Ǩ ǩ
ǩaǩalape keobğu [taneleri yaymak] İşten pestili çıkmak, bitap düşmek anlamında kullanılır. + “Muradi(k) ǩaǩalape keobğu aşǩva.” “Murat, tanelerini yaydı artık.” (Arş.)
ǩaǩalepe ombaru [tanelerin şişmesi]Sinirden testislerin şişmesi,kızmak, aşırı sinirlenmek, öfkelenmek, kan beynine sıçramak. Bu deyimi sadece erkekler değil kadınlar da çok sinirlendiklerinde kullanır. + “Ekisperik ham nçayi va ep’čoya ťǩusis yeǩten ǩaǩalepe domambaru.” “Eksper çayını almayacağım der demez çaldırdım, adeta kan beynime sıçradı.” (Atn.)
ǩalati čeyis gedgin: [sepet tavan arasında]. Rivayete göre bir gün adamın biri yaşlı annesini sepete koyup sırtlamış ve ormana götürmüş. Onu ormana bırakıp geri dönerken annesi arkasından seslenmiş ; “Oğlum, sepeti de al, bir gün sana da lazım olur.” demiş. Bunun üzerine adam yaptığından pişman olmuş, annesini de alıp eve geri dönmüş. Bu, Lazlar arasında şaka yollu kullanılan bir deyimdir. “Çok konuşma, bak sıra sana da gelir, sepete koyup götürürler seni sonra” anlamında şakalaşırlar.
ǩali dodvalu […] 1. Pes etmek, teslim olmak, kabullenmek. + “Ǩuşumi var şǩomuşa ali var dodu.” “Kurşunu yemeden teslim olmadı.” (Atn.)
ǩaoba docalu […] Rahatlık batmak, rahatlığı hazmedememek. + “Ǩaoba docu, var dvaxunen.” “Rahatlık battı, oturamıyor.” (Atn.)
ǩaṕula meçamu [sırt vermek] Güvenmek anlamına gelir. + “Ma hem ǩoçis ǩaṕula var memaçen.” “O adama güvenemiyorum.”
ǩaṕula onçaminu [sırtı kaşınmak] Dayağa müstahak olmak. + “Ǩaṕula gançaminen-i?” “Dayak mı istiyorsun?”
ǩaṕulas posťi dolorçalu [sırtına post sermek] Dışarıda yaptığı bir yanlışın cezasını evde çekecek olmak, evde dayak bekliyor anlamındadır. + “Baba sǩani moxťasis muya uǯvare, amseri oxorişe ǩaṕulas posťi delirçi do ela.” “Baban akşam eve gelince ne hesap vereceksin, kaçarın yok. Temiz bir dayak seni bekliyor.” (Atn.)
ǩaṕulas moberi moyonu [arkasına yükleyip getirmek] Sırtında getirmek. Karı-koca kavgası sırasında erkekler genellikle karısına senin çocuğun işte gibisinden laf ederler. + “Bere sǩani muya uǯomeran, baba şǩimi oxorişe ǩaṕulas moberi moviyoniyi?” “Senin çocuğun ne demek, senin de çocuğun değil mi, ben bu çocuğu babamın evinden sırtımda mı getirdim?” (Atn.)
ǩaťu yustu mtugi gyustu: [kedi kaydı fare düştü] Şansın kendinden yana dönmesi için arka arkaya tekrarlanan bir ifadedir. + “Juventusis var acginas Trabzonsipori hayde, ǩaťu yustu mtugi gyustu, ǩaťu yustu mtugi gyustu!” “İnşallah Juventus Trabzonsporu yenemez!” (Xop.)
ǩeťi odagu [çomak çentmek] Yarışmak, aşık atmak. + “Si mi ǩala ǩeťi dagum?” “Sen kiminle aşık atıyorsun?”
ǩibiri oǩoreʒxu [diş saymak] Güleç yüz gösterip, çok fazla şımartıp, kişinin saygınlığını, itibarını düşürtmemesi. + “Ǩibiri mot oǩoroʒxapam, oǩule var megiyucams.” “Çok fazla şımartma, sonra seni önemsemez.” (Ark.)
ǩibri ozdalu [dişini sıkmak] Bir olay karşısında sabır göstermek, hemen harekete geçmeden beklemek.+ “Huy do huy nena vavikum, ǩibri vuzdam.” “Şimdilik susuyor, ses çıkarrmıyorum.” (Atn)
ǩoçi mşǩomu [adam yiyen] İnsanları sürekli olarak rahaʒız eden, sık boğaz eden, sürekli olarak sorunlar çıkartan kişiler için söylenir. + “Muradi ǩoçi mşǩomu on.” “Murat adamı canını burnundan getirir.”
ǩoçik ǩoçi imxors: [adam adamı yiyor] İnsanlar birbirine zarar veriyor, birbirinin kuyusunu kazıyor anlamında kullanılır. + “ Lome eşo yiçkindineren do mskveri imxors hade; Ǩoçik ǩoçi na imxors iya ṕati ren.” “Aslan öyle yaratılmış da ondan yiyor geyiği; insan insanı yiyor, esas o kötü.” (Xop.)
ǩromi goşǩoru [soğan doğramak] Birini kandırmaya çalışmak anlamında kullanılır. + “Si ǩromi cegişǩorams.” “Seni kandırmaya çalışıyor.”
ǩuçxe çapa [çapa ayaklı] Büyük ayaklı, ağır hareketli + “Ǩuçxe çapa adimi ezdi, bigzalat!” “Ağır hareket ediyorsun, acele et gidelim!”
ǩuçxe mozdu [ayağı çekmek] Bir yere gitmek, uğramak işini bırakmak + “Musa şeni ṕaťi mutu tkvit-i? Ǩuçxe moizdu.” “ Musa için kötü bir şey mi dediniz? Hiç uğramıyor.” (Ark.)
ǩundi mčǩomu [bok yiyen] Bir işi üstüne başına bulayan, beceremeyen + “Ǩundi mčǩomu si ham dulya var aǩatana var iveťu!” “Sen bu işe karışmasan olmazdı!” (Ark.)
ǩundi očǩomu [boku yedi] Çok kötü bir şey yapmak + “Hemuk ǩundi očǩomu. Çku ṕaten.” “O boku yedi. Biz ne yapacağız.” (Ark.)
ǩurta ǩaçamuperi gulun […] donu elinde geziyor. + “Him ǩurta ǩaçamuperi na gulun xordzaşi gaceru do şǩimi mot var gaceru?” “O, donu elinde dolaşan kadına inandın da benimkine mi inanmadın?” “Ǩurta muşi na-var aǩaçen xordza.” (küçümsemek için) “Donunu tutamayan kadın.” (Atn.)
ǩurtas doloxunu [kadın donuna girmek] Karısının sözünden çıkamayan, onun cinselliğinin tesiri ile her dediğini yapmak. + “Komoli ǩurtaz kodolixunu doren do omçvinams.” “Kocasını donuna koymuş her dediğini yaptırıyor.”
L l
lači dorineri [köpeğin doğurduğu]. Yaramaz, haylaz, kötü karakterli kişiler için söylenir. + “Si mu gulur lačişi dorineri.” “Sen ne gezersin, köpeğin doğurduğu.”
lači taseri [köpek tohumu] Kötü karakterli kişiler için söylenir. + “Cuma, himu şǩala cabari var cegazdasen. Laçişi taseri on.” “Kardeş onunla baş edemezsin. Köpek dölüdür o.”
laǩirde meǩoru [laf bağlamak] Lafı gediğine oturtmak. + “Laǩide nuǩoru.” “Lafı gediğine oturttu.” “Na va giǯu muti va dosǩudu do si a laǩirde va gaziťu.” “Demediği kalmadı ama sen bir tek söz söyleyemedin.” “Şǩimi laǩide mo ikum!” “Benim lafımı yapma!” (Atn.)
luği oǯilu [incir toplamak] Bunamış, yatalak bir ihtiyar, salonda oturan misafirler için ikide bir, “musafirepes ar luği duǯilit.” misafirlere incir toplayıp ikram edin! dermiş. dermiş, ama mevsim kış, dışarıda bir metreye yakın kar varmış. işte o gün bu gündür bir toplulukta biri olmayacak bir laf eʒe “ham ǩoçik luği ǯiloms!” bu adam incir topluyor denir. Yahut da “luği mot ǯilom!” incir toplama! deyip ikaz edilir.
