri ren.” “O kız senin alınyazın.” 3. akılda tutmak. + “Ma nosis mebončaram.” “Ben aklıma yazıyorum.”

mendriǩeri-mondriǩeri osinapu [yamuk yumuk konuşmak]. Söylediklerinin iler tutar yanı olmayan. + “Alik mendriǩeri mondruǩeri isinapams.” “Ali abuk subuk konuşuyor.”

meşǩaxen [yerleşmiş] Göründüğü gibi olmayan kişiler için söylenir. + “Xasani mu meşǩaxen gişǩun-i?” “Xasan göründüğü gibi değildir ha, biliyor musun?”

mexvalu meyoreri [dolup taşmış] Herşey çok bol, bolluktan dolayı dökülmüş, saçılmış. + “Opşa vorsi xali miğuran, iri tevuli mexveri meyoreri kovoret.” “Çok iyi halimiz var, herşeyimiz bolca var, dökülmüş saçılmış halde..” (atn)

mezumaş mendra! [ölçüden uzak] Allah benzetmesin! “Aşes ǩuçxes ar pupuli kuğun, mezumaş mendra.” “Ayşe’nin ayağında bir çıban var ki evlerden uzak.”

mğaca mʒxuli ğecis codzun [ciğerlenmiş armut domuza nasip olur] Armudun iyisini ayı yer. + “Ma dogiǯvi mğaca mʒxuli ğecis codzun, yado. “Ben sana söyledim armudun iyisini ayılar yer diye.”

miti tasişi var sǩudun [kimse tohum halinde kalmaz]. Herkesin bir ömrü olduğunu ve bu ömrün biteceğini, kimsenin genç kalmayacağını anlatır. + “Miti tasişi va sǩudun cuma, şǩu-ti vibadaten.” “Kimse genç kalmıyor kardeş, biz de yaşlanacağız.”

mkveri oşuvu [un ıslatmak] Bir çuval inciri berbat etmek. + “Ma va giǯvi-i heya bozomotas mot naxoler, yado. Mkveri doşuvi mteli.” “Ben demedim mi sana okıza yaklaşma diye. Bi çuval inciri berbat ettin.”

mogaťayis ognare Ṕinǯi Fadinaş ťoṕi [Pinǯi Fatma’nın topu sana çarpınca anlayacaksın] İnsanın başına bir bela gelmeden iyiyi kötüyü anlayamaz. + “Haǯi muti va giǯomer, mogaťayis ognare Ṕinǯi Fadinaş ťoṕi.” “Şimdi bir şey söylemiyorum, başına gelince anlarsın.”

mole moğmalu [bu yana getirmek] 1. (Cansız) Beriye doğru getirmek. 2. Tekrar ortaya koymak, gündeme getirmek. + “Oşi ǯaneri dulyape mole moliğam do oxaṕaru mot condziram!” “Yüz yıllık işleri gündeme getirip niye tartışma yaratıyorsun!” (atn)

monče ǩundi sťeri [anaç tavuğu boku gibi] Çok miktarda, bolcanaç tavuk uzun süre dışkısını çıkarmaz, çıkardığında da normalden çok fazla çıkarır. + “Hiǩu para mu are, monče ǩundi sťeri.” “O kadar parayı ne yapacaksın, bir harman.” (atn)                         

mončeşi mundi [anaç tavuk götü] Çenesi düşük anlamında kullanılır.

monduli gonǯalu Uzun süre kapalı kaldıktan sonra ilk defa açık havada otlatmaya çıkarılan ineğin şaşkınlıkla sağa sola koşarak otlara saldırması. Aynı şekilde insanların da girdikleri bir ortamda zincirlerinden boşalmış gibi oraya buraya koşturması. + “Muya gağodu, monduli goganǯuyi?” “Ne oldu sana, zincirlerinden mi boşaldın?” (Atn.)

monǩa nena [ağır söz] Karşısındaki adamı kıracak, üzecek şekilde konuşmak. + “Hiǩu monǩa nenape doťǩu çi; oxorza(s) abgarinu.” “Öyle ağır söz sözledi ki, kadın ağlayabildi.”

morderi şuri eyolva [büyümüş nefesi çıkması] Ödü başı kopmak. + “Ǯaris dolovolisis morderi şuri kemalu.” “Suya düşünce ödüm başım koptu.” (Atn.)

mot goşubğam [ayıklama] Saçmalama, anlamında kullanılır. + “Mot goşubğam bozo!” “Saçmalama kız!”

mot lalum / mo lalum [afkurma!] Boş konuşan, gereksiz konuşan, konuşmasıyla kişiyi rahatsız edenlere söylenir. + “E skiri a mo lalum da!” “Oğlum bi afkurma ya!”

mot nçxalum [ağaçtan(sırık vurarak) meyve düşürmek] Saçmalama, anlamında kullanılır. + “Ali, mot nçxalum! Dogibağun.” “Ali saçmalama! Yeter artık.” (Ark.)

mṕoli do minare dodginu [İstanbul ve minare durmak] İstanbul ile minare vaad etmek. Olmadık her türlü vaatte bulunmak. + “Mṕoli do minare demidgines, xolo-ti hini şǩala var vidi.” “Bana olmayacak şeyleri vaad ettiler gene gitmedi” (Atn.)

mṕula ǩorobums [bulut topluyor] Havanın kötüleşeceğini anlatmak için söylenir. + “Mṕula ǩorobums. Mondo xolo mčimasen. + “Hava topluyor. Galiba yağmur yağacak.”

mseliş taseri [sidiğin tohumu] Bozuk, ahlaksal fiziksel her yönü ile dejenere olmuş, korkak, dayanıksız insan. + “Allaise heǩo mot gaşkurinen mseliş taseri re-i?” “Allah aşkına neden korkuyorsun, bu kadar zayıf karakterli misin?”

mşkorini dologzu [açlığın iç yakması] Açlığın iyice bastırması. + “Mʒika tamo čoǩomi. Mşkorini dologogzun-i?” “Biraz yavaş ye. Açlıktan içinmi yanıyor?” (Ark.)

mťi guberi [haşlanmış bit] Yavaş hareket eden kişiler için kullanılır. + “Ali moxtaşa çku moptit. Heya mťi guberi ren.” “Ali gelene kadar biz geldik. Çok yavaş hareket eder o.” (Viǯ.)                       

mťi mčǩomu [bit yiyici] Cimri, çok tutumlu kişiler için kullanılan bir deyim. + “Xasanik xe cebişa var imels, dido mťi mčǩomu ren.” “Hasan elini cebine götürmüyor, çok cimri.”

mʒudi godzgu [yalan sıçmak] Çok rahat yalan konuşan, her lafı yalan olan kişiler için söylenir. + “Omerik mʒudi dzgums. + “Ömer çok yalan konuşur.”

mʒudişi gulun [yalandan gezmek] Boşyere, amaçsızca, bir sonuç çıkmayacak olmasına rağmen genede uğraşanlar için söylenir. + “Musťavak, mʒudişi bozomota(s) noǯen.” “Mustafa boşuna kıza bakıyor.”

mtugi mtugişa, tasi tasişa [fare fareye, tohum tohuma] ‘Armut dibine düşer’ anlamına gelir. (Viǯ.)

mturi dodu / kocedu [kar bıraktı] Karın, yerde kalacak şekilde çok yağması için kullanılır. + “Mturi dodvasen ham seri, araba tude naşǩvi.” “Bu gece kar yağacak epeyi. Arabayı aşağıda bırak.”

mturi ezdu / moselu [kar kalktı] [kar kalktı] Karların erimesini ifade eder. + “Mturi ezdu aşǩva, araba celegaonen.” “Kar eridi artık, arabayı indirebilirsin.”

mturi oǩorobu [kar topladı] Kar yağışının başlayacağına yönelik gerekli iklim şartlarının belirmesi. + “Mʒas eoǯedi, mťuri ǩorobams.” “Gökyüzüne bak, kar topluyor.”

mtxaşi nosoni: [keçi akıllı] Aklı havada, havai anlamında kullanılır. + “So mu iğarğalen var uçkin, mtxaşi nosoni.” “Nerede ne konuşulur bilmiyor, alık.” ( Xop.)

