LAZCA’YI SANAT KURTARACAK
“Bir rüya gördüm, anlatsam anlamazsınız” Ubıhça’nın ölmeden önceki son temsilcisi Tevfik Esenç’in bir sabah dilinden dökülmüştü bu sözler….
RÖPORTAJ: Sahra Torlak
“Bir rüya gördüm, anlatsam anlamazsınız” Ubıhça’nın ölmeden önceki son temsilcisi Tevfik Esenç’in bir sabah dilinden dökülmüştü bu sözler. Akıcı bir Türkçe konuşuyordu ama Ubıhça bilen olmadığı için gördüğü rüyayı anlatamıyordu. Bir dili konuşan son insan olmanın yükü omuzlarındaydı. Ürpertici bir yalnızlık değil mi?.. Esenç, 1992 yılına kadar Ubıhça’nın son temsilciydi. Ubıhça ve Tevfik Esenç bu coğrafyadaki en çarpıcı örnek… Çünkü UNESCO’ya göre dünyada yaşayan 7 bin civarında dil bulunuyor ve bunların 2 bin 500’ü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bunların arasında Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaygın olarak konuşulan Lazca da var Süryanice de Zazaca da… İşte bugün Lazca’nın kaderi de Ubıhça’ya dönmemesi için mücadele eden bir ismi sayfamıza taşıyoruz. İsmail Avcı, Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesi’nde seçmeli olarak Lazca ders veriyor öğrencilere. Laz Enstitüsü’nün de Başkanlığını yürütüyor. Yalnızca bu kadar değil elbet, okullarda Lazca’nın seçmeli dil olarak tercih edilmesi için öğretmen yetiştirilmesinden, kaynak kitap çıkarılmasına kadar birçok alanda aktif rol alıyor.

Derler ki “Bir milleti yok edeceksen önce dilini yok et.” Lazca yok olma tehlikesi altındaysa bir millet de yok olmak üzere midir? Girişi Lazca’nın karşı karşıya kaldığı bu tehlike ile yaparsak neler söylersiniz…
-Dilini kaybeden bir milletin en değerli varlığını ve de çok şeyini kaybettiğini söylemek doğru olur ancak o milletin bütünüyle yok olduğunu söylemek biraz abartıya kaçabilir. Dil, pek çok halk için kimliğin önemli bir göstergesi. Bazı halklar için bu din olabiliyor ve bazen her ikisi birden ama Lazlar için dil (Lazca) Laz kimliğinin ana unsurudur diyebiliriz. Şimdiden, Lazların önemli bir bölümünün anadilini kaybettiğini söyleyebiliriz ve bu durum Türkiye ve hatta dünyadaki çok sayıda halk için de geçerlidir. Öte yandan, Laz toplumunda pek çok insan iki dilli yani Lazca ve Türkçeyi aynı anda konuşuyor. Buna rağmen, Lazlık bir kimlik olarak varlığını devam ettiriyor. Lazca konuşanların sayısı zaman içinde çok azalsa da Lazcanın tamamen yok olacağını düşünmüyorum. Ayrıca, Lazlık bir olgu olarak ezelden beri bu toprakların önemli bir değeri ve kolay kolay yok olacak gibi gözükmüyor.
Burada, bir konuya değinmek istiyorum. Biz Laz derken sadece Türkiyeli Lazları kastetsek de bir de Gürcistan’ın Karadeniz sahilinde yaşayan nüfusu 1 milyonu aşan bir Laz kitlesi var. Bu insanlar Megrel olarak biliniyor ve onlar da Lazca konuşuyorlar. Bunu da hesaba katmak gerekir diye düşünüyorum.