M m
makvali ceťaxu [yumurta kırmak] Bir kişiyi darıltmamak amacıyla onun her dediğini yapmak. + “Ṕanda makvali var cemaťaxen.” “Her zaman istediğini yapamam.” (Atn.)
malave puci [mart ineği] Bahar başlarında ilk kez araziye salınan ineğin sağa sola koşuşması. + “Malave puci steri garçen.” “Mart ineği gibi koşuyor.” (Ark.)
mamuli oyapu [horoz olmak] Birisinin başına horoz kesilmek. Emir buyuran anlamında. + “Ǩoçi mumuli domayes.” “Adam başımıza horoz kesildi.” (Atn.)
marte mskva [komşu güzeli] hoppa, fingirdek. + “marte mskvasteri goiǯǩen.” “hoppa kızlar gibi, gözü dışarıda.”
maťuji dosǩudu […] Kimsesiz kalmak. + “Nana-ti domiğuru şǩule maťuji kodopsǩudi.” “Annem de öldükten sonra kimsesiz kaldım.”
mcumu ǯaris cenǯaloni oyapu [tuz suyuna bandırmalık olmak] Tuz suyuna ekmek batırıp yiyecek kadar yoksul olmak. + “Dulyaşen gamafťi şǩule mcumu ǯaris cenǯaloni doviyi.” “İşten çıktıktan sonra çok yoksullaştım.” (Atn.)
mčima goǩaçu [yağmur tuttu] Yağmurun birden bire bastırması anlamında kullanılır. + “Zuğaşe gamafťaterťu çi, mčima goǩaçu.” “Denize açılacaktık ki yağmur birdenbire bastırdı.”
mču dolončvalu […] Yoksulluktan kırılmak, açlıktan nefesi kokmak. + … (Atn.)
mebğalu mepşeri [dolup taşmış] Bolluk içinde. + “Mebğeri mepşeri psǩudut.” “Bolluk içinde yaşıyoruz.” (atn)
meğureri do medaǯeri [yıkılmış, bitmiş] Çok büyük bir darbe almak, büyük bir felaketle karşılaşmak, bitmişlik, tükenmişlik. + “Vu! mebğuri do mevidaǯi.” “Eyvah! yandım mahvoldum.” Mebğuri mevida3’i / Uci dagdagi puci (bir tekerleme)(Atn.)
mečirderi ovapu [kopuk olmak]. İpini koparmış anlamında kullanılır. Sağı solu belli olmayan, “kopuk” kişiler için söylenir. + “Ali mečirderi on, mutuşi şǩurina var uğun.” “Ali kopuktur, bişeyden korkusu yok.”
meçǩiyuşi xami muşi muk muşimes: [kendi bıçağını kendi çıkarıyor] Kendi işini kendi bozuyor, bindiği dalı kesiyor anlamında kullanılır.+ “Patronişi odaşen gečareli nixireleren; mečǩiruşi xami muşi muk muşiğeren.” “Patronun odasından para çalmış; kendi etmiş kendi bulmuş.”
medu modu [eveleyip gevelemek] Lafı evirip çevirme, eveleyip geveleme. + “Mutu giçkin dotkvi, si nena nodumel modumel.” “Ne biliyorsan soyle, sen lafı eveleyıp geveliyorsun.”
megreli dogutu [Megrel durdu] İnat etmek, sözünden dönmemek. Megrellerin inatçı yapılarına atıfta bulunuluyor. + “Ho var iťus do megreli dogutu.” “Evet demiyor, inada bindi.”
melendo duğams molendo gamaǯams [öteden söküyor beriden çıkarıyor] Bir orda bir burda, nerde ne yaptığı belli olmayan anlamında kullanılır. + “Melendo duğams molendo gamaǯams, ham bere mu ikums?” “Bir orada bir burada, bu çocuk ne yapıyor?”
memçinute bere var itasen [haber salmayla çocuk yapılmaz] Konuşmakla iş yürümeyeceğini anlatır. + “Memçinute bere var itasen, si muşi isinapam?” “Lafla iş olmaz, neden bahsediyorsun sen?” [viǯ]
mencaxeri osinapu [ezilmiş konuşma]. Abuk subuk konuşmak + “Mencaxeri isinapam.” “Abuk subuk konuşuyorsun.”
menčareri [yazılı] 1. alınyazısı, kader. + “Hem bazamota skanda menčareri ren.” “O kız senin alınyazın.” 3. akılda tutmak. + “Ma nosis mebončaram.” “Ben aklıma yazıyorum.”
mendriǩeri-mondriǩeri osinapu [yamuk yumuk konuşmak]. Söylediklerinin iler tutar yanı olmayan. + “Alik mendriǩeri mondruǩeri isinapams.” “Ali abuk subuk konuşuyor.”
meşǩaxen [yerleşmiş] Göründüğü gibi olmayan kişiler için söylenir. + “Xasani mu meşǩaxen gişǩun-i?” “Xasan göründüğü gibi değildir ha, biliyor musun?”
mexvalu meyoreri [dolup taşmış] Herşey çok bol, bolluktan dolayı dökülmüş, saçılmış. + “Opşa vorsi xali miğuran, iri tevuli mexveri meyoreri kovoret.” “Çok iyi halimiz var, herşeyimiz bolca var, dökülmüş saçılmış halde..” (atn)
mezumaş mendra! [ölçüden uzak] Allah benzetmesin! “Aşes ǩuçxes ar pupuli kuğun, mezumaş mendra.” “Ayşe’nin ayağında bir çıban var ki evlerden uzak.”
mğaca mʒxuli ğecis codzun [ciğerlenmiş armut domuza nasip olur] Armudun iyisini ayı yer. + “Ma dogiǯvi mğaca mʒxuli ğecis codzun, yado. “Ben sana söyledim armudun iyisini ayılar yer diye.”
miti tasişi var sǩudun [kimse tohum halinde kalmaz]. Herkesin bir ömrü olduğunu ve bu ömrün biteceğini, kimsenin genç kalmayacağını anlatır. + “Miti tasişi va sǩudun cuma, şǩu-ti vibadaten.” “Kimse genç kalmıyor kardeş, biz de yaşlanacağız.”
mkveri oşuvu [un ıslatmak] Bir çuval inciri berbat etmek. + “Ma va giǯvi-i heya bozomotas mot naxoler, yado. Mkveri doşuvi mteli.” “Ben demedim mi sana okıza yaklaşma diye. Bi çuval inciri berbat ettin.”
mogaťayis ognare Ṕinǯi Fadinaş ťoṕi [Pinǯi Fatma’nın topu sana çarpınca anlayacaksın] İnsanın başına bir bela gelmeden iyiyi kötüyü anlayamaz. + “Haǯi muti va giǯomer, mogaťayis ognare Ṕinǯi Fadinaş ťoṕi.” “Şimdi bir şey söylemiyorum, başına gelince anlarsın.”
mole moğmalu [bu yana getirmek] 1. (Cansız) Beriye doğru getirmek. 2. Tekrar ortaya koymak, gündeme getirmek. + “Oşi ǯaneri dulyape mole moliğam do oxaṕaru mot condziram!” “Yüz yıllık işleri gündeme getirip niye tartışma yaratıyorsun!” (atn)
monče ǩundi sťeri [anaç tavuğu boku gibi] Çok miktarda, bolcanaç tavuk uzun süre dışkısını çıkarmaz, çıkardığında da normalden çok fazla çıkarır. + “Hiǩu para mu are, monče ǩundi sťeri.” “O kadar parayı ne yapacaksın, bir harman.” (atn)
mončeşi mundi [anaç tavuk götü] Çenesi düşük anlamında kullanılır.
monduli gonǯalu Uzun süre kapalı kaldıktan sonra ilk defa açık havada otlatmaya çıkarılan ineğin şaşkınlıkla sağa sola koşarak otlara saldırması. Aynı şekilde insanların da girdikleri bir ortamda zincirlerinden boşalmış gibi oraya buraya koşturması. + “Muya gağodu, monduli goganǯuyi?” “Ne oldu sana, zincirlerinden mi boşaldın?” (Atn.)
monǩa nena [ağır söz] Karşısındaki adamı kıracak, üzecek şekilde konuşmak. + “Hiǩu monǩa nenape doťǩu çi; oxorza(s) abgarinu.” “Öyle ağır söz sözledi ki, kadın ağlayabildi.”
morderi şuri eyolva [büyümüş nefesi çıkması] Ödü başı kopmak. + “Ǯaris dolovolisis morderi şuri kemalu.” “Suya düşünce ödüm başım koptu.” (Atn.)
mot goşubğam [ayıklama] Saçmalama, anlamında kullanılır. + “Mot goşubğam bozo!” “Saçmalama kız!”
mot lalum / mo lalum [afkurma!] Boş konuşan, gereksiz konuşan, konuşmasıyla kişiyi rahatsız edenlere söylenir. + “E skiri a mo lalum da!” “Oğlum bi afkurma ya!”
mot nçxalum [ağaçtan(sırık vurarak) meyve düşürmek] Saçmalama, anlamında kullanılır. + “Ali, mot nçxalum! Dogibağun.” “Ali saçmalama! Yeter artık.” (Ark.)
mṕoli do minare dodginu [İstanbul ve minare durmak] İstanbul ile minare vaad etmek. Olmadık her türlü vaatte bulunmak. + “Mṕoli do minare demidgines, xolo-ti hini şǩala var vidi.” “Bana olmayacak şeyleri vaad ettiler gene gitmedi” (Atn.)
mṕula ǩorobums [bulut topluyor] Havanın kötüleşeceğini anlatmak için söylenir. + “Mṕula ǩorobums. Mondo xolo mčimasen. + “Hava topluyor. Galiba yağmur yağacak.”
mseliş taseri [sidiğin tohumu] Bozuk, ahlaksal fiziksel her yönü ile dejenere olmuş, korkak, dayanıksız insan. + “Allaise heǩo mot gaşkurinen mseliş taseri re-i?” “Allah aşkına neden korkuyorsun, bu kadar zayıf karakterli misin?”
mşkorini dologzu [açlığın iç yakması] Açlığın iyice bastırması. + “Mʒika tamo čoǩomi. Mşkorini dologogzun-i?” “Biraz yavaş ye. Açlıktan içinmi yanıyor?” (Ark.)
mťi guberi [haşlanmış bit] Yavaş hareket eden kişiler için kullanılır. + “Ali moxtaşa çku moptit. Heya mťi guberi ren.” “Ali gelene kadar biz geldik. Çok yavaş hareket eder o.” (Viǯ.)
mťi mčǩomu [bit yiyici] Cimri, çok tutumlu kişiler için kullanılan bir deyim. + “Xasanik xe cebişa var imels, dido mťi mčǩomu ren.” “Hasan elini cebine götürmüyor, çok cimri.”
mʒudi godzgu [yalan sıçmak] Çok rahat yalan konuşan, her lafı yalan olan kişiler için söylenir. + “Omerik mʒudi dzgums. + “Ömer çok yalan konuşur.”