mǯǩiri dobğu [pire dökmek] Boş konuşmak. + “Mǯǩiri mot dobğam!” “Boş konuşma!”

mǯu odzgu [saman sıçmak] Aşırı derecede korkmak. Zor bir duruma düşmek. + “Mtuti madziru şǩule mǯu bdzgvi.” “Ayıyı görünce ödüm patladı.”

mu gamağuru? [ne öldü?] Ne olmuş yani, anlamında kullanılır. + “Şǩimi şǩala dikomoci ǩo mu gamağuraserťu?” “Benimle evlenseydin ne olacaktı yani?”

mundi ǩundoni [götü boklu] toy, çocuk, tıfıl. + “Si oropa mu giçkin, ğomaneri mundi ǩundoni?” “Sen dünkü çocuk, aşktan ne anlarsın?”

mundi monǩa: [ağır götlü] Yavaş hareket eden veya tembellik eden, üşengeç insanlar için kullanılır. + “Hayde mundi monǩa! Yiseli do oxori nobargi! Oǩule oǩule var tkva!” “Haydi uyuşuk! Kalk da evi toparla! Sonra sonra deme!” ( Xop.)

mundişe şuri şvanums [götten nefes alıyor] Çok yorulmuş olmak, gücü tükenmek anlamında kullanılır. + “Ma mundişe şuri pşvanum do huy heko mučote mefťa?” “Benim nefes alacak gücüm kalmamışken oraya nasıl geleceğim?”

mutuşi var on [hiçbirşey yok]. Hiçbir özelliği olmayanlar için söylenir. Nereden baksan, elle tutulur yanı olmayanlar için. + “Ali mutuşi var on.” “Ali’den bi iş çıkmaz.”

mxucepe konodvey/ oǩodvey [omuzları birbirine dayamak ] Omuz omuza vermek anlamında kullanılır. Bir işi başarmak için yardımlaşmak. + “Amedis xvala var axenu dorťu ama huy Muradi şǩala mxucepe oǩodvey.” “Ahmet yalnız yapamamıştı ama şimdi Murat ile omuz omuza verdiler.”

mxuci meçamu [omuz vermek] Yardım etmek, onu desteklemek. + “Bere skaniz mxuci meçi.” “Çocuğuna omuz ver, ona yardım et.”

N n

naǩo nena giçkin heǩo ǩoçi re [kaç dil biliyorsan o kadar çok adamsın] Bir dil bir insan, iki dil iki insan. + “Naǩo nena giçkin heǩo ǩoçi re. Nana nena vargiçkina çkar koçi vare.” “Ne kadar dil biliyorsan o kadar adamsın. Ana dilini bilmiyorsan adam değilsin.” (Ark.)

nciri amťu [uykusu kaçtı]. Uyuma hissini kaybeden kişiler durumunu anlatır. + “Aşǩva va manciren, nciri mamťu.” “Artık yatamam, uykum kaçtı.”

nciri keadu [uyku üzerine koyuldu]. Uykusu gelmek, anlamında kullanılır. + “Cuma nciri keemadu. Toli va gomaǯen.” “Kardeş uykum geldi. Gözümü açamıyorum.”

nciri meťaxu [uyku kırmak] Kısa bir süre uyumak, şekerleme yapmak, kestirmek, uyuklamak. + “Arovi nciri mepťaxa da!” “Birazcık kestireyim da!”

ncoxo gyedu [isim takmak] Dedikodusunu yapmak, ismini kötüye çıkarmak. + “Bozos coxo kogyodves.” “Kızın adını kötüye çıkardılar.”

ncumu do daçxuri steri bozo [tuz ve ateş gibi kız] Hamarat, çalışkan kız. + “Befa, ncumu do daçxuri steri ar bozomota ren.” “Fatma, çok hamarat bir kızdır.”

ncumu do daçxuri! [tuz ve ateş!] Tuz ve ateş aşkına! Türkçede ki “Allah aşkına!” sözüne karşılık gelir. Çoğu kültürde olduğu gibi Laz kültüründe de tuz ve ateş kuʒaldır. Soba veya kuzinenin devreye girdiği kırk elli yıl öncesine kadar, evin ortasındaki ocak ateşinin tamamen söndürülmesi günahtı, uğursuzluktu. Yatarken sağlam korların üzeri soğuk külle örtülür, sabah karıştırılıp yanan korlar ortaya çıkarılarak yeniden ateş harlandırıldı. Kibritin, çakmağın bulunmadığı dönemlerde bu davranış, tasarrufun bir gereği idi. Hatta gereksiz kibrit kullanılırsa; “Lemloğlik ar ebzaşeni oxorca naşku doren!” “Lemloğlu bir kibrit çöpü için karısını boşamış!” denip tasarrufun önemi vurgulanırdı. Bölgenin hiçbir yerinde bulunmayan tuz için de aynı şeyler söylenebilir. Çok uzaklardan gelen ve hayatın temel bir ihtiyacı olan tuzda da ateş gibi aynı tasarruf anlayışı söz konusuydu. Bu yüzden Lazona’da tuz ve ateş üzerine yemin edilir, sıkışık durumlarda tuz ve ateş anılırdı. + “Ncumu do daçxuri şeni! Komoxti çkva!” “Allah aşkına gel artık!”

nča gonťinu / nča gomanťu [tüylerin kalkması] Tüylerin diken diken olması. Korkudan yada başka bir tepkiden tüylerin hareketi. + “Beres, ǩuçxe noťroxu bdzirişi nča gomanťu.” “Çocuğun ayağını kırıldığını görünce tüylerim diken diken oldu.” (Ark.)

nčari do noşǩerite nčari [yaz da istersen kömürle yaz] Bir şey yazda insanlığa yarasında ne ile yazarsan yaz. + “Nčari do noşkerite čari ora moxtaşi iǩitxinasen.” “Yaz da ne le istersen yaz. Zamanı gelince okunabilecek.” (Ark.)

nçxomi ǩudelişen va ičopen [balık kuyruktan tutulmaz] Bir işe ortasından başlanmaz anlamında kullanılır. + “İpťi mektebişa idare do uǩaçxe ťoxťori gamaxťare. Hişo çxomi ǩudelişen var ičopen.” “Önce okuluna gideceksin, ondan sonra doktor olacaksın. Öyle balık kuyruğundan yakalanmaz.”

ndğa meǩvateri [günü kesik] Gününü belirlemek, tesbit etmek. + “Naǩo ndğa skidasen, yado doxtorik hemus ndğa nuǩvatu doren.” “Ne kadar yaşayacağına dair doktoru gün belirlemiş.” (Ark.)

ndğa na megiğurasen [günün ölsün]. Bedduadır. Günün, ömrün tükensin anlamındadır. + “Ndğa na megiğurasen do leťaşa to idare!” “Ömrü tükensin de toprağa giresin!”

ne msucişi ǩeťi neti mutu [ne sarmaşıktan sopa isterim ne de başka bir şey] Sarmaşıktan sopa bile olsa isteme “ne şam’ın şekeri ne arap’ın yüzü” anlamında bir deyim. + “Rahaťi memaşkvit. Ne msucişi ǩeťi ne-ti mutu bgorum.” “Rahat bırakın beni, ne sarmaşıktan sopa ne de başka bir şey istiyorum.”

ne oda ne čardaği, so dorçasen yataği? [ne evi var ne çardağı / nereye serecek yatağı?] Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya anlamında kullanılır. + “Ne oda ne çardaği, so dorçasen yataği? Mutu var uğun do xolo nibadzgen.” “Ne evi var ne çardağı, nereye serecek yatağı? Birşeyi yok, gene de inat ediyor.”

nena costra sťeri oktams [dilini bileyi taşı gibi döndürüyor]. Çok iyi laf yapan, konuşkan, konuştuğunu bilen kişiler için söylenir. + “Omerik nena çostra sťeri oktapams.” “Omeri, çok iyi konuşur.”

nena dodvalu [ses bırakmak]. Söz vermek. + “Nena kodomidu, him duyla asen.” “Bana söz verdi, o işi hâlledecek.”