Lazca bugüne kadar bir şekilde varlığını sürdürmüş ve bugüne gelmiş, siz atanızdan dedenizden öğrendiniz peki bundan sonrasında… Atalarımız dedelerimiz toprak oldukça bir dili, bir kültürü de toprağın altına mı koyacağız? Çünkü sadece iletişim kurduğunuz bir dil değil, bu dilde anlatılan masallar, bu dilde söylenen şarkılar, türküler, ağıtlar… Bütününe baktığımızda bir kültür demek…
-Dillerin yok olma tehlikesi altında oluşu Lazcaya özgü bir durum değil. Dünya üzerinde binlerce dil tehlike altında olduğunu biliyoruz. Türkiye’de de yakından bildiğimiz bir Kuzey Kafkas dili olan Ubıhça örneği var ki, Ubıhça son konuşucusu Tevfik Esenç’in ölümü ile ölü dil kategorisine girmişti.
Çok şükür Lazca hala hayatta ve muhtemelen birkaç yüz bin konuşanı var. Az sayıda olsa da Lazca öğrenen çocuklar var. Lazca eğitim materyallerimiz ve Lazca öğreten öğretmenler var.
Bu arada, dilin yaşatılması ve canlandırılması konusunda 30 yıllık bir tecrübeye de sahibiz.
Bundan sonra ne olacağı ise tüm dünyada aynı kaderi paylaşan dil aktivistlerinin aklındaki soru. Kolay bir cevabı yok ne yazık ki.
Bir taraftan Lazca ve benzer kategorideki diller varlıklarını sürdürme konusunda ciddi olarak dezavantajlı durumdalar ancak önümüzde fırsatlar da var. Bu dillerin yaşaması her şeyden önce mirasçılarının tutumlarına bağlı. Tabi ki, devletin kolaylaştırıcı tutumu, sunacağı fırsatlar ve genel kamuoyu ilgisi de sonucu etkileyecektir.
Eğer Lazcanın (siz bunu, Zazaca, Pomakça, Süryanice, Çerkesçe, Hemşince, …) yaşaması isteniyorsa modern yaşama uyarlanması gerekiyor. Yani şehirli insanın ihtiyaç duyduğu alanlarda Lazca üretimler yapılmalıdır. Lazca’yı sanat kurtaracak. Kazım Koyuncu bu sözü doğrulayan üretimler yapmıştır.
Lazca’nın yaşatılması için siz bir yola çıktınız, bu yolculuk nasıl başladı? Siz Lazca’yı kimden öğrendiniz ve nasıl oldu da “Bu dili yaşatmalıyım” diye kendi kendinize bir dert edindiniz ?
-Lazca benim anadilim. Çocukluğumda bizim köyde (Noxlapsu) herkes Lazca konuşuyordu. Bu yüzden, tek dilli olarak büyüdüm. Türkçe ile benim yaşıtım milyonlarca çocuk gibi ben de ilkokulda karşılaştım. Ama benim okuduğum ilkokulda Lazca konuşmamamız yönünde herhangi bir sözlü uyarı ya da baskı yoktu. Yalnız bizden önceki dönemlerde öğretmenlerin Türkçe öğretebilmek amacıyla yoğun bir baskı uyguladıklarına yönelik birçok hatıra dinlemişliğim vardır.
Lazca ve Türkçe’nin iki ayrı dil olduğuna dair farkındalık bende ilkokul öncesi dönemde gelişti. Babaannem Türkçe bilmiyordu. O zamanlar köylerde sağlık ekipleri dolaşırdı. Babaannem sağlık ekibi ile anlaşamıyordu. Bu da espri konusu oluyordu. Türkçe bilmeyen ninelerle ilgili anlatılan fıkralar vardı.
Ama ortaokulda durum değişti elbette… Köyün aksine kimse Lazca konuşmuyordu ve bu bana gerçekten çok anlaşılmaz geliyordu. Bunu İstanbul’da uykuya dalıp, Londra’da uyanmaya benzetebilirsiniz. Benim için şok edici bir tecrübeydi ve neden sorusu bu yıllarda kafamda belirginleşmeye başladı.
Üniversiteye başladığımda İngilizce öğrenirken bu sorulara yeni sorular eklendi. Türkçe ve İngilizce’nin bir alfabesi vardı ve bu diller yazılıyordu. Lazca’nın alfabesi yok muydu, Lazca neden yazılamıyordu? Bunu Amerikalı İngilizce hocama sordum. “İngilizce öğren, birlikte bir alfabe yapalım” dedi. Bu hevesle sınıfı geçecek kadar İngilizce öğrendim ama tabi ki, bizim hoca hikâyeyi çoktan unutmuştu.
Birkaç ay sonra zaten bir alfabenin var olduğunu arkadaşlarımdan öğrendim. Ve elime Latin alfabesinden uyarlanmış bir Laz alfabesi geçti. Buna vesile olan da Vanlı bir Kürt arkadaştı.
Yarım saat içinde alfabeyi öğrendim. Lazca kelimeler yazıp Lazca bilen arkadaşlarıma gösterdim. Herkese çok ilginç geliyordu çünkü hiçbirimiz Lazcanın yazıldığına tanık olmamıştık. Zaten pek çoklarına göre Lazca bir dil değildi. Arkadaşlar yazılamayacağını düşündükleri kelimeler söyleyip yazmamı istiyorlardı ve ben yazdığım zaman hayrete düşüyorlardı.
Kısaca, yeni bir kıta bulmuş gibiydik. Lazcanın yazılabiliyor oluşu akıl alır gibi değildi ve çok heyecan vericiydi. Aradan 32 yıl geçti ve o heyecan bende hiç eksilmedi.