mʒudişi gulun [yalandan gezmek] Boşyere, amaçsızca, bir sonuç çıkmayacak olmasına rağmen genede uğraşanlar için söylenir. + “Musťavak, mʒudişi bozomota(s) noǯen.” “Mustafa boşuna kıza bakıyor.”
mtugi mtugişa, tasi tasişa [fare fareye, tohum tohuma] ‘Armut dibine düşer’ anlamına gelir. (Viǯ.)
mturi dodu / kocedu [kar bıraktı] Karın, yerde kalacak şekilde çok yağması için kullanılır. + “Mturi dodvasen ham seri, araba tude naşǩvi.” “Bu gece kar yağacak epeyi. Arabayı aşağıda bırak.”
mturi ezdu / moselu [kar kalktı] [kar kalktı] Karların erimesini ifade eder. + “Mturi ezdu aşǩva, araba celegaonen.” “Kar eridi artık, arabayı indirebilirsin.”
mturi oǩorobu [kar topladı] Kar yağışının başlayacağına yönelik gerekli iklim şartlarının belirmesi. + “Mʒas eoǯedi, mťuri ǩorobams.” “Gökyüzüne bak, kar topluyor.”
mtxaşi nosoni: [keçi akıllı] Aklı havada, havai anlamında kullanılır. + “So mu iğarğalen var uçkin, mtxaşi nosoni.” “Nerede ne konuşulur bilmiyor, alık.” ( Xop.)
mǯǩiri dobğu [pire dökmek] Boş konuşmak. + “Mǯǩiri mot dobğam!” “Boş konuşma!”
mǯu odzgu [saman sıçmak] Aşırı derecede korkmak. Zor bir duruma düşmek. + “Mtuti madziru şǩule mǯu bdzgvi.” “Ayıyı görünce ödüm patladı.”
mu gamağuru? [ne öldü?] Ne olmuş yani, anlamında kullanılır. + “Şǩimi şǩala dikomoci ǩo mu gamağuraserťu?” “Benimle evlenseydin ne olacaktı yani?”
mundi ǩundoni [götü boklu] toy, çocuk, tıfıl. + “Si oropa mu giçkin, ğomaneri mundi ǩundoni?” “Sen dünkü çocuk, aşktan ne anlarsın?”
mundi monǩa: [ağır götlü] Yavaş hareket eden veya tembellik eden, üşengeç insanlar için kullanılır. + “Hayde mundi monǩa! Yiseli do oxori nobargi! Oǩule oǩule var tkva!” “Haydi uyuşuk! Kalk da evi toparla! Sonra sonra deme!” ( Xop.)
mundişe şuri şvanums [götten nefes alıyor] Çok yorulmuş olmak, gücü tükenmek anlamında kullanılır. + “Ma mundişe şuri pşvanum do huy heko mučote mefťa?” “Benim nefes alacak gücüm kalmamışken oraya nasıl geleceğim?”
mutuşi var on [hiçbirşey yok]. Hiçbir özelliği olmayanlar için söylenir. Nereden baksan, elle tutulur yanı olmayanlar için. + “Ali mutuşi var on.” “Ali’den bi iş çıkmaz.”
mxucepe konodvey/ oǩodvey [omuzları birbirine dayamak ] Omuz omuza vermek anlamında kullanılır. Bir işi başarmak için yardımlaşmak. + “Amedis xvala var axenu dorťu ama huy Muradi şǩala mxucepe oǩodvey.” “Ahmet yalnız yapamamıştı ama şimdi Murat ile omuz omuza verdiler.”
mxuci meçamu [omuz vermek] Yardım etmek, onu desteklemek. + “Bere skaniz mxuci meçi.” “Çocuğuna omuz ver, ona yardım et.”
N n
naǩo nena giçkin heǩo ǩoçi re [kaç dil biliyorsan o kadar çok adamsın] Bir dil bir insan, iki dil iki insan. + “Naǩo nena giçkin heǩo ǩoçi re. Nana nena vargiçkina çkar koçi vare.” “Ne kadar dil biliyorsan o kadar adamsın. Ana dilini bilmiyorsan adam değilsin.” (Ark.)
nciri amťu [uykusu kaçtı]. Uyuma hissini kaybeden kişiler durumunu anlatır. + “Aşǩva va manciren, nciri mamťu.” “Artık yatamam, uykum kaçtı.”
nciri keadu [uyku üzerine koyuldu]. Uykusu gelmek, anlamında kullanılır. + “Cuma nciri keemadu. Toli va gomaǯen.” “Kardeş uykum geldi. Gözümü açamıyorum.”
nciri meťaxu [uyku kırmak] Kısa bir süre uyumak, şekerleme yapmak, kestirmek, uyuklamak. + “Arovi nciri mepťaxa da!” “Birazcık kestireyim da!”
ncoxo gyedu [isim takmak] Dedikodusunu yapmak, ismini kötüye çıkarmak. + “Bozos coxo kogyodves.” “Kızın adını kötüye çıkardılar.”
ncumu do daçxuri steri bozo [tuz ve ateş gibi kız] Hamarat, çalışkan kız. + “Befa, ncumu do daçxuri steri ar bozomota ren.” “Fatma, çok hamarat bir kızdır.”
ncumu do daçxuri! [tuz ve ateş!] Tuz ve ateş aşkına! Türkçede ki “Allah aşkına!” sözüne karşılık gelir. Çoğu kültürde olduğu gibi Laz kültüründe de tuz ve ateş kuʒaldır. Soba veya kuzinenin devreye girdiği kırk elli yıl öncesine kadar, evin ortasındaki ocak ateşinin tamamen söndürülmesi günahtı, uğursuzluktu. Yatarken sağlam korların üzeri soğuk külle örtülür, sabah karıştırılıp yanan korlar ortaya çıkarılarak yeniden ateş harlandırıldı. Kibritin, çakmağın bulunmadığı dönemlerde bu davranış, tasarrufun bir gereği idi. Hatta gereksiz kibrit kullanılırsa; “Lemloğlik ar ebzaşeni oxorca naşku doren!” “Lemloğlu bir kibrit çöpü için karısını boşamış!” denip tasarrufun önemi vurgulanırdı. Bölgenin hiçbir yerinde bulunmayan tuz için de aynı şeyler söylenebilir. Çok uzaklardan gelen ve hayatın temel bir ihtiyacı olan tuzda da ateş gibi aynı tasarruf anlayışı söz konusuydu. Bu yüzden Lazona’da tuz ve ateş üzerine yemin edilir, sıkışık durumlarda tuz ve ateş anılırdı. + “Ncumu do daçxuri şeni! Komoxti çkva!” “Allah aşkına gel artık!”
nča gonťinu / nča gomanťu [tüylerin kalkması] Tüylerin diken diken olması. Korkudan yada başka bir tepkiden tüylerin hareketi. + “Beres, ǩuçxe noťroxu bdzirişi nča gomanťu.” “Çocuğun ayağını kırıldığını görünce tüylerim diken diken oldu.” (Ark.)
nčari do noşǩerite nčari [yaz da istersen kömürle yaz] Bir şey yazda insanlığa yarasında ne ile yazarsan yaz. + “Nčari do noşkerite čari ora moxtaşi iǩitxinasen.” “Yaz da ne le istersen yaz. Zamanı gelince okunabilecek.” (Ark.)
nçxomi ǩudelişen va ičopen [balık kuyruktan tutulmaz] Bir işe ortasından başlanmaz anlamında kullanılır. + “İpťi mektebişa idare do uǩaçxe ťoxťori gamaxťare. Hişo çxomi ǩudelişen var ičopen.” “Önce okuluna gideceksin, ondan sonra doktor olacaksın. Öyle balık kuyruğundan yakalanmaz.”
ndğa meǩvateri [günü kesik] Gününü belirlemek, tesbit etmek. + “Naǩo ndğa skidasen, yado doxtorik hemus ndğa nuǩvatu doren.” “Ne kadar yaşayacağına dair doktoru gün belirlemiş.” (Ark.)
ndğa na megiğurasen [günün ölsün]. Bedduadır. Günün, ömrün tükensin anlamındadır. + “Ndğa na megiğurasen do leťaşa to idare!” “Ömrü tükensin de toprağa giresin!”
ne msucişi ǩeťi neti mutu [ne sarmaşıktan sopa isterim ne de başka bir şey] Sarmaşıktan sopa bile olsa isteme “ne şam’ın şekeri ne arap’ın yüzü” anlamında bir deyim. + “Rahaťi memaşkvit. Ne msucişi ǩeťi ne-ti mutu bgorum.” “Rahat bırakın beni, ne sarmaşıktan sopa ne de başka bir şey istiyorum.”
ne oda ne čardaği, so dorçasen yataği? [ne evi var ne çardağı / nereye serecek yatağı?] Ayranı yok içmeye, tahtırevanla gider sıçmaya anlamında kullanılır. + “Ne oda ne çardaği, so dorçasen yataği? Mutu var uğun do xolo nibadzgen.” “Ne evi var ne çardağı, nereye serecek yatağı? Birşeyi yok, gene de inat ediyor.”
nena costra sťeri oktams [dilini bileyi taşı gibi döndürüyor]. Çok iyi laf yapan, konuşkan, konuştuğunu bilen kişiler için söylenir. + “Omerik nena çostra sťeri oktapams.” “Omeri, çok iyi konuşur.”
nena dodvalu [ses bırakmak]. Söz vermek. + “Nena kodomidu, him duyla asen.” “Bana söz verdi, o işi hâlledecek.”
nena gurişi neǩna ren [dil yüreğin kapısıdır] Tatlı dil insanları etkiler + “Nena gurişi neǩna ren. Mot gogočǩonduťas.” “Tatlı dil ile istediğini yaptırabilirsın.Unutmayasın.” (Ark.)