nena gurişi neǩna ren [dil yüreğin kapısıdır] Tatlı dil insanları etkiler + “Nena gurişi neǩna ren. Mot gogočǩonduťas.” “Tatlı dil ile istediğini yaptırabilirsın.Unutmayasın.” (Ark.)

nena meçamu [ses vermek] Başsağlığı dilemek. + “Memeťis baba duğuru do nena var memaçu.” “Mehmet’in babası öldü de başsağlığı dilemedim.”

nena meçi, mundis geçi [ses ver, götüne vur] Konuş ama önemseme, anlamında söylenir. + “Nena meçi mundis geçi.” “Ses ver ama bildiğini yap.” (Ark.)

nena meǩvatu [sözü kesmek] Sözü bitirmek, uzlaşmak. + “Bozo momçanorenşi nena meṕǩvatit” “Kızı bize vereceklerine dair sözünü kestik.”

nena oǩvatu [dil kesmek] Söylendiği şey aynen vaki olmak. + “Nenak miǩvatu oťǩomilaşe mot çxinǩom, gelegilasen, mučo buǯvi, gelulu do ǩoçi dailu.” “Dediğim oldu, tabancayı kurcalama, patlar, dedim demedim patladı, adamı vurdu.”

nena oxenu [laf etmek] Dedikodu yapmak. + “Mitis mutu mot uǯomer, uǩaçxe nena ikuman.” “Kimseye söyleme sonra laf ediyorlar.”

noğamisa omskvimu [gelin süslenmesi] Çok fazla süslenmek için zaman harcıyan kimse için söylenir. + “Hayde! Noğamisa steri mot imskvime, yano divu.” “Haydi! Gelin gibi süslenmeyle uğraşma. Geç oldu!.” (Ark.)

nosi amťu [aklı kaçtı]. Şaşkınlıktan ya da korkudan dolayı şaşkına dönmek. + “Befa Arkabis madzirusi nosi mamťu.” “Fatma’yı Arkabi’de görünce aklım şaştı.”

nosi dolokunu [akıl giydirmek] Akıl vermek, nasihat etmek. + “Bere goytorerťu do muti duyla var uğurťu. Nana muşik nosi kodolvoxunu.” “Çocuk boş boş geziniyordu ve hiçbir işi yoktu. Annesi ona akıl verdi.”

nosi ǩelele […] Aptal, salak anlamında kullanılır. + “Nosi ǩelele xolo mulun!” “Aptal gene geliyor.” (Arş.)

nosi lobca [aklı fasulye]. Yarım akıllı, zekâsı fazla olmayan kişiler için söylenir. + “Memedişi duyla var on ham. Nosi lobca’n him.” “Mehmet’in işi değil bu. Yarım akıllıdır o.”

nosi meçamu [akıl vermek]. Öğüt vermek anlamında kullanılır. + “Nosi meçamu şeni nosi giğurťasen do hişote meçare nosi.” “Akıl vermek için aklının olması gerekiyor ki öyle akıl veresin.”

nosi mǩule [aklı kısa]. Aklı yetmeyen, çok fazla zeki olmayan kişiler için söylenir.+ “Ma nosi mǩule vore, hiǩu mčipe va maxesaben.” “Ben çok fazla zeki değilim, o kadar ince hesaplayamam.”

nosi oşǩomu [akıl yemek]. Anormal işler yapanlar için söylenir. Aklını kaçırdı, aklını yedi. + “Muradi iri ndğa nčarums, nosi oşǩomu ham bere.” “Murat her gün yazıyor, aklını kaçırdı bu çocuk.”

nosi şuǩa [aklı salatalık]. Zeka seviyesi normal olmayan, aklı yetersiz kişiler için söylenir. + “Nosi şuǩa bere’n him, duyla mo meçamt.” “Aklı yetersiz o çocuğun, ona iş vermeyin.”

nosi şuǩa va ren ki, niťaxen do niçen. [akıl salatalık değilki, kırılıp verilir] Akıl insana sonradan ve ısmarlama olarak verilmez. + “Če skiri, nosi şuǩa va ren ki megiťaxa do mekça.” “Ay oğul senin aklın olmayınca ısmarlama akıl işe yaramaz.” (Ark.)

nosi ťololo [aklı …]. Zeka seviyesi normal olmayan, aklı yetersiz kişiler için söylenir. + “Nosi ťololo ǩoçişi nena mot iucam.” “Yarım akıllı adamın sözünü dinleme.”

nosişe moxtimu [akıla gelmek] Kendine gelmek, düşüncelerine ve hareketlerine hakim olmak + “Če bere nosişe moxti mu ikom!” “Hey çocuk hareketlerine hakim ol, ne yapıyorsun!” (Ark.)

nosişi gverdi : [aklın yarısı] Aptal anlamında kullanılır. + “Eşo çxomi geťaxaneni-i, nosişi gverdi!” Öyle balık tavalanır mı, aptal!” (Xop.)

nʒaşa extimu [gökyüzüne çıkmak] Kuʒamak + “Nʒaşa exti.” “göğe çık, çok yaşa.” (Ark.)

nʒxenis cexunu [ata binmek] Herhangi bir şeyden dolayı çok mutlu olmak, mutluluktan uçmak. + “Nusa nʒxenis cexes, biči bere doyinasere.” “Kadın mutluluktan uçuyor, erkek çocuk doğuracak.” (Atn.)

nuǩu culu [çenesi düştü]. Çok konuşmaya başlayan kişiler için söylenir. + “Nusa xolo nuǩu culu, aşǩva ṕoťe va dogutasen.” “Gelinin çenesi düştü gene, artık asla durmaz.”

nuǩu dixenu [traş olmak] Sakal traşı olmak anlamındadır.+ “Bazi ǩoçi, nuǩu dixenasi korme mundi sťeri izdin.” “Bazı adam traş olunca tavuk götü gibi görünür.”

O o

obaroni ovapu [üflenmelik olmak]. Bir hocanın okumasına ihtiyacı olacak düzeyde durumunun kötüleşmesi. + “Bere, seri karmaťeşa na cexťuşeni, obaroni diu.” “Çocuk, gece değirmene indiği için okunmalık oldu.”

ocaği mekoru [ocağı soğumak] Çeşitli nedenlerle bir ailenin sönmesi, yok olması. + “İbiǩişi ocaği mekoru.” “İbikoğlularının nesli tükendi.”

ocaği meskuru [ocağı sönmek] Bir ailenin artık olmamasını anlatır. + “Mtelli ǩurbetişa igzales do ocaxi noskurines.” “Herkes gurbete gitti, beri yandan ocaklarını söndürdüler.”

okesiles elağu [okesile’ye takılmak] Konuyu tekrar tekrar anlatanlar için pilak takıldı anlamında söylenir. Hikâyesi şöyledir; bir fındık imecesinde karşılıklı atışan iki taraftan biri; “O kesileyim sana, soylerum yana yana,” diye türkü söylemeye başlar. Ama bir türlü melodiyi tutturamayıp her defasında olmadı deyip türküye tekrar baştan başlarlarmış. Olay uzayınca da iş gülmeceye dönüşmüş. Bu sefer karşı taraf, “okesiles kelağu, ṕǯinǯi var gamamağu” “Okesile’ye takıldı, çektim çıkaramadım” diye türkü atar. Bu olaydan sonra, anlamayana anlatmanın zorluğunu ifade etmek için sadece “okesiles kelağu” “okesileye takıldı” kısmı deyim olarak kullanılır.

ole mǩorobu [erkeklik organı toplayan] Eskiden Laz erkekleri genellikle vapurla gurbete gider aylarca, hatta yıllarca dönmezlerdi. Kadınlar, kocalarının gurbete gitmelerine pek memnun olmuyorlardı. Bundan ötürü vapura da böyle bir yakıştırma yaptılar. Her vapur düdüğünü çalınışında “Xolo komoxtu ole mǩorobu!” “Yine erkeklik organlarını toplayıp götüren geldi” derlermiş.

ole msalu [erkek azdıran] Erkekleri azdıran kadın. + “Him bozomota ole msalu on, raaťi var dvaxunen.” “O kız erkek azdırandır, rahat duramaz.” (Atn.)