Siz Boğaziçi ve Bilgi Üniversitesi’nde Lazca dersler veriyorsunuz aynı zamanda da Lazca ile ilgili faaliyetler yürüten Laz Enstitüsü’nün Başkanlığını yapıyorsunuz. Enstitü’nün faaliyetleri başta olmak üzere Lazca’yı yaşatmak için neler yapıyorsunuz?
-Laz Enstitüsü’nün misyonu “Lazcayı yaşatmak” olunca tüm çabamız buna hizmet edecek şekilde oluyor. Öncelikle, anadillerimize yönelik farkındalık geliştirmeye ihtiyacımız var çünkü bu dili çocuklarımıza artık aktarmıyoruz.
Lazca eğitim materyalleri hazırlıyoruz, MEB ile protokoller yapıp, Lazca eğitici eğitimleri yapıyoruz. Şimdiye kadar ikisi MEB’e bağlı öğretmenlerle olmak üzere 4 kez Lazca eğitici eğitimi yaptık. Bu eğitimler sayesinde, ortaokullardaki seçmeli Lazca derslerde ihtiyaç duyulan öğretmen ihtiyacının karşılanmasına katkıda bulunmuş oluyoruz. MEB ile yapılan bu eğitimlere devam edeceğiz.
Lazca’nın durumuna yönelik saha araştırmalarına dayanan raporlar hazırlıyoruz. Ulusal ve uluslararası akademik çevrelerle ilişkiler geliştirip, Lazca’nın bilinirliğini arttırmaya çalışıyoruz.
Lazca çalışan akademisyenlere talep olması halinde destek veriyoruz. Lazca öğrenmek isteyenlere yönelik eğitimler yapıyoruz. Sadece 2021-22 yılında 10 sınıf açtık ve 235 kişiye Lazca ders verdik.
Bir de etkinliklerimizi duyurmamıza yardımcı olan sosyal medya hesaplarımız var. Oralardan Lazcanın sesini duyurmak için çabalıyoruz. Öte yandan tehlike altındaki diller için dijital aktivizm eğitimleri verdik. Dijital dünyada dil savunuculuğu nasıl yapılır, ne tür içerikler üretmek gerekiyor ve elbette bu alanda dünyada neler yapılıyor, bunları anlamaya çalışıyoruz.
2016’dan beri yürüttüğümüz Avrupa Birliği (AB) destekli projelerimiz var. İlk projemiz “Anadili temelli çok dilli eğitim” başlıklıydı. 2020 yılında “Laz-Çerkes Sivil Toplum Ağı” başlıklı yeni bir projeye başladık. Bu proje kapsamında Tehlike Altındaki Diller Ağı (TADNET) adıyla bir ağ oluşturduk. Bu ağın içinde Türkiye’de konuşulan ve tehlike altında olan diller üzerine hak temelli çalışma yürüten sivil toplum örgütleri bulunuyor.
Pandemi sürecinde dijital mecralardan etkinliklerinize devam ettiniz çeşitli kurslar düzenlediniz, bu kurslardan nasıl bir geri dönüş aldınız ve yeni kurs planlaması var mı?
-Pandemi sürecinde dijital ortamları yoğun bir şekilde kullandık. Eğitimlerimizi buralarda yaptık. Elbette yüz yüze etkinliklerin yeri bir başka ama dünyanın herhangi bir yerindeki birinin etkinliklere katılabilmesi de büyük bir fırsat sunuyor.
Etkinliklerimize Türkiye ve dünyanın farklı bölgelerinden çok sayıda insan katıldı. İlk defa Latin Amerika’daki, Hawai’deki tehlike altındaki bir dilin durumunu kendi ağızlarından dinleme fırsatı bulduk. Bunun yanında, çok sayıda yabancı akademisyen ağırladık ve tecrübelerini bizimle paylaştılar. Daha kapsamlı etkinlikler planlamak için çalışmalarımız devam ediyor.