nena meçamu [ses vermek] Başsağlığı dilemek. + “Memeťis baba duğuru do nena var memaçu.” “Mehmet’in babası öldü de başsağlığı dilemedim.”
nena meçi, mundis geçi [ses ver, götüne vur] Konuş ama önemseme, anlamında söylenir. + “Nena meçi mundis geçi.” “Ses ver ama bildiğini yap.” (Ark.)
nena meǩvatu [sözü kesmek] Sözü bitirmek, uzlaşmak. + “Bozo momçanorenşi nena meṕǩvatit” “Kızı bize vereceklerine dair sözünü kestik.”
nena oǩvatu [dil kesmek] Söylendiği şey aynen vaki olmak. + “Nenak miǩvatu oťǩomilaşe mot çxinǩom, gelegilasen, mučo buǯvi, gelulu do ǩoçi dailu.” “Dediğim oldu, tabancayı kurcalama, patlar, dedim demedim patladı, adamı vurdu.”
nena oxenu [laf etmek] Dedikodu yapmak. + “Mitis mutu mot uǯomer, uǩaçxe nena ikuman.” “Kimseye söyleme sonra laf ediyorlar.”
noğamisa omskvimu [gelin süslenmesi] Çok fazla süslenmek için zaman harcıyan kimse için söylenir. + “Hayde! Noğamisa steri mot imskvime, yano divu.” “Haydi! Gelin gibi süslenmeyle uğraşma. Geç oldu!.” (Ark.)
nosi amťu [aklı kaçtı]. Şaşkınlıktan ya da korkudan dolayı şaşkına dönmek. + “Befa Arkabis madzirusi nosi mamťu.” “Fatma’yı Arkabi’de görünce aklım şaştı.”
nosi dolokunu [akıl giydirmek] Akıl vermek, nasihat etmek. + “Bere goytorerťu do muti duyla var uğurťu. Nana muşik nosi kodolvoxunu.” “Çocuk boş boş geziniyordu ve hiçbir işi yoktu. Annesi ona akıl verdi.”
nosi ǩelele […] Aptal, salak anlamında kullanılır. + “Nosi ǩelele xolo mulun!” “Aptal gene geliyor.” (Arş.)
nosi lobca [aklı fasulye]. Yarım akıllı, zekâsı fazla olmayan kişiler için söylenir. + “Memedişi duyla var on ham. Nosi lobca’n him.” “Mehmet’in işi değil bu. Yarım akıllıdır o.”
nosi meçamu [akıl vermek]. Öğüt vermek anlamında kullanılır. + “Nosi meçamu şeni nosi giğurťasen do hişote meçare nosi.” “Akıl vermek için aklının olması gerekiyor ki öyle akıl veresin.”
nosi mǩule [aklı kısa]. Aklı yetmeyen, çok fazla zeki olmayan kişiler için söylenir.+ “Ma nosi mǩule vore, hiǩu mčipe va maxesaben.” “Ben çok fazla zeki değilim, o kadar ince hesaplayamam.”
nosi oşǩomu [akıl yemek]. Anormal işler yapanlar için söylenir. Aklını kaçırdı, aklını yedi. + “Muradi iri ndğa nčarums, nosi oşǩomu ham bere.” “Murat her gün yazıyor, aklını kaçırdı bu çocuk.”
nosi şuǩa [aklı salatalık]. Zeka seviyesi normal olmayan, aklı yetersiz kişiler için söylenir. + “Nosi şuǩa bere’n him, duyla mo meçamt.” “Aklı yetersiz o çocuğun, ona iş vermeyin.”
nosi şuǩa va ren ki, niťaxen do niçen. [akıl salatalık değilki, kırılıp verilir] Akıl insana sonradan ve ısmarlama olarak verilmez. + “Če skiri, nosi şuǩa va ren ki megiťaxa do mekça.” “Ay oğul senin aklın olmayınca ısmarlama akıl işe yaramaz.” (Ark.)
nosi ťololo [aklı …]. Zeka seviyesi normal olmayan, aklı yetersiz kişiler için söylenir. + “Nosi ťololo ǩoçişi nena mot iucam.” “Yarım akıllı adamın sözünü dinleme.”
nosişe moxtimu [akıla gelmek] Kendine gelmek, düşüncelerine ve hareketlerine hakim olmak + “Če bere nosişe moxti mu ikom!” “Hey çocuk hareketlerine hakim ol, ne yapıyorsun!” (Ark.)
nosişi gverdi : [aklın yarısı] Aptal anlamında kullanılır. + “Eşo çxomi geťaxaneni-i, nosişi gverdi!” Öyle balık tavalanır mı, aptal!” (Xop.)
nʒaşa extimu [gökyüzüne çıkmak] Kuʒamak + “Nʒaşa exti.” “göğe çık, çok yaşa.” (Ark.)
nʒxenis cexunu [ata binmek] Herhangi bir şeyden dolayı çok mutlu olmak, mutluluktan uçmak. + “Nusa nʒxenis cexes, biči bere doyinasere.” “Kadın mutluluktan uçuyor, erkek çocuk doğuracak.” (Atn.)
nuǩu culu [çenesi düştü]. Çok konuşmaya başlayan kişiler için söylenir. + “Nusa xolo nuǩu culu, aşǩva ṕoťe va dogutasen.” “Gelinin çenesi düştü gene, artık asla durmaz.”
nuǩu dixenu [traş olmak] Sakal traşı olmak anlamındadır.+ “Bazi ǩoçi, nuǩu dixenasi korme mundi sťeri izdin.” “Bazı adam traş olunca tavuk götü gibi görünür.”
O o
obaroni ovapu [üflenmelik olmak]. Bir hocanın okumasına ihtiyacı olacak düzeyde durumunun kötüleşmesi. + “Bere, seri karmaťeşa na cexťuşeni, obaroni diu.” “Çocuk, gece değirmene indiği için okunmalık oldu.”
ocaği mekoru [ocağı soğumak] Çeşitli nedenlerle bir ailenin sönmesi, yok olması. + “İbiǩişi ocaği mekoru.” “İbikoğlularının nesli tükendi.”
ocaği meskuru [ocağı sönmek] Bir ailenin artık olmamasını anlatır. + “Mtelli ǩurbetişa igzales do ocaxi noskurines.” “Herkes gurbete gitti, beri yandan ocaklarını söndürdüler.”
okesiles elağu [okesile’ye takılmak] Konuyu tekrar tekrar anlatanlar için pilak takıldı anlamında söylenir. Hikâyesi şöyledir; bir fındık imecesinde karşılıklı atışan iki taraftan biri; “O kesileyim sana, soylerum yana yana,” diye türkü söylemeye başlar. Ama bir türlü melodiyi tutturamayıp her defasında olmadı deyip türküye tekrar baştan başlarlarmış. Olay uzayınca da iş gülmeceye dönüşmüş. Bu sefer karşı taraf, “okesiles kelağu, ṕǯinǯi var gamamağu” “Okesile’ye takıldı, çektim çıkaramadım” diye türkü atar. Bu olaydan sonra, anlamayana anlatmanın zorluğunu ifade etmek için sadece “okesiles kelağu” “okesileye takıldı” kısmı deyim olarak kullanılır.
ole mǩorobu [erkeklik organı toplayan] Eskiden Laz erkekleri genellikle vapurla gurbete gider aylarca, hatta yıllarca dönmezlerdi. Kadınlar, kocalarının gurbete gitmelerine pek memnun olmuyorlardı. Bundan ötürü vapura da böyle bir yakıştırma yaptılar. Her vapur düdüğünü çalınışında “Xolo komoxtu ole mǩorobu!” “Yine erkeklik organlarını toplayıp götüren geldi” derlermiş.
ole msalu [erkek azdıran] Erkekleri azdıran kadın. + “Him bozomota ole msalu on, raaťi var dvaxunen.” “O kız erkek azdırandır, rahat duramaz.” (Atn.)
ole mxuci(s) moodveri gulun [erkeklik organını omzuna atıp dolaşan]. Abaza erkekleri anlatan bir durumdur. + “Xasanişi didi biči, ole mxucis moodveri gulun.” “Hasan’ın büyük oğlu, Abaza dolaşıyor.”
oncğore geťalu [ayıbı çıkarmak] Ayıbını ortaya atmak. + “Hamu ǩala mutu var itkven ǩoçis oncğore gyuťalams.” “Bununla bir şey konuşulmaz, hemen ayıbını ortaya atar.” (Ark.)
onǯelişi meçkineri [beşik vaadi] Beşik kertmesi. + “Onǯeliş emçkineri ťes. Ağani içiles.” “Beşik kertmesi idiler. Yeni evlendiler.” (Ark.)
oropa konaçu [aşk verebildi] Âşık olmayı ifade eder. Kişinin kendi elinde olmadan birini sevmesi. + “Xasanik Befa dzirusi oropa konaçu da!” “Hasan, Fatma’yı görünce aşık olşabildi.”
oxori ǩoçi [ev adamı]. Aile üyelerini ifade etmek için kullanılır + “Oxori ǩoçi do galeni ar iyen-i?” “Aileden biri ile dışarıdan biri bir olur mu?”
oxoris elaskideri [evde kalmış] Hiç evlenememiş kimseler için söylenir. + “Haşo vana oxoris elaskidare kale bozo.” “Böyle yaparsan evde kalacak a kızım.” (Ark.)