ole mxuci(s) moodveri gulun [erkeklik organını omzuna atıp dolaşan]. Abaza erkekleri anlatan bir durumdur. + “Xasanişi didi biči, ole mxucis moodveri gulun.” “Hasan’ın büyük oğlu, Abaza dolaşıyor.”

oncğore geťalu [ayıbı çıkarmak] Ayıbını ortaya atmak. + “Hamu ǩala mutu var itkven ǩoçis oncğore gyuťalams.” “Bununla bir şey konuşulmaz, hemen ayıbını ortaya atar.” (Ark.)

onǯelişi meçkineri [beşik vaadi] Beşik kertmesi. + “Onǯeliş emçkineri ťes. Ağani içiles.” “Beşik kertmesi idiler. Yeni evlendiler.” (Ark.)

oropa konaçu [aşk verebildi] Âşık olmayı ifade eder. Kişinin kendi elinde olmadan birini sevmesi. + “Xasanik Befa dzirusi oropa konaçu da!” “Hasan, Fatma’yı görünce aşık olşabildi.”

oxori ǩoçi [ev adamı]. Aile üyelerini ifade etmek için kullanılır + “Oxori ǩoçi do galeni ar iyen-i?” “Aileden biri ile dışarıdan biri bir olur mu?”

oxoris elaskideri [evde kalmış] Hiç evlenememiş kimseler için söylenir. + “Haşo vana oxoris elaskidare kale bozo.” “Böyle yaparsan evde kalacak a kızım.” (Ark.)

P p

palani gektu [palanı yıkmak] Kandırmak, tufaya getirmek. + “Bozos palani gyuktu.” “Kızı kandırdı.”

palu mxaṕaru […]. Palavracı kişiler için kullanılır. + “Si palu mxaṕaru ore, Muradik sǩanda muti var iyindrasen.” “Sen palavracısın, Murat senden bişey almayacak.” (Arş.)

papara gobğalu […] Sitem etmek anlamındadır. + “Beres aşǩva var ačibru do papara gobğu.” “Çocuk artık dayanamadı, sistem etti.”

papas omkoru [muhallebiye üflemek] Hiçbir şeyden haberi olmamak, çocukça davranmak. + “Si mutuşi var oxoǯonam, papas omkor.” “Senin bir şeyden haberin yok, daha toysun.”

para elaťoçu [para atmak] Para biriktirmek anlamında kullanılır. + “Muradi amʒika para elaťoçi govağari uǩaçxe dogačirasen.” “Murat birazcık para biriktir, sonra lazım olacak.”

para kyuskite oçvalu [parayı küskü ile gütmek] Çok parası olan kişiler için söylenir. + “Amedik para kyuskite çvalums.” “Ahmet’in çok parası vardır.” (Viǯ.)

Ṕ ṕ

ṕaṕi ar ṕaṕis dolopsamu. [aynı kaba işemek] İçtikleri ayrı gitmemek, çok yakın olmak. + …

ṕaṕuk ombri şǩomu, monta(s) ǩibri naǩvatu [dede eriği yedi, torununun dişi kesildi] dedesinin yaptıklarının ceremesini torunu çeker anlamında kullanılır. (Arş.)

ṕeťraşa idi [Petra’ya git] Gürcistan’da Kolhisten kalma eski bir kalenin adıdır Petra. İnsanlara uzak gelen ve dönülmesi zor bir yer olarak görülürdü. + “Ṕeťraşa idi do mot mogaleťas.” “Petra’ya git de gelemeyesin.” (Ark.)

ṕici dodvalu [ağzı koymak] 1. Ağzını tutmak, çeneni kapamak. 2. Susmak, sesini çıkarmamak. + “Musťafa aşǩva ṕici kododu.” “Mustafa artık sustu.”

ṕici ǩoǩiği [ağzını biriktir]. Ne konuştuğuna dikkat et, ağzını topla anlamına gelir. + “Nusa, ṕici koǩiği vana damtires sǩanis vuǯvare.” “Gelin, ağzını topla yoksa kaynanana söylerim.”

ṕici meçameri [ağız verilmiş]. ‘Yüz vermek’, şımartılmak anlamına gelir. + “Beres ṕici mo meçam çi uǩaçxe xolo gorasen.” “Çocuğa yüz verme ki sonra gene isteyecek.”

ṕici munčari […]. Ne dediğini bilmeyen, abuk subuk konuşan kişi. + “Ṕici munčar’on him, uci mo meçam.” “Ne dediğini bilmiyor o, kulak verme.”

ṕici oǩoču [ağız dikmek]. ‘Çeneni kapat’ anlamına gelir. + “Aşe gibağun aşǩva ṕici koǩočvi.” “Ayşe yeter artık ağzını topla, çeneni kapat.”

ṕici(s) doloǯen [ağzına bakıyor]. Bir şey söyleyecek mi diye karşındakini beklemek, onun hareketlerini izlemek. ‘Gözüne bakmak’ anlamında. + “Muti cemiçinadvaseni ṕea, mado ṕicis dologoǯen.” “Bir şey söyler mi acaba diye ağzına bakıyor.”

ṕiṕila dorgunu [tane ekmek]. Aşık atmak, boy ölçüşmek anlamlarına gelir. + “Si Lazika şǩala leri gargen-i?” “Sen Lazika ile aşık atabilir misin?”

porça dolokunu [elbise giyimek] Korkakça davranmak, sözünde durmamak. + “Hem bereşen gaşkurinenna idi porça kodolikuni.” “O çocuktan korkuyorsan git kadın elbisesi giy öyle dolaş.”

posťi sťeri eladvalu [post gibi bir kenara serilmek] Yorgun düşmek,çok yorulmak anlamına gelir. + “Andğa opşa domančinu dorťu. Muče oxorişe vidi posťi sťeri kelevidvi.” “Bugün çok yorgundu eve gider gitmez post gibi bir kenara serildi.” (Atn.)

Q q

qvali-mxirus qvali şuns: [peynir hırsızı peynir düşünür] Dervişin fikri neyse zikri de odur anlamında kullanılır.+ “Muk bittum paťinoba na isimadeps şeni, ǩataik muşi şeni ṕatinoba iduşuns ya uçkin; qvali mxirus xvali şuns.” Kendi her zaman kötülük düşündüğü için herkesin de kendisi için kötülük planladığını sanıyor.” (Xop.)

qvaşi damari mečǩvideri: [alın damarı kopmuş] Arsız, utanmaz insanlar için kullanılır. + “Emus oncğore var aqven; qvaşi damari mečǩvideri ren!” “O utanmaz; ar damarı çatlamış onun.” (Xop.)

qvaucik mele uça mole xçe va dodzgups: [karga ötede siyah beride beyaz sıçmaz] Neyse o, değişmez,“eşeğe altın semer vursan yine eşektir, anlamlarında kullanılır.+ “Mʒudela mʒudela ren, Qvaucik mele uça mole xçe vadodzgups.” “Yalancı yalancıdır, değişmez.” (Xop.)

R r

rengi odu [rengi kapadı] Rengin soluklaşmasını ifade eder. + “Rengi odu ṕici muşişi, mondo izabunen.” “Rengi soldu yüzünün, galiba hastalanıyor.”

runçi oťaxu […] Birşeyler yemiş olmak. + “Runçi ťaxeri vore.” “Ben tokum.” (Arş.)