Lazca 2013 yılında seçmeli ders olarak okullara girdi bu gelişme istenilen düzeye ulaştı mı? Okullarda Lazca’nın tercih edilme oranı nedir? Şimdi okulların açılmasına kısa bir süre kala, Lazca’nın tercih oranını olumlu yönde değiştirmek için öğretmenlere, okul idarecilerine, velilere ne gibi görevler düşüyor?
-2013 yılında Lazca ortaokullarda seçmeli ders oldu. Ders programlarını ve eğitim materyallerini yapılan bir protokol ile Laz Enstitüsü hazırladı. İlk yıllarda belli bir ilgi ve talep oluştu elbette ancak özellikle 2018-2020 arasında hiç sınıf açılmadı maalesef. Şimdilerde bu derslerin canlandırılması ve sınıf sayısının artması için kampanyalar düzenliyoruz.
Her şeye rağmen seçmeli Lazca dersler desteklenmediğinde tercih edilme oranları çok düşük olduğunu söylemek mümkün.
Bu arada, seçmeli Lazca dersler için öğretmen yok. Laz Enstitüsü olarak, öğretmen ihtiyacına az da olsa cevap verebilmek için MEB ile protokol imzalayıp Mayıs 2022’de Lazca eğitici eğitimleri yaptık. Bunu sürdürmeyi planlıyoruz. Nihai çözüm olarak üniversitelerde Laz Dili ve Edebiyatı bölümlerinin açılması gerekiyor. Kürtçe, Çerkesçe, Gürcüce, Zazaca için üniversitelerde bölümler mevcut ancak nedense bugüne kadar Lazca bir bölüm açılmadı.
Aslında, derslerin açılıp açılmaması tamamen okul idarecilerine bağlı. Okul müdürü isterse en azından bir sınıf açılır. Elbette ki, velilerin talepte bulunması da sonucu etkiliyor.
Laz Halk İnanışları Hakkında – Nʒa Nek̆na
Yazan : Mert Yaşar

Laz kültürüyle ilgili en dikkat çeken başlıklardan biri halk inançlarıdır. Lazların; doğayla, gökyüzüyle ve hayvanlarla etkileşimi zengin bir inanış kültürünü de beraberinde getirmiştir. Evlerin toplu yerleşimde olmaması ve bu nedenle evlerin arazilerde kısmen izole kalması nedeniyle de bir mesafeden diğerine gerçekleşen seyahatler genellikle karanlıkta ve yaban hayatıyla iç içe gerçekleşmiştir. Diğer topluluklara nazaran; karanlık, doğa ve kendiyle daha fazla başbaşa kalmış bu toplumda bilinmeyenin anlamlandırılması çok zengin bir halk kültürünü doğurmuştur.
Lazların evren algısı gökyüzü, yer ve yeraltı kavramları üzerinden oluşmaktadır. Esat Sarı şöyle ifade ediyor: Lazlarda, cennetin de gökyüzünde olduğuna; ölen insanlardan iyi huylu olanların göğe yükselip, Ay’a ve yıldızlara gittiğine inanılıyordu. İnsan ruhunun göğe yükselmesi bir kutsanma sayılmaktaydı. İnsan ruhunun, göğe yükseleceği zaman gök kapısının (ntsa nek̆na) açıldığı ve oradan içeriye geçtiğine inanılmaktaydı. Gök kapısının açıldığını görenler de kutsanmış sayılıyordu. Bugün, Lazlar arasında yaygın olarak kullanılan “ntsaşa exti= Göğe yüksel” temenni sözü, göğe yükselmenin hâlâ önemsendiğini ve unutulmadığını göstermektedir.