P p
palani gektu [palanı yıkmak] Kandırmak, tufaya getirmek. + “Bozos palani gyuktu.” “Kızı kandırdı.”
palu mxaṕaru […]. Palavracı kişiler için kullanılır. + “Si palu mxaṕaru ore, Muradik sǩanda muti var iyindrasen.” “Sen palavracısın, Murat senden bişey almayacak.” (Arş.)
papara gobğalu […] Sitem etmek anlamındadır. + “Beres aşǩva var ačibru do papara gobğu.” “Çocuk artık dayanamadı, sistem etti.”
papas omkoru [muhallebiye üflemek] Hiçbir şeyden haberi olmamak, çocukça davranmak. + “Si mutuşi var oxoǯonam, papas omkor.” “Senin bir şeyden haberin yok, daha toysun.”
para elaťoçu [para atmak] Para biriktirmek anlamında kullanılır. + “Muradi amʒika para elaťoçi govağari uǩaçxe dogačirasen.” “Murat birazcık para biriktir, sonra lazım olacak.”
para kyuskite oçvalu [parayı küskü ile gütmek] Çok parası olan kişiler için söylenir. + “Amedik para kyuskite çvalums.” “Ahmet’in çok parası vardır.” (Viǯ.)
Ṕ ṕ
ṕaṕi ar ṕaṕis dolopsamu. [aynı kaba işemek] İçtikleri ayrı gitmemek, çok yakın olmak. + …
ṕaṕuk ombri şǩomu, monta(s) ǩibri naǩvatu [dede eriği yedi, torununun dişi kesildi] dedesinin yaptıklarının ceremesini torunu çeker anlamında kullanılır. (Arş.)
ṕeťraşa idi [Petra’ya git] Gürcistan’da Kolhisten kalma eski bir kalenin adıdır Petra. İnsanlara uzak gelen ve dönülmesi zor bir yer olarak görülürdü. + “Ṕeťraşa idi do mot mogaleťas.” “Petra’ya git de gelemeyesin.” (Ark.)
ṕici dodvalu [ağzı koymak] 1. Ağzını tutmak, çeneni kapamak. 2. Susmak, sesini çıkarmamak. + “Musťafa aşǩva ṕici kododu.” “Mustafa artık sustu.”
ṕici ǩoǩiği [ağzını biriktir]. Ne konuştuğuna dikkat et, ağzını topla anlamına gelir. + “Nusa, ṕici koǩiği vana damtires sǩanis vuǯvare.” “Gelin, ağzını topla yoksa kaynanana söylerim.”
ṕici meçameri [ağız verilmiş]. ‘Yüz vermek’, şımartılmak anlamına gelir. + “Beres ṕici mo meçam çi uǩaçxe xolo gorasen.” “Çocuğa yüz verme ki sonra gene isteyecek.”
ṕici munčari […]. Ne dediğini bilmeyen, abuk subuk konuşan kişi. + “Ṕici munčar’on him, uci mo meçam.” “Ne dediğini bilmiyor o, kulak verme.”
ṕici oǩoču [ağız dikmek]. ‘Çeneni kapat’ anlamına gelir. + “Aşe gibağun aşǩva ṕici koǩočvi.” “Ayşe yeter artık ağzını topla, çeneni kapat.”
ṕici(s) doloǯen [ağzına bakıyor]. Bir şey söyleyecek mi diye karşındakini beklemek, onun hareketlerini izlemek. ‘Gözüne bakmak’ anlamında. + “Muti cemiçinadvaseni ṕea, mado ṕicis dologoǯen.” “Bir şey söyler mi acaba diye ağzına bakıyor.”
ṕiṕila dorgunu [tane ekmek]. Aşık atmak, boy ölçüşmek anlamlarına gelir. + “Si Lazika şǩala leri gargen-i?” “Sen Lazika ile aşık atabilir misin?”
porça dolokunu [elbise giyimek] Korkakça davranmak, sözünde durmamak. + “Hem bereşen gaşkurinenna idi porça kodolikuni.” “O çocuktan korkuyorsan git kadın elbisesi giy öyle dolaş.”
posťi sťeri eladvalu [post gibi bir kenara serilmek] Yorgun düşmek,çok yorulmak anlamına gelir. + “Andğa opşa domančinu dorťu. Muče oxorişe vidi posťi sťeri kelevidvi.” “Bugün çok yorgundu eve gider gitmez post gibi bir kenara serildi.” (Atn.)
Q q
qvali-mxirus qvali şuns: [peynir hırsızı peynir düşünür] Dervişin fikri neyse zikri de odur anlamında kullanılır.+ “Muk bittum paťinoba na isimadeps şeni, ǩataik muşi şeni ṕatinoba iduşuns ya uçkin; qvali mxirus xvali şuns.” Kendi her zaman kötülük düşündüğü için herkesin de kendisi için kötülük planladığını sanıyor.” (Xop.)
qvaşi damari mečǩvideri: [alın damarı kopmuş] Arsız, utanmaz insanlar için kullanılır. + “Emus oncğore var aqven; qvaşi damari mečǩvideri ren!” “O utanmaz; ar damarı çatlamış onun.” (Xop.)
qvaucik mele uça mole xçe va dodzgups: [karga ötede siyah beride beyaz sıçmaz] Neyse o, değişmez,“eşeğe altın semer vursan yine eşektir, anlamlarında kullanılır.+ “Mʒudela mʒudela ren, Qvaucik mele uça mole xçe vadodzgups.” “Yalancı yalancıdır, değişmez.” (Xop.)
R r
rengi odu [rengi kapadı] Rengin soluklaşmasını ifade eder. + “Rengi odu ṕici muşişi, mondo izabunen.” “Rengi soldu yüzünün, galiba hastalanıyor.”
runçi oťaxu […] Birşeyler yemiş olmak. + “Runçi ťaxeri vore.” “Ben tokum.” (Arş.)
S s
saği mxucişa maselu [sağ omuzdan kalkmak] Çok şanslı olan kişilere söylenir. + “Si saği mxucişa moseleri ore-i, haǩu şansi na giğun!” “Sen sağ omzundan mı kalktın, ne kadar da şanslısın.”
sere bere ovapu […] Aklı gidip gelmek. + “Ǩoçi sere bere divu.” “Adamın aklı gidip geldi.”
si nedzis gexer do txombu nçxalum [sen ceviz ağacındasın, ama kızılağaç silkeliyorsun] Yaptığın işin farkında değilsin anlamına gelir.
sica meǩoru [damat bağlamak] Laz kültüründe düğün günü oynanan horondan sonra ekibin hep birlikte yere çökerek damadı ayakta bırakmak + “Haǯi čandapes didote sica mǩoru var ikoman.” “Şimdilerde düğünlerde çoğunkukla damat bağlama yapılmıyor.” (Ark.)
sica očandu [damada çağrı] Damadı ilk kez gelin evine davet etmek + “Ağani sica borťişi ma-ti sicaş očandu mixenes.” “Yeni damat iken beni de gelin evine davet ettiler.” (Ark.)
so mǯǩups so misumer: [Nerem ağrıyor nereye sürüyorsun] Ben ne diyorum, sen ne yapıyorsun, anlamında kullanılır.+ “Ma bere dulyas amiqoni ma si dovoçilat ya tkumer; so mǯǩups, so misumer?” ”Ben çocuğu işe ver diyorum sen evlendirelim diyorsun. Ben ne diyorum, sen ne diyorsun?” ( Xop.)
so var moilen [geri dönülmeyen] Öteki dünya için kullanılan bir deyimdir. + “So var moilen svaşa idare!” “”Öteki dünyayı boylarsın!”
sṕini elaxedi [ıslık çal otur]. Boş boş oturmak anlamında söylenir. + “Dulyas var gaçalişen na oxoris sṕini elaxedi.” “İşte çalışamıyorsan, evde boş boş otur.”
subaluğiş taseri […] Korkak, dayanıksız insan. + “Subaluğiş taseri ǩoçi şǩala muti var ixeninen.” “Korkak kişilerle bir iş yapılmaz.”
Ş ş
şana cedumu [mutluluk koymak] Keyiflenmek, mutlu olmak anlamına gelir. + “Himu şana kocadu, aşǩva ṕoťe var ibgarasen.” “O keyiflendi artık, asla ağlamaz.” (Arş.)
şansi dzgums [şans sıçmak] Çok şanslı olmak anlamına gelir. + “Musťafak şansi dzgums.” “Mustafa çok şanslıdır.”
şeyťanepe gopinu [şeytanlar başına toplanmak] Çok sinirlenmek, kafası çok bozulmak. “” + “Huy mo naxoler, şeyťanepe kogvapines.” “Şimdi yaklaşma, şeytanları tepesinde, çok öfkeli.” (Atn.)
şǩaşa çilambri [bele kadar gözyaşı] Bele kadar göz yaşı içinde olmak, salya sümük. + “Şǩaşa çilambri mekoteri memagu.” “Salya sümük (ağlarken) bana rastladı.” (Atn.)
şǩurina dolokaçu [korku tutuldu] İçten içe korku beslemek, içinden korku duymak. + “Si činǩapeşi umeselasi, beres aşǩurinu do şǩurina dolokaçu.” “Sen činǩa[1]’lardan bahsedince çok korktu ve içine korku yerleşti.”
şǩvaşi mundite var iťorinen [başkasının götü ile osurulmaz] Başkasına güvenerek iş yapılmaz anlamına gelir. + “Araba iindrar na iindri, ama şǩvaşi mundite var eǩiťorinen.” “Araba alacaksan al ama başkasına güvenek iş yapılmaz.”
şuri amťu [canı kaçtı]. Çok korkmak anlamında kullanılır. + “Seri oxorişa ar mitxa na amaxťu vognisi, şuri mamťu.” “Gece eve birinin girdiğini duyunca ödüm koptu.”
şuri ar ǩuzi uğun [canı bir kaşık olmak]. Güçsüz, zayıf, her an düşüp ölecek kadar hasta kişiler için söylenir. + “E sǩiri Xemidis şuri ar ǩuzi uğun zaťi mo uoxamt.” “Evladım Hamit’in sağlık durumu çok kötü, onu çağırmayın.” (Arş.)