S s

saği mxucişa maselu [sağ omuzdan kalkmak] Çok şanslı olan kişilere söylenir. + “Si saği mxucişa moseleri ore-i, haǩu şansi na giğun!” “Sen sağ omzundan mı kalktın, ne kadar da şanslısın.”

sere bere ovapu […] Aklı gidip gelmek. + “Ǩoçi sere bere divu.” “Adamın aklı gidip geldi.”

si nedzis gexer do txombu nçxalum [sen ceviz ağacındasın, ama kızılağaç silkeliyorsun] Yaptığın işin farkında değilsin anlamına gelir.

sica meǩoru [damat bağlamak] Laz kültüründe düğün günü oynanan horondan sonra ekibin hep birlikte yere çökerek damadı ayakta bırakmak + “Haǯi čandapes didote sica mǩoru var ikoman.” “Şimdilerde düğünlerde çoğunkukla damat bağlama yapılmıyor.” (Ark.)

sica očandu [damada çağrı] Damadı ilk kez gelin evine davet etmek + “Ağani sica borťişi ma-ti sicaş očandu mixenes.” “Yeni damat iken beni de gelin evine davet ettiler.” (Ark.)

so mǯǩups so misumer: [Nerem ağrıyor nereye sürüyorsun] Ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun, anlamında kullanılır.+ “Ma bere dulyas amiqoni ma si dovoçilat ya tkumer; so mǯǩups, so misumer?” ”Ben çocuğu işe ver diyorum sen evlendirelim diyorsun. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun?” ( Xop.)

so var moilen [geri dönülmeyen] Öteki dünya için kullanılan bir deyimdir. + “So var moilen svaşa idare!” “”Öteki dünyayı boylarsın!”

sṕini elaxedi [ıslık çal otur]. Boş boş oturmak anlamında söylenir. + “Dulyas var gaçalişen na oxoris sṕini elaxedi.” “İşte çalışamıyorsan, evde boş boş otur.”

subaluğiş taseri […] Korkak, dayanıksız insan. + “Subaluğiş taseri ǩoçi şǩala muti var ixeninen.” “Korkak kişilerle bir iş yapılmaz.”

Ş ş

şana cedumu [mutluluk koymak] Keyiflenmek, mutlu olmak anlamına gelir. + “Himu şana kocadu, aşǩva ṕoťe var ibgarasen.” “O keyiflendi artık, asla ağlamaz.” (Arş.)

şansi dzgums [şans sıçmak] Çok şanslı olmak anlamına gelir. + “Musťafak şansi dzgums.” “Mustafa çok şanslıdır.”

şeyťanepe gopinu [şeytanlar başına toplanmak] Çok sinirlenmek, kafası çok bozulmak. “” + “Huy mo naxoler, şeyťanepe kogvapines.” “Şimdi yaklaşma, şeytanları tepesinde, çok öfkeli.” (Atn.)

şǩaşa çilambri [bele kadar gözyaşı] Bele kadar göz yaşı içinde olmak, salya sümük. + “Şǩaşa çilambri mekoteri memagu.” “Salya sümük (ağlarken) bana rastladı.” (Atn.)

şǩurina dolokaçu [korku tutuldu] İçten içe korku beslemek, içinden korku duymak. + “Si činǩapeşi umeselasi, beres aşǩurinu do şǩurina dolokaçu.” “Sen činǩa[1]’lardan bahsedince çok korktu ve içine korku yerleşti.”

şǩvaşi mundite var iťorinen [başkasının götü ile osurulmaz] Başkasına güvenerek iş yapılmaz anlamına gelir. + “Araba iindrar na iindri, ama şǩvaşi mundite var eǩiťorinen.” “Araba alacaksan al ama başkasına güvenek iş yapılmaz.”

şuri amťu [canı kaçtı]. Çok korkmak anlamında kullanılır. + “Seri oxorişa ar mitxa na amaxťu vognisi, şuri mamťu.” “Gece eve birinin girdiğini duyunca ödüm koptu.”

şuri ar ǩuzi uğun [canı bir kaşık olmak]. Güçsüz, zayıf, her an düşüp ölecek kadar hasta kişiler için söylenir. + “E sǩiri Xemidis şuri ar ǩuzi uğun zaťi mo uoxamt.” “Evladım Hamit’in sağlık durumu çok kötü, onu çağırmayın.” (Arş.)

şuri cebaru […] Birinin üzerine titremek, çok değer vermek. + “Nana do baba muşik bere nişis şuri cubaraman.” “Anne ve babası çocuklarının üzerine titriyorlar.” (Atn.)

şuri čirderi [canı koparılmış]. ‘Canına dişine takarak, kendini parçalayarak’ anlamına gelir. + “Ağani nusa dido aǯuṕeťi on, şuri čirderi içalişams.” “Yeni gelin çok hamarat, kendini parçalayarak çalışıyor.”

şuri dolobonu […] Canından bezmek anlamına gelir.

şuri dolokaçu [canı daralmak] Nefesi daralmak anlamındadır. + “Mediş şuri dido dolikaçu.” “Mehmet’in canı çok sıkıldı.”

şuri doloşvanu [nefes çekmek] Dinlenmek, istiraat vermek anlamına gelir. + “Ar ǯulu şuri kodolovişvacat, vana bğuraten.” “Birazcık dinlenelim yoksa öleceğiz.”

şuri ečopinu [can almak] Canını çıkarmak, canını almak, canına okumak, öldürmek anlamlarına gelir. + “Berepe gomapines do a vorsi kocemçes, şuri kemičopes.” “Çocuklar başıma üşüşüp beni iyi bir dövdüler, canıma okudular.” (Atn.)

şuri extimu [canı çıkmak] Ölmek anlamlarına gelir. + “Ǩurşumi şǩomu do var şuri gamuxtu.” “Kurşunu yer yemez öldü.”

şuri godzgveri [canı sıçılmış]. İşe yaramayan, budala, kişiler için söylenir. + “Şuri godzgveri mu gulun va gadzin-i?” “İşe yaramaz ne geziyor görmüyor musun?”

şuri gundinu [canını kaybetti]. Çok yorulmak ya da ölmek anlamlarına gelir. + “Şuri gomandinu aşǩva çayi va maǯilen.” “Gücüm kalmadı artık çay toplayamıyorum.”

şuri kodololu [canı düştü]. Çok korkmak ya da bir olay karşısında çok üzülmek, şaşırmak anlamına gelir. + “Berek oxorza ťaťari kodzirusi, şuri kodololu.” “Çocuk, kadını çıplak görünce nefesi kesildi.” (Arş.)

şuri mebaru [nefes üflemek] Dua okumak anlamına gelir. + “Nazari momaťusi xocaşa vidi do şuri gomibaru.” “Nazar değince bana hocaya gittim, bana dua okudu.”

şuri meçamu [can vermek] Birine can vermek. Biri için can vermek + “Xopuri bozo şeni şuri meçams edo hamus var aonen.” “Hopalı kız için canını veriyor am buna varmıyor.” (Ark.)

şuri mekaçu [nefesi daralmak] Darlanmak, sıkılmak anlamında kullanılır. + “Vanis dido şuri memakaçu dorťu.” “Van’da çok sıkışmıştım.”

şuri mekoru […] Derdini açmak, içini dökmek.

şuri mşinaxu [canı saklanmak] Sevgili, çok candan kişiler için kullanılır.

şuri mundişe meçamu [nefesi götten vermek] Çok zor durumda olmak, olmayacak kadar yorulmak, bitip tükenmek. + “Andğa opşa moçalişapes, şuri mundişe komemoçumapes.” “Bugün çok çalıştırdılar, götten nefes verdirdiler.” (Atn.)

T t

tani onçaxu [ayran çalkalamak]. Umursamamak, oralı olmamak + “Ma mu viťur si tani nçaxum.” “Ben ne diyorum sen oralı bile olmuyorsun.”

ti buzgola [kafası dikenli] Telaşlı, acele ile, heyecanlı. + “Amedi ti buzgola on.” “Ahmet çok heyecanlıdır.”

ti cuşǩomu [kafasını yemek] Sürekli rahaʒız ederek, karşısındakinin canını sıkmak, canını burnundan getirmek, kafasının etini yemek anlamlarına gelir. + “Muradik İsmailişi ti cuşǩomu.” “Murat İsmail’in kafasının etini yedi.”

ti çonçi: [saman kafa] Dağınık ve kabarık saçlı insanlara söylenir. + “Eǩo toma mu uğun ti çonçis!” “Ne çok saçı var saman kafanın!” (Xop.)

ti dumbaru [kafasını şişirdi]. Konuşarak ya da gürültü çıkartarak karşısındakinin kafasını şişirmek. + “Emine moxťu osinaspu kocoču, ti domimbaru limcişa.” “Emine geldi, konuşmaya başladı, kafamı şişirdi akşama kadar.”