Ntsa nek̆na, Laz halk inanışları içerisinde ilginç figürlerden biridir. Gökyüzündeki bu geçiş kapısının açılması belli günlerde olduğu gibi, belirsiz zamanlarda da görülebilmekteydi. Örneğin yeni yıl gecesi (Tzanağani) bu kapı bir anlığına açılırdı (İrfan Çağatay, Laz Halk İnançları ve Mitolojisi). Bu kapının açıldığı, gökyüzünde yoğun bir yıldız kümelenmesi olduğu zaman anlaşılıyordu. Göğün kapısı açıldığında hemen dilek dilenir ve bu dileğin gerçekleşeceğine inanılırdı.

Pazar Şilerit’den aktarılan bir gözleme göre 1960’larda babaannesi tarafından gece yarısı uyandırılan kişiye gökyüzü kapısının açıldığı söylenmiş ve dilek tutması istenmiştir. Kişinin tanık olduğu bu gözleme dayanarak bunun Samanyolu Galaksisi‘nin gökyüzünde belirgin bir şekilde görülmesi olarak değerlendiriyoruz.
Lazuri
Çeviri: Selen Balcı
Lazuri kulturas, xarkişi ocerape dido becit̆i ren. Lazepek, tabiat̆i, ntsa do skindinape k̆ala dido oxoktaman şeni ham ocerape-ti boyne skidun. İrik, oxerepe timuşepeşi onas ok̆odumt̆es do artik̆ati mtel oras var ažirurt̆es; heya şeni mʒ̆k̆upis do mt̆urepeş şkurnate ek̆rabape odziruşa ulurt̆es. Majurani xark̆epe steri var do, Lazepeşi kultura ham uçkineri mutxapeten xampa iyu.
Lazepeşeni evreni, ntsa, let̆a do let̆a tude ort̆u. Esat Sari haşo tkums: Lazepek ç̌enneti-ti nʒas na ren, k̆ai k̆oçepe nʒaşa extanen do tuta do murunʒ̆xepeşa idanen, ya icert̆es. Haya, xvameri ar vak̆a ort̆u. Ar k̆oçiş şuri nʒaşa na extasen oras nʒa nek̆na na goinʒ̆k̆en do hem k̆oçik ç̌ennetiş doloxe na amulun iduşunamt̆es. Ham na ažiru majurani k̆oçepek-ti gexvameri iyert̆es. Handğa na itkven oxvamu “Nʒaşa exti!”, ham oceraşi xolo-ti becit̆i na ren do mitis na var goç̌k̆ondun oʒ̆irams.

Nʒa nek̆na belli ndğalepes na goinʒ̆k̆u-ti, uçkineri ndğalepes na goinʒ̆k̆u-ti iyu. Ham nek̆na ǯanağaniş seris amʒika ora şeni goinʒ̆k̆ert̆u (İrfan Çağatay, Laz Halk İnançları ve Mitolojisi). Nʒas dido murunʒ̆xepe na ižiruis, nek̆na na goinʒ̆k̆asen oxiʒonert̆u do yeine ar mutxape ik̆vandinert̆u.

Atina Şilerit’işen ar mitxak na miʒ̆ves, 1960’epes seriş gverdis ar k̆oçi nandidimuşik gok̆unʒ̆xinu do ren do nʒa nek̆na goinʒ̆k̆u şeni ar mutxape ak̆vandi ya tku do ren.