şuri cebaru […] Birinin üzerine titremek, çok değer vermek. + “Nana do baba muşik bere nişis şuri cubaraman.” “Anne ve babası çocuklarının üzerine titriyorlar.” (Atn.)
şuri čirderi [canı koparılmış]. ‘Canına dişine takarak, kendini parçalayarak’ anlamına gelir. + “Ağani nusa dido aǯuṕeťi on, şuri čirderi içalişams.” “Yeni gelin çok hamarat, kendini parçalayarak çalışıyor.”
şuri dolobonu […] Canından bezmek anlamına gelir.
şuri dolokaçu [canı daralmak] Nefesi daralmak anlamındadır. + “Mediş şuri dido dolikaçu.” “Mehmet’in canı çok sıkıldı.”
şuri doloşvanu [nefes çekmek] Dinlenmek, istiraat vermek anlamına gelir. + “Ar ǯulu şuri kodolovişvacat, vana bğuraten.” “Birazcık dinlenelim yoksa öleceğiz.”
şuri ečopinu [can almak] Canını çıkarmak, canını almak, canına okumak, öldürmek anlamlarına gelir. + “Berepe gomapines do a vorsi kocemçes, şuri kemičopes.” “Çocuklar başıma üşüşüp beni iyi bir dövdüler, canıma okudular.” (Atn.)
şuri extimu [canı çıkmak] Ölmek anlamlarına gelir. + “Ǩurşumi şǩomu do var şuri gamuxtu.” “Kurşunu yer yemez öldü.”
şuri godzgveri [canı sıçılmış]. İşe yaramayan, budala, kişiler için söylenir. + “Şuri godzgveri mu gulun va gadzin-i?” “İşe yaramaz ne geziyor görmüyor musun?”
şuri gundinu [canını kaybetti]. Çok yorulmak ya da ölmek anlamlarına gelir. + “Şuri gomandinu aşǩva çayi va maǯilen.” “Gücüm kalmadı artık çay toplayamıyorum.”
şuri kodololu [canı düştü]. Çok korkmak ya da bir olay karşısında çok üzülmek, şaşırmak anlamına gelir. + “Berek oxorza ťaťari kodzirusi, şuri kodololu.” “Çocuk, kadını çıplak görünce nefesi kesildi.” (Arş.)
şuri mebaru [nefes üflemek] Dua okumak anlamına gelir. + “Nazari momaťusi xocaşa vidi do şuri gomibaru.” “Nazar değince bana hocaya gittim, bana dua okudu.”
şuri meçamu [can vermek] Birine can vermek. Biri için can vermek + “Xopuri bozo şeni şuri meçams edo hamus var aonen.” “Hopalı kız için canını veriyor am buna varmıyor.” (Ark.)
şuri mekaçu [nefesi daralmak] Darlanmak, sıkılmak anlamında kullanılır. + “Vanis dido şuri memakaçu dorťu.” “Van’da çok sıkışmıştım.”
şuri mekoru […] Derdini açmak, içini dökmek.
şuri mşinaxu [canı saklanmak] Sevgili, çok candan kişiler için kullanılır.
şuri mundişe meçamu [nefesi götten vermek] Çok zor durumda olmak, olmayacak kadar yorulmak, bitip tükenmek. + “Andğa opşa moçalişapes, şuri mundişe komemoçumapes.” “Bugün çok çalıştırdılar, götten nefes verdirdiler.” (Atn.)
T t
tani onçaxu [ayran çalkalamak]. Umursamamak, oralı olmamak + “Ma mu viťur si tani nçaxum.” “Ben ne diyorum sen oralı bile olmuyorsun.”
ti buzgola [kafası dikenli] Telaşlı, acele ile, heyecanlı. + “Amedi ti buzgola on.” “Ahmet çok heyecanlıdır.”
ti cuşǩomu [kafasını yemek] Sürekli rahaʒız ederek, karşısındakinin canını sıkmak, canını burnundan getirmek, kafasının etini yemek anlamlarına gelir. + “Muradik İsmailişi ti cuşǩomu.” “Murat İsmail’in kafasının etini yedi.”
ti çonçi: [saman kafa] Dağınık ve kabarık saçlı insanlara söylenir. + “Eǩo toma mu uğun ti çonçis!” “Ne çok saçı var saman kafanın!” (Xop.)
ti dumbaru [kafasını şişirdi]. Konuşarak ya da gürültü çıkartarak karşısındakinin kafasını şişirmek. + “Emine moxťu osinaspu kocoču, ti domimbaru limcişa.” “Emine geldi, konuşmaya başladı, kafamı şişirdi akşama kadar.”
ti ezdimu [baş kaldırmak] İsyan etmek, karşı gelmek. + “Hemuk-ti ti kezdu, mitis var nuucams.” “Oda isyan etti, kimseyi dinlemiyor.” (Ark.)
ti gedu [başını koymak] Baş koymak, yola çıkmak, kararlılık + “Ti kogedu, heya oğurinasen.” “Karar verdi onu öldürecek.” (Ark.)
ti goktalu [baş dönmek] 1. Aniden sinirlenmek, sinirleri tepesine çıkmak. + “Muradi dzirusi ti gvaktu.” “Muradı görünce sinirleri tepesine çıktı.” (Viǯ.)
ti gondinu [başını kaybetti] alıp başını kaybolmak. Kendini ortamdan çekip, kaybolmak + “Sore če bere? Ti goindini!” “Nerdesin be çocuk? Kayboldun.” (Ark.)
ti mčǩomu [baş yiyici] Adam yiyici, katil. + “Hem ǩoçis mot nančer, ti mčǩomu ren, giçkiťas.” “O adama fazla yaklaşma, katildir, her an seni harcayabilir.”
ti meǩoru [başı bağlamak] Başını bağlamak, evlendirmek. + “Ham bere ti meǩoroni divu.” “Bu çocuk evlendirilecek oldu.” (Ark.)
ti meşǩomu [kafa yemek] Kendi kendini yemek, kendi başını yemek, kendine zarar vermek. + “Ti nişǩomu.” “Kendi başını yedi.” (Atn.)
ti oşǩomu [kafayı yemek] Üşütmek, delirmek anlamına gelir. + “Ti oşǩomi-i e sǩiri, mu gağodu?” “kafayı mı yedin, ne oluyor sana?” (Atn.)
ti oťaxu [kafa kırmak] Az bulunan bir şey için baş kırmak, az bulunan bir şeye sahip olmaya çalışmak. + “Heya bozo ečopinu şeni ti doťaxes.” “O kızı alabilmek için kafa kırdılar.” (Viǯ.)
ti so gemdgin var miçkin: [kafam nerede duruyor bilmiyorum] Aklı yerinde olmamak, kafasını toparlayamamak anlamında kullanılır. + “Eǩo dzabuni vore ki ti so gemdgin var miçkin.” “Öyle hastayım ki kafam yerinde değil.” ( Xop.)
ti uça [kafası kara]. Uyanık kişiler için söylenir. + “Amedi aci va dosǩudun meraği mot ikum, him ti uça’n.” “Ahmet aç kalmaz merak etme sen, o uyanıktır.”
ti(s) kocexedu [tepesine binmek] Bir konuda çok ısrarcı olarak karşısındakini baskı altına almak, kafasının etini yemek anlamına gelir. + “Naǩu ndğaşen beri him araba kogamaçi, yado tis kocemxedu.” “Kaç günden beri o arabayı sat, diye başımın etini yedi.”
ti(s) komeşǩalu [kafasına girmek] Aklını çelmek, anlamına gelir. Kişin, diğer bir kişiyi etkilemesi, onu yönlendirmesi anlamına gelmektedir. + “Him bozomota şeni tis komeşǩemaley.” “O kız için aklıma girdiler.”
tolepe moťaxeyi [gözlerin kırılması] Hüzünlü bakmak anlamına gelir. + “Gzapes biǯǩer tolepe moťaxeyi.” “Yollara bakıyorum gözlerimi bükerek.” (viǯ.)
toli cedvalu [ göz koymak] Göz dikmek, anlamına gelir. + “Him ǩoçişi paras toli kocedu.” “O adamın parasına göz koydu.” 2. Göz kulak olmak. [Atn., ~ gedvalu viǯ]
toli culams [gözleri düşüyor] Gözleri uykusuzluktan, ya da yorgunluktan dolayı kapanma noktasına gelmek. + “Ğoma seri va manciru, huy tolepe cemilams.” “Dün gece yatamamıştım, şimdi gözlerim düşüyor.”
toli doskidu [göz kalması] Göz kalması. Bir şeyi çok isteyip sahip olamamak anlamına gelir. + “Hati mučo ǩoçi ren? İri ondis toli doskidun.” “Buda nasıl biridir? Her şeye gözü kalıyor.” (Ark.)
toli doskidu [gözü kaldı] Gözü kalmak, kıskanmak. + “Ağani na dzirasen ir ondis toli doskidun.” “Yani gördüğü her şeye gözü kalıyor.” . (Ark.)
toli gale cedvalu [gözleri dışarı çıkmak] Gözünü dışarıya çevirmek, başka kadın ya da erkeklerle ilgilenmeye başlamak. + “Oxorzalepe adzirusi tolepe gale kocadu.” “Kadınları görünce gözleri irileşti dışarıya fırlayacak gibi oldu.”
toli ǩoṕa: [kepçe gözlü]. Gözleri büyük olanlar için kullanılır. + “Toli ǩopas oǯǩedi, mu beti iǯǩen!” “Pörtlek gözlüye bak, nasıl bakıyor!” (Xop.)
toli kocedu [göz koydu]. Bir şeyi almayı kafaya koydu anlamına gelir. + “Him bozomotas toli kocedu, ečopasen.” “O kıza göz koydu, alacak.”