ti ezdimu [baş kaldırmak] İsyan etmek, karşı gelmek. + “Hemuk-ti ti kezdu, mitis var nuucams.” “Oda isyan etti, kimseyi dinlemiyor.” (Ark.)

ti gedu [başını koymak] Baş koymak, yola çıkmak, kararlılık + “Ti kogedu, heya oğurinasen.” “Karar verdi onu öldürecek.” (Ark.)

ti goktalu [baş dönmek] 1. Aniden sinirlenmek, sinirleri tepesine çıkmak. + “Muradi dzirusi ti gvaktu.” “Muradı görünce sinirleri tepesine çıktı.” (Viǯ.)

ti gondinu [başını kaybetti] alıp başını kaybolmak. Kendini ortamdan çekip, kaybolmak + “Sore če bere? Ti goindini!” “Nerdesin be çocuk? Kayboldun.” (Ark.)

ti mčǩomu [baş yiyici] Adam yiyici, katil. + “Hem ǩoçis mot nančer, ti mčǩomu ren, giçkiťas.” “O adama fazla yaklaşma, katildir, her an seni harcayabilir.”

ti meǩoru [başı bağlamak] Başını bağlamak, evlendirmek. + “Ham bere ti meǩoroni divu.” “Bu çocuk evlendirilecek oldu.” (Ark.)

ti meşǩomu [kafa yemek] Kendi kendini yemek, kendi başını yemek, kendine zarar vermek. + “Ti nişǩomu.” “Kendi başını yedi.” (Atn.)

ti oşǩomu [kafayı yemek] Üşütmek, delirmek anlamına gelir. + “Ti oşǩomi-i e sǩiri, mu gağodu?” “kafayı mı yedin, ne oluyor sana?” (Atn.)

ti oťaxu [kafa kırmak] Az bulunan bir şey için baş kırmak, az bulunan bir şeye sahip olmaya çalışmak. + “Heya bozo ečopinu şeni ti doťaxes.” “O kızı alabilmek için kafa kırdılar.” (Viǯ.)

ti so gemdgin var miçkin: [kafam nerede duruyor bilmiyorum] Aklı yerinde olmamak, kafasını toparlayamamak anlamında kullanılır. + “Eǩo dzabuni vore ki ti so gemdgin var miçkin.” “Öyle hastayım ki kafam yerinde değil.” ( Xop.)

ti uça [kafası kara]. Uyanık kişiler için söylenir. + “Amedi aci va dosǩudun meraği mot ikum, him ti uça’n.” “Ahmet aç kalmaz merak etme sen, o uyanıktır.”

ti(s) kocexedu [tepesine binmek] Bir konuda çok ısrarcı olarak karşısındakini baskı altına almak, kafasının etini yemek anlamına gelir. + “Naǩu ndğaşen beri him araba kogamaçi, yado tis kocemxedu.” “Kaç günden beri o arabayı sat, diye başımın etini yedi.”

ti(s) komeşǩalu [kafasına girmek] Aklını çelmek, anlamına gelir. Kişin, diğer bir kişiyi etkilemesi, onu yönlendirmesi anlamına gelmektedir. + “Him bozomota şeni tis komeşǩemaley.” “O kız için aklıma girdiler.”

tolepe moťaxeyi [gözlerin kırılması] Hüzünlü bakmak anlamına gelir. + “Gzapes biǯǩer tolepe moťaxeyi.” “Yollara bakıyorum gözlerimi bükerek.” (viǯ.)

toli cedvalu [ göz koymak] Göz dikmek, anlamına gelir. + “Him ǩoçişi paras toli kocedu.” “O adamın parasına göz koydu.” 2. Göz kulak olmak. [Atn., ~ gedvalu viǯ]

toli culams [gözleri düşüyor] Gözleri uykusuzluktan, ya da yorgunluktan dolayı kapanma noktasına gelmek. + “Ğoma seri va manciru, huy tolepe cemilams.” “Dün gece yatamamıştım, şimdi gözlerim düşüyor.”

toli doskidu [göz kalması] Göz kalması. Bir şeyi çok isteyip sahip olamamak anlamına gelir. + “Hati mučo ǩoçi ren? İri ondis toli doskidun.” “Buda nasıl biridir? Her şeye gözü kalıyor.” (Ark.)

toli doskidu [gözü kaldı] Gözü kalmak, kıskanmak. + “Ağani na dzirasen ir ondis toli doskidun.” “Yani gördüğü her şeye gözü kalıyor.” . (Ark.)

toli gale cedvalu [gözleri dışarı çıkmak] Gözünü dışarıya çevirmek, başka kadın ya da erkeklerle ilgilenmeye başlamak. + “Oxorzalepe adzirusi tolepe gale kocadu.” “Kadınları görünce gözleri irileşti dışarıya fırlayacak gibi oldu.”

toli ǩoṕa: [kepçe gözlü]. Gözleri büyük olanlar için kullanılır. + “Toli ǩopas oǯǩedi, mu beti iǯǩen!” “Pörtlek gözlüye bak, nasıl bakıyor!” (Xop.)

toli kocedu [göz koydu]. Bir şeyi almayı kafaya koydu anlamına gelir. + “Him bozomotas toli kocedu, ečopasen.” “O kıza göz koydu, alacak.”

Ť ť

ťani oťroxu [boyu kırılmak] Vücut kırgınlığını ifade eder. + “Andğa limcişa çayi ṕǯilumťi, ťani miťroxun.” “Bugün akşama kadar çay topluyordum, vücudum ağrıyor, kırılıyor.”

ťaťi olosku [avuç yalamak] Avucunu yalamak, iş işten geçti anlamında kullanılır. + “Bozo dikomocu, si-ti ťaťi goiloski.” “Kız evlendi, sen de artık avuçlarını yala.” (Viǯ.)

ťela kocedu [ifşa edildi] İfşa etmek, duyulmak. + “Ham dulya ťela kocidu na, mu ǩundi pşǩomaten?” “Bu iş duyulursa ne bok yiyeceğiz?” (Arş.)

ťriǩi mebadzgu [ayak dayamak] Ayak diremek, inat etmek, uymamak. + “Ar fara ťriǩi konobadzgui geri var goikten.” “Bir kere inat etimi geri dönmez.”

ťuťa ǩanťeni rengi ovapu [kül rengi olmak]. Kötü haber alınca korkudan renginin kararması. + “Bere muşi ǩeza na u ognusi, ťuťa ǩanťeni sťeri diu.” “Çocuğunun kaza yaptığını duyunca kül gibi oldu.” (Arş.)

ťuʒa ǩundi var aǩvaten [sıcak boku kesemez] Ağzı körlenmiş kesici aletler için kullanılır. + “Ham xami dolasťri, ťusa ǩundi var aǩvaten.” “Bu bıçağı bile, kesmiyor.”

Ʒ ʒ

ʒandzi oxenu [hallaçlamak] 1. Kumaş gibi şeyleri yırtıp lime lime etmek, parçalamak. 2. Irzına geçmek. + “Bozo ʒandzi dovez.” “Kızın ırzına geçtiler.”

ʒxeni ontxozu [at kovalamak]. Acele etmek anlamında kullanılır + “Haǩu mani mani so ulur, nʒxeni ontxozur-i?” “Bu kadar acele nereye gidiyorsun, at mı kovalıyon?”

ǯari gza ovapu [su yolu yapmak]. Bir yere sürekli gidip gelerek orasını yol bellemek. + “Mṕolişa olva ǯari gza dou aşǩva iri tuta ulun.” “İstanbul’a gitmeyi suyolu yaptı, her ay gidiyor.”

ǯiǯilaşi gecginu [yılanı yenmek] Laz inanışı; küçük balıkları canlı yutup ilerde yılandan zarar gelmiyeceği inanışı. “ Hanǯo ǯiǯilas ma gebocgini.” “ Bu yıl yılanı ben yendim.” (Ark.)

ǯuna dosvaru /kogoluçu [ağrı dizmek]. Ağrı çekmek anlamına gelir. + “Ǯunape kogoluçu ğoma seri.” “Ağrı çekti dün gece.”

ǯvini ezdalu [aklı kaldırmak] Aklı yetmek, aklı almak, aklı kesmek. + “Ťvini ezdums Aşe, mondo asen.” “Aklı kesiyor Ayşe’nin, galiba yapacak.”

U u

ubğu ǩoçi [traşsız adam] Yontulmamış, çok kaba adam. + Ubğu ǩoçepe dido ren. Hemtepes gamťare.” “Yontulmamış kaba adam çok var. Onların çevresinden dolaşacaksın.” (Ark.)

uci çabla oxenu [kulağı çarık yapmak]. Kulağını dört açmak anlamına geliyor. + “Ucepe çabla dou do hini iucu.” “Kulaklarını dört açıp onları dinledi.” (Arş.)

uci dobaşi vapu [kulağı yağmurlu olmak] Yağmurun yağacağının tahmin edilmesi. + “Uci dobaşi mau, xolo mčima mulun.” “Kulağım ıslak gibi oldu, gene yağmur geliyor.” (Arş.)

ucis elvasvalu [kulağına ilişmek] Farkında olmadan bir şeyi duymak, kulağına gelmek, kulak misafiri olmak. + “Didi şǩimik na imeselamťupeşe ucis na elemasuperan.” “Babaannemin anlattıklarından kulağımda-hafızamda kalanlar bunlar.” (Atn.)

uci elaçama […] Bir işi kulak ardı etmek, önemsememek. + “İr dulyas uci elaçams.” “Her işi kulak ardı eder.”

uci elamǩvatura [kulak kesen] Eskiden bir kimseyi öldürmekle görevlendirilmiş olan kişi görevini başarıyla tamamlamış olduğunun kanıtı olarak maktülün bir kulağını keserdi. Söz konusu işi yapan bu kişiye ‘uci elamǩvatura’ denirdi. + “Elamǩvatura mulun.” “Kulak kesen geliyor.” (viǯ.)

uci fiťo […] Hazırda, tetikte bekleyen kişiler için söylenir. + “Uci fiťo mčeşums.” “Hazırda bekliyor.” (Atn.)

uci gamaxveri [kulağı delik ] Vurdum duymaz anlamında kullanılır. + “Ağani nusa uci gamaxveri gamaxťu, si ťǩvi do ťǩvi.” “Yeni gelin vurdum duymaz çıktı, sen söyle de söyle.”

uci gencireri /cencireri [kulağının üzerine yatmış] Vurdumduymaz, her işi kulak arkası eden. + “Xasani ǩai ǩoçi ren do dido uci gencireri ren.” “Hasan iyi bir insan, ama çok vurdumduymaz.”

uci gesvalu […] Kulağına gelmek, kulağına çalınmak, fısıltı işitilmek, tevatür. (Viǯ.)

uci meçamu [kulak vermek]. Birini ya da bir olayı dikkate almak, onu dinlemek, öğütlerini yerine getirmek. + “Baba sǩanis uci komeçi Muradi, vana gondunare Mṕolis.” “Banana kulak ver Murat, yoksa kaybolacaksın İstanbul’da.”

uci mṕala / ťurxa [kulağı sağır] Duymayanlar için kullanılır. + “Uci mṕala var orťu ǩo xolo himu ečopaserťu ama var iyu.” “Sağır olmasaydı gene de onu alacaktı ama olmadı.” (Arş.) uci oʒkviťu […] 1. Viǯ. kulakları diklemek. 2. Viǯ. dikkat kesilmek.

uci onçaminu [kulağı kaşınıyor]. Yağmurlu havayı kastetmek. + “Uçi mamçamiy, doba orape asen.” “Kulağım kaşınıyor, yağmurlu havalar yapacak.” (Arş.)

ucis kapça elaču […] “Kulağının arkasında hamsi kızartmak” gizli işler çevirmek. + “bozomotak, baba muşis ucis kapça kelučvams.” “kız babasından gizli işler çeviriyor.”

ucis ǩromi goşǩoru […] Çaktırmadan bir işi yapmak, ardından iş çevirmek, + …

uçaşa ğura [siyahtan ölüm] İyi gün görmeden ölmek.

uçaşa oçodu [siyahtan bitmek] Hiç iyi gün yüzü görmeden tükenmek, heder olup gitmek.  

udziyamuk uču čveri imxors: [görmemiş, pişmişi de yer çiği de]. Yol yordam bilmeyen, görgüsüz insanlar için kullanılır. + “Aya mçxopas kyurkiten gulun ar oǯǩedi! Uziramuk uču-čveri imxors!” “Bu sıcakta kürk giyiyor, şuna bak! Görgüsüz! ( Xop.)

ugamamǩasu [tıkılmamış, kalıplanmamış] Aklı başı tam yerinde olmayan. + “Heya dido ugamamǩasu ren. Mu tkvasen var içkinen.” “O aklı başında olmayan biri ne diyeceği belli olmaz.” (Ark.)

umri muşite na var idzğasen [ömrü ile doymayacasıca]. Bedduadır. + “Umri sǩanite na var idzğare ho-i!” “Ömrün ile doyamazsın inşallah emi!”

uncumeli ṕaramiti [tuzsus konuşmak]Boş konuşmak. + “Si uncumeli iṕaramitam, na zoṕon mutus var nungams.” “Sen boş konuşuyorsun, söylediğin bir şeye benzemiyor.” (Ark.)

uncumeli, uyağeli [tuzsuz, yağsız] Boş, abuk sabuk, taʒız tuzsuz konuşmak. + “Xasanik uncumeli uyağeli çançums.” “Hasan konuşuyor, ama tadı tuzu yok, boşa konuşuyor.”

v v

var mçodun […] Hiç havamda değilim, moralim bozuk. + “Handğa mot memobur, var mçodun, guri dogiťaxa bu gün havamda değilim, bana takılma, kalbini kırarım.”

var megoxeni? […] İnsafın yok mu, bu kadar vicdansız mısın? “Hem ǩoçis çkar var noxen.” “O çok vicdansız bir adamdır.”

varça sǩani var on [….]. Yaptığın iş, iş değil anlamında. + “Varça sǩani var ore Muradi, hişo mot i?” “Yaptığın iş işdeğil Murat, öyle neden yaptın?”

varťaşi igbali ikti do iburbali: [ikbalin yoksa dön dön debelen]. Şansın yoksa, kaderinde yoksa ne yapsan nafile anlamında kullanılır. + “Muǩo ǯanas içalişu do mu iqu, skiri? Varťaşi ikbali, ikti do iburbali!” “Onca yıl çalıştı da ne oldu? Şansın/ kaderinde yoksa istediğin kadar debelen, nafile!” (Xop.)

veresiya meťaǩsi va ezdims [veresiye ipek almaz] Çıkarsız iş yapmamak, çıkarı için çalışan. + “Dido ṕati ǩoçi ren. Veresiye meťaksi var ezdims.” “Çok kötü adamdır, çıkarsız iş yapmaz.” (Ark.)

viǩaye oxenu […] Bir şeyi her yönü ile muhafaza etmek, kollamak. + “Bere ǩai viǩaye vi!” “Çocuğu iyi kolla.”

vuyi cubriya oxenu […] Cebellezi yapmak. Birinden bir şey araklamak.

x x

xamayili toli(s) midu [Hamayıl yılanı gözüme dursun]. Yemindir. + “Xamayili toli(s) midu çi, m ava ṕi!” “Hamayıl gözüme dursun ki ben yapmadım.”

xami do xorʒi ovapu [bıçak ve et olmak] Kanlı bıçaklı olmak anlamına gelir. + “Cumalepe xami do xorʒi renan.” “Kardeşler kanlı bıçaklıdır.”

xarayepe dolvančoru [yanakları delindi] Gamzelerin belirmesi. Gülünce yanakların delinmesi. + “Xarayepe muşi dolvančoru.” “Gamzeleri belirdi.”

xarǩişi neǩna [yabancı kapısı] El kapısı. + “Muşi neǩnaşen mutu na var çumers xarǩişi neǩnas konodgitun.” (Ark.)

xe ançamiy [eli kaşınıyor]. Bir yerden ya da birinbden kendisine para geleceğine işaret olarak gösterilir. + “Xe mançamiy mondo ar sotilen para moxťasen mondo.” “Elim kaşınıyor galiba bir yerden bana para gelcek.”