Ť ť
ťani oťroxu [boyu kırılmak] Vücut kırgınlığını ifade eder. + “Andğa limcişa çayi ṕǯilumťi, ťani miťroxun.” “Bugün akşama kadar çay topluyordum, vücudum ağrıyor, kırılıyor.”
ťaťi olosku [avuç yalamak] Avucunu yalamak, iş işten geçti anlamında kullanılır. + “Bozo dikomocu, si-ti ťaťi goiloski.” “Kız evlendi, sen de artık avuçlarını yala.” (Viǯ.)
ťela kocedu [ifşa edildi] İfşa etmek, duyulmak. + “Ham dulya ťela kocidu na, mu ǩundi pşǩomaten?” “Bu iş duyulursa ne bok yiyeceğiz?” (Arş.)
ťriǩi mebadzgu [ayak dayamak] Ayak diremek, inat etmek, uymamak. + “Ar fara ťriǩi konobadzgui geri var goikten.” “Bir kere inat etimi geri dönmez.”
ťuťa ǩanťeni rengi ovapu [kül rengi olmak]. Kötü haber alınca korkudan renginin kararması. + “Bere muşi ǩeza na u ognusi, ťuťa ǩanťeni sťeri diu.” “Çocuğunun kaza yaptığını duyunca kül gibi oldu.” (Arş.)
ťuʒa ǩundi var aǩvaten [sıcak boku kesemez] Ağzı körlenmiş kesici aletler için kullanılır. + “Ham xami dolasťri, ťusa ǩundi var aǩvaten.” “Bu bıçağı bile, kesmiyor.”
Ʒ ʒ
ʒandzi oxenu [hallaçlamak] 1. Kumaş gibi şeyleri yırtıp lime lime etmek, parçalamak. 2. Irzına geçmek. + “Bozo ʒandzi dovez.” “Kızın ırzına geçtiler.”
ʒxeni ontxozu [at kovalamak]. Acele etmek anlamında kullanılır + “Haǩu mani mani so ulur, nʒxeni ontxozur-i?” “Bu kadar acele nereye gidiyorsun, at mı kovalıyon?”
ǯari gza ovapu [su yolu yapmak]. Bir yere sürekli gidip gelerek orasını yol bellemek. + “Mṕolişa olva ǯari gza dou aşǩva iri tuta ulun.” “İstanbul’a gitmeyi suyolu yaptı, her ay gidiyor.”
ǯiǯilaşi gecginu [yılanı yenmek] Laz inanışı; küçük balıkları canlı yutup ilerde yılandan zarar gelmiyeceği inanışı. “ Hanǯo ǯiǯilas ma gebocgini.” “ Bu yıl yılanı ben yendim.” (Ark.)
ǯuna dosvaru /kogoluçu [ağrı dizmek]. Ağrı çekmek anlamına gelir. + “Ǯunape kogoluçu ğoma seri.” “Ağrı çekti dün gece.”
ǯvini ezdalu [aklı kaldırmak] Aklı yetmek, aklı almak, aklı kesmek. + “Ťvini ezdums Aşe, mondo asen.” “Aklı kesiyor Ayşe’nin, galiba yapacak.”
U u
ubğu ǩoçi [traşsız adam] Yontulmamış, çok kaba adam. + Ubğu ǩoçepe dido ren. Hemtepes gamťare.” “Yontulmamış kaba adam çok var. Onların çevresinden dolaşacaksın.” (Ark.)
uci çabla oxenu [kulağı çarık yapmak]. Kulağını dört açmak anlamına geliyor. + “Ucepe çabla dou do hini iucu.” “Kulaklarını dört açıp onları dinledi.” (Arş.)
uci dobaşi vapu [kulağı yağmurlu olmak] Yağmurun yağacağının tahmin edilmesi. + “Uci dobaşi mau, xolo mčima mulun.” “Kulağım ıslak gibi oldu, gene yağmur geliyor.” (Arş.)
ucis elvasvalu [kulağına ilişmek] Farkında olmadan bir şeyi duymak, kulağına gelmek, kulak misafiri olmak. + “Didi şǩimik na imeselamťupeşe ucis na elemasuperan.” “Babaannemin anlattıklarından kulağımda-hafızamda kalanlar bunlar.” (Atn.)
uci elaçama […] Bir işi kulak ardı etmek, önemsememek. + “İr dulyas uci elaçams.” “Her işi kulak ardı eder.”
uci elamǩvatura [kulak kesen] Eskiden bir kimseyi öldürmekle görevlendirilmiş olan kişi görevini başarıyla tamamlamış olduğunun kanıtı olarak maktülün bir kulağını keserdi. Söz konusu işi yapan bu kişiye ‘uci elamǩvatura’ denirdi. + “Elamǩvatura mulun.” “Kulak kesen geliyor.” (viǯ.)
uci fiťo […] Hazırda, tetikte bekleyen kişiler için söylenir. + “Uci fiťo mčeşums.” “Hazırda bekliyor.” (Atn.)
uci gamaxveri [kulağı delik ] Vurdum duymaz anlamında kullanılır. + “Ağani nusa uci gamaxveri gamaxťu, si ťǩvi do ťǩvi.” “Yeni gelin vurdum duymaz çıktı, sen söyle de söyle.”
uci gencireri /cencireri [kulağının üzerine yatmış] Vurdumduymaz, her işi kulak arkası eden. + “Xasani ǩai ǩoçi ren do dido uci gencireri ren.” “Hasan iyi bir insan, ama çok vurdumduymaz.”
uci gesvalu […] Kulağına gelmek, kulağına çalınmak, fısıltı işitilmek, tevatür. (Viǯ.)
uci meçamu [kulak vermek]. Birini ya da bir olayı dikkate almak, onu dinlemek, öğütlerini yerine getirmek. + “Baba sǩanis uci komeçi Muradi, vana gondunare Mṕolis.” “Banana kulak ver Murat, yoksa kaybolacaksın İstanbul’da.”
uci mṕala / ťurxa [kulağı sağır] Duymayanlar için kullanılır. + “Uci mṕala var orťu ǩo xolo himu ečopaserťu ama var iyu.” “Sağır olmasaydı gene de onu alacaktı ama olmadı.” (Arş.) uci oʒkviťu […] 1. Viǯ. kulakları diklemek. 2. Viǯ. dikkat kesilmek.
uci onçaminu [kulağı kaşınıyor]. Yağmurlu havayı kastetmek. + “Uçi mamçamiy, doba orape asen.” “Kulağım kaşınıyor, yağmurlu havalar yapacak.” (Arş.)
ucis kapça elaču […] “Kulağının arkasında hamsi kızartmak” gizli işler çevirmek. + “bozomotak, baba muşis ucis kapça kelučvams.” “kız babasından gizli işler çeviriyor.”
ucis ǩromi goşǩoru […] Çaktırmadan bir işi yapmak, ardından iş çevirmek, + …
uçaşa ğura [siyahtan ölüm] İyi gün görmeden ölmek.
uçaşa oçodu [siyahtan bitmek] Hiç iyi gün yüzü görmeden tükenmek, heder olup gitmek.
udziyamuk uču čveri imxors: [görmemiş, pişmişi de yer çiği de]. Yol yordam bilmeyen, görgüsüz insanlar için kullanılır. + “Aya mçxopas kyurkiten gulun ar oǯǩedi! Uziramuk uču-čveri imxors!” “Bu sıcakta kürk giyiyor, şuna bak! Görgüsüz! ( Xop.)
ugamamǩasu [tıkılmamış, kalıplanmamış] Aklı başı tam yerinde olmayan. + “Heya dido ugamamǩasu ren. Mu tkvasen var içkinen.” “O aklı başında olmayan biri ne diyeceği belli olmaz.” (Ark.)
umri muşite na var idzğasen [ömrü ile doymayacasıca]. Bedduadır. + “Umri sǩanite na var idzğare ho-i!” “Ömrün ile doyamazsın inşallah emi!”
uncumeli ṕaramiti [tuzsus konuşmak]Boş konuşmak. + “Si uncumeli iṕaramitam, na zoṕon mutus var nungams.” “Sen boş konuşuyorsun, söylediğin bir şeye benzemiyor.” (Ark.)
uncumeli, uyağeli [tuzsuz, yağsız] Boş, abuk sabuk, taʒız tuzsuz konuşmak. + “Xasanik uncumeli uyağeli çançums.” “Hasan konuşuyor, ama tadı tuzu yok, boşa konuşuyor.”
v v
var mçodun […] Hiç havamda değilim, moralim bozuk. + “Handğa mot memobur, var mçodun, guri dogiťaxa bu gün havamda değilim, bana takılma, kalbini kırarım.”
var megoxeni? […] İnsafın yok mu, bu kadar vicdansız mısın? “Hem ǩoçis çkar var noxen.” “O çok vicdansız bir adamdır.”
varça sǩani var on [….]. Yaptığın iş, iş değil anlamında. + “Varça sǩani var ore Muradi, hişo mot i?” “Yaptığın iş işdeğil Murat, öyle neden yaptın?”
varťaşi igbali ikti do iburbali: [ikbalin yoksa dön dön debelen]. Şansın yoksa, kaderinde yoksa ne yapsan nafile anlamında kullanılır. + “Muǩo ǯanas içalişu do mu iqu, skiri? Varťaşi ikbali, ikti do iburbali!” “Onca yıl çalıştı da ne oldu? Şansın/ kaderinde yoksa istediğin kadar debelen, nafile!” (Xop.)