xe burčuli [eli orak]. Beceriksiz kişiler için söylenir. + “Xe burčuli beres, him duyla axenen-i?” “Beceriksiz çocuk o işi yapabilir mi?”

xe ceçamu [el vurmak] Bir işin tamamlanmasına yardım etmek anlamına gelir, el atmak. + “A ťǩva-ti xe koceçit ham dulyas do dopťişat.” “Siz de el atın bu işe de tamamlayalım.”

xe cedvalu [el koymak] Destek olmak, yardımcı olmak. + “Bere şǩim on, ma xe cebdvare.” “Benim çocuğumdur ona ben destek olacağı.” (Atn.)

xe elaçamu [el etmak] Yardım etme, .el atmak + “Meşveloni miti dziraşi xe ar elaçams.” “Yardım deilecek birini görüncr el atıyor.” (Ark.)

xe elaçaneri [eli ilaveli] Eli uzun, hırsızlık yapan. + “Heya mʒika xe elaçaneri ren, xvala mo naşkumert.” “O biraz eli uzundur, talnız bırakmayın.” (Ark.)

xe gomoxinapu […] 1. Elini uzatmak. + “Ṕoťe xe gompa uǩo do muti vati ečopu ǩo.” “Hiç bir zaman elini uzatıp birşey almazdı.” 2. Yardım etmek, cömert davranmak. + “Mitis xe gompa vati uyu ǩo.” “Kimseye elini uzatmaz, yardım etmezdi.” (Atn.)

xe gundze [eli uzun]. Hırsız. Çalmayı meslek edinen + “Dido xe gundza ǩoçi ren, ṕanda ǯadit.” “Çok eli uzun biridir, devamlı izleyin.” (Ark.)

xe ǩoťi […] Sakar, elinden iş gelmeyen anlamında söylenir. + “Yunusi dido xe ǩoťi ǩoçi ren, ar ǩarfi var načǩaden.” “Yunus, eli sakar biridir, duvara bir çivi bile çakamaz.” “ Hemus arguni mo meçam, xe ǩoťi ren, ǩuçxe niǩvatasen.” “ Ona baltayı verme, beceriksizdir. Ayağını kesecek.” (Ark.)

xe meçamu [el vermek] El atmak, yardım eli uzatmak, yardım etmek. + “Xe komeçi do dulya keončinit.” “Yardım et de işi tamamlasın.”

xe monǩa [eli ağır] Cimri insanları tanımlamada kullanılır. + “Xe monǩa ǩoçişen var var iǩvandinen.” “Cimri adamdan para istenmez.”

xe mundi […] Elinden birşey gelmeyen, beceriksiz. + “Himu xe mundi ren, mutu mot uǯomer.” “O beceriksizdir, bir şey söyleme.”

xe mundişe var ağen [elini götüne götüremiyor] 1. Elini götüne götüremiyor. 2. Yetersiz, beceriksiz. + “Himuk oxori ǩodasere-i, xe mundişe var ağen.” “O mu ev inşa edecek, elini götüne götüremeyecek kadar beceriksiz.” “Him bozomota mu oğodaťu, xepe mundişe var ağen.” “O kızı ne yapacaktın, kendine yetersizdir, tembeldir.” (Atn.)

xe muşişe mutu var mulun [elinden bir şey gelmiyor] Yapacak bir şeyi olmamak, çaresiz. + “Cuma ğurun, ma mutu var maxenen, xe şǩimişe muti var mulun.” “Kardeşim ölüyor, ben bir şey yapamıyorum, elimden bir şey gelmiyor.” (Atn.)

xe var ağen [elini götüremiyor] Eli gitmiyor, eli varmıyor anlamına gelir. + “Bere şǩimişi muti-muşi ečopumus xe var mağen.” “Oğlumun herhangi bir şeyini almaya elim varmıyor.” (Atn.)

xes dokaçu [elde tutmak] Lazım olur diye bir şeyi saklamak. + “Na dzirasen ondi oǩule miǩorasen yado xes dikaçams.” “Bulduğu şeyi sonra bana lazım olur diye saklıyor.” (Ark.)

xes dosǩudu [elde kalmak ] Elinde kalmak. + “Bere xes kodomosǩudu, mu ṕare va mişǩun. Nana muşi igzalu.” “Çocuk elimde kaldı, ne yapacağım bilmiyorum. Annesi gitti.”

xes modvalu [ele giyinmek] Farkında olmadan birşeyi tutmak, bir şey eline gelmek, istem dışı tutmak. + “Mjvabu xes komomadu. kurbağa elime geldi.” (Atn.)

xeşen gamastu [elden kaymak] Elinden kayıp gitmek, elinden kaçmak. + “Mu msǩva bozomota Muradişi xeşen gamasťu do xarǩişi diyu. Oi Oi!” “Ne güzel kız Murat’ın elinden kaydı da ellerin oldu. Of! Of!”

xoci čeyişa yonču: [öküzü tavan arasına çıkarmak] İşi yokuşa sürmek, zorlaştırmak anlamında kullanılır. + “Allayse, xoci čeyişa mot yončap? Doṕat do dovoçodinat duyla!” “Allah aşkına işi neden yokuşa sürüyorsun? Yapalım da bitirelim işte!” ( Xop.)

xoci olete taseri [öküz s.iki ile tohumu atılmış]. Çok yaramaz, anormal davranışları olan kişiler için genelde yetişkinler tarafından söylenen bir ifadedir. + “Če biči a raaťi doguti da xoci olete taseri ore-i mu ore yau?” “Lan bi rahat dur da öküz penisi ile mi tohumlandın nesin sen ya?” (Arş.)

xoci ončvalu: [öküz sağmak] Fuzuli işler yapmak anlamında kullanılır. + “A ǩai duyla var ikips, xvala xoci nčvalups.” “Bir iyi iş yaptığı yok, hep saçma sapan işler yapıyor.” ( Xop.)

xoṕe do loričite gamolva [kürek ve kazma ile çıkmak] Koocadan ya da koca evinden ancak ölüm vuku bulduğunda ayrılmak. + “Si komoceri ore Aşe, xoṕe do loričite gamogalen aşǩva.” “Sen evlisin Ayşe, ölünce ayrılırsın artık.” (Atn.)

xui(s) dolodzgveri [huyu sıçılmış]. Huyu güzel olmayan kişiler için söylenir. + “Him bozomota ečopi giǯvare ama xui(s) dolodzgveri oren.” “O kızı al diyeceğim sana ama huyu bozuk.” (Arş.)

xuxuli steri oxu: [köstebek gibi eşelemek] Alttan alttan iş çevirmek anlamında kullanılır. + “Sin iya eşo noseri giçkin mara emuk xuxuli steri xups!” “Sen onu akıllı uslu zannediyorsun ama alttan ne işler çeviriyor!” ( Xop.)

yoğani oxvaťu [yorgan kemirmek]. Kötü durumda olmak, parasız pulsuz anlamında kullanılır. + “Ma sǩiri sǩani sťeri var vore çi, yoğani pxvaťumt.” “Dostum ben senin gibi değilim ki, yorgan kemiriyoruz.”

Z z

zarari zdums [zara çekmek]. Bir işten dolayı zarar görmek anlamına gelir. + “Him duyla naşǩvi aşǩva, zarari zdums.” “O işi bırak artık zarar görüyorsun.” (Arş.)

zifozi ovapu [fırtınalı olmak] Hızla kaçmak, uzaklaşmak. + “Coğorik mečişuis zifozi divu, imťu.” “Köpek kovalayınca yel gibi kaçtı.”

zilya oyapu [… olmak]Birisinin başına bela olmak, onu rahat bırakmamak. + “Ham andğa zilya domayu.” “Bu, bugün başıma bela oldu.” (Atn.)

zomini cenǯu […] Tövbe etmek. + “Zomini cenǯu ar daa var asen.” “Yemin etti bir daha yapmayacak.” (Arş.)

zuğa do zulumaťi sťeri […] Bolluğu, çokluğu belirtmek için kullanılır. + “Zuğa do zulimaťi sťeri nçai.” “Bol miktarda çay bitkisi.” (Atn.)


Exit mobile version