veresiya meťaǩsi va ezdims [veresiye ipek almaz] Çıkarsız iş yapmamak, çıkarı için çalışan. + “Dido ṕati ǩoçi ren. Veresiye meťaksi var ezdims.” “Çok kötü adamdır, çıkarsız iş yapmaz.” (Ark.)
viǩaye oxenu […] Bir şeyi her yönü ile muhafaza etmek, kollamak. + “Bere ǩai viǩaye vi!” “Çocuğu iyi kolla.”
vuyi cubriya oxenu […] Cebellezi yapmak. Birinden bir şey araklamak.
x x
xamayili toli(s) midu [Hamayıl yılanı gözüme dursun]. Yemindir. + “Xamayili toli(s) midu çi, m ava ṕi!” “Hamayıl gözüme dursun ki ben yapmadım.”
xami do xorʒi ovapu [bıçak ve et olmak] Kanlı bıçaklı olmak anlamına gelir. + “Cumalepe xami do xorʒi renan.” “Kardeşler kanlı bıçaklıdır.”
xarayepe dolvančoru [yanakları delindi] Gamzelerin belirmesi. Gülünce yanakların delinmesi. + “Xarayepe muşi dolvančoru.” “Gamzeleri belirdi.”
xarǩişi neǩna [yabancı kapısı] El kapısı. + “Muşi neǩnaşen mutu na var çumers xarǩişi neǩnas konodgitun.” (Ark.)
xe ançamiy [eli kaşınıyor]. Bir yerden ya da birinbden kendisine para geleceğine işaret olarak gösterilir. + “Xe mançamiy mondo ar sotilen para moxťasen mondo.” “Elim kaşınıyor galiba bir yerden bana para gelcek.”
xe burčuli [eli orak]. Beceriksiz kişiler için söylenir. + “Xe burčuli beres, him duyla axenen-i?” “Beceriksiz çocuk o işi yapabilir mi?”
xe ceçamu [el vurmak] Bir işin tamamlanmasına yardım etmek anlamına gelir, el atmak. + “A ťǩva-ti xe koceçit ham dulyas do dopťişat.” “Siz de el atın bu işe de tamamlayalım.”
xe cedvalu [el koymak] Destek olmak, yardımcı olmak. + “Bere şǩim on, ma xe cebdvare.” “Benim çocuğumdur ona ben destek olacağı.” (Atn.)
xe elaçamu [el etmak] Yardım etme, .el atmak + “Meşveloni miti dziraşi xe ar elaçams.” “Yardım deilecek birini görüncr el atıyor.” (Ark.)
xe elaçaneri [eli ilaveli] Eli uzun, hırsızlık yapan. + “Heya mʒika xe elaçaneri ren, xvala mo naşkumert.” “O biraz eli uzundur, talnız bırakmayın.” (Ark.)
xe gomoxinapu […] 1. Elini uzatmak. + “Ṕoťe xe gompa uǩo do muti vati ečopu ǩo.” “Hiç bir zaman elini uzatıp birşey almazdı.” 2. Yardım etmek, cömert davranmak. + “Mitis xe gompa vati uyu ǩo.” “Kimseye elini uzatmaz, yardım etmezdi.” (Atn.)
xe gundze [eli uzun]. Hırsız. Çalmayı meslek edinen + “Dido xe gundza ǩoçi ren, ṕanda ǯadit.” “Çok eli uzun biridir, devamlı izleyin.” (Ark.)
xe ǩoťi […] Sakar, elinden iş gelmeyen anlamında söylenir. + “Yunusi dido xe ǩoťi ǩoçi ren, ar ǩarfi var načǩaden.” “Yunus, eli sakar biridir, duvara bir çivi bile çakamaz.” “ Hemus arguni mo meçam, xe ǩoťi ren, ǩuçxe niǩvatasen.” “ Ona baltayı verme, beceriksizdir. Ayağını kesecek.” (Ark.)
xe meçamu [el vermek] El atmak, yardım eli uzatmak, yardım etmek. + “Xe komeçi do dulya keončinit.” “Yardım et de işi tamamlasın.”
xe monǩa [eli ağır] Cimri insanları tanımlamada kullanılır. + “Xe monǩa ǩoçişen var var iǩvandinen.” “Cimri adamdan para istenmez.”
xe mundi […] Elinden birşey gelmeyen, beceriksiz. + “Himu xe mundi ren, mutu mot uǯomer.” “O beceriksizdir, bir şey söyleme.”
xe mundişe var ağen [elini götüne götüremiyor] 1. Elini götüne götüremiyor. 2. Yetersiz, beceriksiz. + “Himuk oxori ǩodasere-i, xe mundişe var ağen.” “O mu ev inşa edecek, elini götüne götüremeyecek kadar beceriksiz.” “Him bozomota mu oğodaťu, xepe mundişe var ağen.” “O kızı ne yapacaktın, kendine yetersizdir, tembeldir.” (Atn.)
xe muşişe mutu var mulun [elinden bir şey gelmiyor] Yapacak bir şeyi olmamak, çaresiz. + “Cuma ğurun, ma mutu var maxenen, xe şǩimişe muti var mulun.” “Kardeşim ölüyor, ben bir şey yapamıyorum, elimden bir şey gelmiyor.” (Atn.)
xe var ağen [elini götüremiyor] Eli gitmiyor, eli varmıyor anlamına gelir. + “Bere şǩimişi muti-muşi ečopumus xe var mağen.” “Oğlumun herhangi bir şeyini almaya elim varmıyor.” (Atn.)
xes dokaçu [elde tutmak] Lazım olur diye bir şeyi saklamak. + “Na dzirasen ondi oǩule miǩorasen yado xes dikaçams.” “Bulduğu şeyi sonra bana lazım olur diye saklıyor.” (Ark.)
xes dosǩudu [elde kalmak ] Elinde kalmak. + “Bere xes kodomosǩudu, mu ṕare va mişǩun. Nana muşi igzalu.” “Çocuk elimde kaldı, ne yapacağım bilmiyorum. Annesi gitti.”
xes modvalu [ele giyinmek] Farkında olmadan birşeyi tutmak, bir şey eline gelmek, istem dışı tutmak. + “Mjvabu xes komomadu. kurbağa elime geldi.” (Atn.)
xeşen gamastu [elden kaymak] Elinden kayıp gitmek, elinden kaçmak. + “Mu msǩva bozomota Muradişi xeşen gamasťu do xarǩişi diyu. Oi Oi!” “Ne güzel kız Murat’ın elinden kaydı da ellerin oldu. Of! Of!”
xoci čeyişa yonču: [öküzü tavan arasına çıkarmak] İşi yokuşa sürmek, zorlaştırmak anlamında kullanılır. + “Allayse, xoci čeyişa mot yončap? Doṕat do dovoçodinat duyla!” “Allah aşkına işi neden yokuşa sürüyorsun? Yapalım da bitirelim işte!” ( Xop.)
xoci olete taseri [öküz s.iki ile tohumu atılmış]. Çok yaramaz, anormal davranışları olan kişiler için genelde yetişkinler tarafından söylenen bir ifadedir. + “Če biči a raaťi doguti da xoci olete taseri ore-i mu ore yau?” “Lan bi rahat dur da öküz penisi ile mi tohumlandın nesin sen ya?” (Arş.)
xoci ončvalu: [öküz sağmak] Fuzuli işler yapmak anlamında kullanılır. + “A ǩai duyla var ikips, xvala xoci nčvalups.” “Bir iyi iş yaptığı yok, hep saçma sapan işler yapıyor.” ( Xop.)
xoṕe do loričite gamolva [kürek ve kazma ile çıkmak] Koocadan ya da koca evinden ancak ölüm vuku bulduğunda ayrılmak. + “Si komoceri ore Aşe, xoṕe do loričite gamogalen aşǩva.” “Sen evlisin Ayşe, ölünce ayrılırsın artık.” (Atn.)
xui(s) dolodzgveri [huyu sıçılmış]. Huyu güzel olmayan kişiler için söylenir. + “Him bozomota ečopi giǯvare ama xui(s) dolodzgveri oren.” “O kızı al diyeceğim sana ama huyu bozuk.” (Arş.)
xuxuli steri oxu: [köstebek gibi eşelemek] Alttan alttan iş çevirmek anlamında kullanılır. + “Sin iya eşo noseri giçkin mara emuk xuxuli steri xups!” “Sen onu akıllı uslu zannediyorsun ama alttan ne işler çeviriyor!” ( Xop.)
yoğani oxvaťu [yorgan kemirmek]. Kötü durumda olmak, parasız pulsuz anlamında kullanılır. + “Ma sǩiri sǩani sťeri var vore çi, yoğani pxvaťumt.” “Dostum ben senin gibi değilim ki, yorgan kemiriyoruz.”
Z z
zarari zdums [zara çekmek]. Bir işten dolayı zarar görmek anlamına gelir. + “Him duyla naşǩvi aşǩva, zarari zdums.” “O işi bırak artık zarar görüyorsun.” (Arş.)
zifozi ovapu [fırtınalı olmak] Hızla kaçmak, uzaklaşmak. + “Coğorik mečişuis zifozi divu, imťu.” “Köpek kovalayınca yel gibi kaçtı.”
zilya oyapu [… olmak]Birisinin başına bela olmak, onu rahat bırakmamak. + “Ham andğa zilya domayu.” “Bu, bugün başıma bela oldu.” (Atn.)
zomini cenǯu […] Tövbe etmek. + “Zomini cenǯu ar daa var asen.” “Yemin etti bir daha yapmayacak.” (Arş.)
zuğa do zulumaťi sťeri […] Bolluğu, çokluğu belirtmek için kullanılır. + “Zuğa do zulimaťi sťeri nçai.” “Bol miktarda çay bitkisi.” (Atn.)




