LAZURİ ENSTİTU

Laz Enstitüsü - Laz İnstitute - Lazepe Do Lazurişi Oxori
Ana Sayfa Blog Sayfa 13

Lazca Meyve ve Sebze İsimleri

biblical-principles

Armut Mʒxuli

Elma Oşǩuri/Uşkuri

Erik Ombri/Omuri

Nar Berǯeuli

Portakal Porťuǩali

Mandalina Mandalina

Limon Limoni

Şeftali Anťama/Aťamba

Çilek Ǩandğu

Yabanmersini nǯela/liǩiba/ǩaʒxanǩa/Anʒera

İncir Luği

Dut Mjoli

Kiraz Mbuli

Muşmulla  ʒkimuti/nʒxilimuťri/nʒzimunťi

Yenidünya Muşi

Böğürtlen Dandzi ǩanğu

Üzüm Urdzeni/Qurdzeni

Fındık Ntxiri

Ceviz Nedzi

Karayemiş Mǯu/Mǯǩo

Kavun Şinǩa

Lahana Lu/ Luqu

Pazı Msuťulya

Pırasa Ṕrasǩa

Biber Ṕeṕeri

Soğan Ǩromi

Sarımsak Leri

Fusulye Lobca/Lobiya/Ǩumxi

Kuru fasulye Xaci

Bezelye Frasuli

Kabak Feli/Orome/Qoqore/Ǩasťane/Ore

Patates Dixamakvali

Domates Tomatisi

Maydonoz Meroca/Ğramso/Mergya

Dere otu  Mʒxulǩuburi

Yer Elması Dixa Uşkuri 

Lazca Tehlike Altında

İsmail Avcı Bucaklişi

2008 yılını Uluslararası Diller Yılı ilan eden UNESCO’nun (Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü) Mart ayında güncellenen “Tehlike Altındaki Diller Atlası”nda, dünyada konuşulan 6700 dil içinde 2400’ünün yok olma tehdidi altında olduğu belirtildi. Bu atlasta, Türkiye’de konuşulan dillerden Lazca, kesinlikle tehlikede olan diller arasında gösteriliyor.

1990 yılından bugünlere nitelikli Lazca konuşanların sayısında ciddi bir azalma olduğu gibi, konuşulan Lazcanın niteliğinde de ciddi bir erezyon yaşanmıştır. Aileler çocuklarına anadillerinde konuşmuyor ve çocukların tamamına yakını artık Lazca konuşamıyor. Ancak, pek azı Lazca anlayabiliyor.

“Lazcanın durumu yavaş yavaş ölüme giden dil olarak görülebilir, yani dili konuşan topluluğun yavaş yavaş prestijli olan dile doğru kayışı, anadilin kaybolmasını da barındırır. Bu süreç, birbirinden farklı olan iki dilin farklı sosyal ortamlarda kullanılması durumuna yol açabilir ve prestijli olan dilin daha fazla baskın hale gelmesine sebep olabilir. Bu durum, ikidilliğin yayılması ve konuşanların arasında dile hakimiyet konusunda farklılıklar geliştirmelerine neden olabilir.” (S. Kutscher)

Lazcanın yok olma tehlikesi altında bir dil haline gelmesinin sebeplerinden biri hiç kuşkusuz köylülüğün tasviyesi ile sonuçlanan modernleşme sürecinin Lazcanın tarihsel olarak var olduğu yaşam alanları ortadan kaldırmış olmasıdır.

Öte yandan, Türkçe dışındaki dilleri baskılayan politik süreçler de dışsal etki olarak Lazcanın tehlike altına girmesine sebep olmuştur. Bu politikalar, özellikle okullarda Lazca konuşmayı yasaklamış, yer adlarının tamamen değiştirilmesini ihtiva eden bir süreç olmuştur.

Lazlar üzerinde, kimliklerinden dolayı ya da Lazca konuştukları için gerçekte hiçbir fiziki baskı ve yasal takibat yapılmamış olsa da, okullarda ve yerel düzeyde Lazcanın değersizliği, iş ve eğitim hayatında başarısızlığa sebep olacağı yönünde bir inancın gelişmesine zemin yaratılmıştır. Özellikle günümüzde Temel-Fadime fıkralarına dönüşen ve yakın döneme kadar Laz fıkraları olarak sunulan bu fıkraların bir değersizlik duygusu yarattığını söylemek de abartı olmayacaktır.

Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye üniversitelerinde Lazlar ya da Lazca üzerine hiçbir akademik çalışma yapılmamış, hiçbir Lazca materyal basılmamış, neredeyse, Lazların Kıpçak Türkü olduğunu savunan birkaç makale hariç, Lazları konu edinen hiçbir makale yayımlanmamıştır (Kirzioğlu: 1972)

Lazcaya karşı dışsal bakışı daha iyi anlayabilme bakımından 1970’li yıllarda Rize’de Kemençe adlı dergide yayımlanan bir yazıya atıfta bulunmak faydalı olacaktır. Kendisi de Rize – Fındıklılı bir Laz olan Kani Şengül, “Rize’de Dil Sorunu” başlıklı makalesinde Lazca hakkında şu görüşlere yer vermektedir.

… Doğacak yeni kuşak bu dilin zararlarından kolayca kurtarılabilir. Bunun için Milli Eğitim ile aileler işbirliği içinde çalışmaları gerekmektedir. Her aile en az öğretmeni kadar kendi çocuğuyla ilgilense ve ona doğuştan Türkçeyi öğretse sorun zamanla çözümlenir ve çocuklar da bu acayip dilin şerrinden kurtulur (Koçiva, 1999).

Lazca yer isimleri

Trabzon Ťrabuzeni

Rize Rizeni

Çayeli Maparvi

Pazar Atina

Çamlıhemşin Vica

Ardeşen Arťaşeni

Işıklı Ğera

Fındıklı Viǯe

Arhavi Arkabi

Hopa Xopa

Esenkıyı Azlağa

Kemalpaşa Noğedi

Sarp Sarpi

Borçka Borçxa

Düzköy Çxalazeni

ÖRNEK EVULİ/STERİ

Ben Timisvat’lıyım. Ma Timisvaturi vore.

Fındıklı’dan sonra Arhavi var. Viǯe şǩule Arkabi ren.

Boyuncuk, Arkabi’nin köyüdür. Ṕarexi Arkabişi opuťe ren.

Ardeşen’li çocuklar Lazca biliyorlar. Arťaşenuri berepes Lazuri kuçkinan.

Sen yeradlarını kullanmazsan, kaybolurlar. Si svacoxope var ixmari na, gondununan.

Lazuri Nena

Laz Halk Şarkıları / Lazuri Birapa

Trağudapa cenaze hariç her ortamda söylenebilen aşk, mizahi ve eğlence amacıyla ilgili konularda üretilen halk şarkıları için kullanılan genel bir adlandırmadır. Kelimenin aslı Otrağudu teriminden geliyor. Otrağudu, Arhavi ve Hopa’da şarkı söyleme terimi için kullanılan Obiru kelimesinin yanında batı Lazona’da şarkı söyleme anlamında kullanılıyor. (Avcı, 2018:306).

Trağudapa daha çok hızlı tempolarda, bazen de ağır tempolarda söylenen, farklı bağlamlarda inşa edilen yapılardaki halk şarkılarıdır.

Trağudapa imecede, düğün ritüellerinde, yaylalarda, horonlarda söylenebilen o ortamlarla ilgili üretilen ya da direkt o ortamla ilgilisi olmayan bir konu üzerinde de söylenebilir.

Atma kovalama olarak söylenen ve kalıplaşmış olarak tekrar edilen şarkıları da Trağudapa başlığı altında inceleyebiliriz. Atma kovalamalar yapısı gereği o an gelişen doğaçlama sözlerle yapılan birlikte söylenen halk şarkılarıdır. Eğer atma kovalamalar aynı sözlerle başka ortamlarda tekrar edilmeye başlandıysa doğaçlama söylenmediği için trağudapa halini alır.

Geleneksel ortamlarda söylenen halk şarkıları trağudapa olarak tanımlanmaktadır. Bu bilgilerden hareketle, günümüzde horonlarda atma kovalama şeklinde söylenen kalıplaşmış halk şarkılarının da trağudapa olarak ele alınması gerektiğini söylemek mümkündür.

*Bu bilgiler Onur Kahveci’nin yayımlanmamış “Laz Müziği:Yerel Pratikler, Piyasa ve Yeniden İnşa” adlı çalışmasından alınmıştır.

Laz Düğün Şarkıları/ Çanda Birapape

Geleneksel köy düğünleri günümüz salon düğünlerinden farklı ritüel ve uygulamalara sahne olur. Günümüzde geleneksel düğünler nostalji olarak yaşatılmakta ancak geleneksel birçok uygulama unutulmuştur. Düğünlerde söylenen şarkılar, destanlar, karşılamalar da bu ritüeller çerçevesinde şekillenir.

Gelin çıkartırken, düğün evine giderken söylenen bazı destanlar vardır. Tabiki tulum çalgısı düğün müziğinin vazgeçilmez belirleyicisidir. Tulumla destan ve karşılamalar söylenir.

Düğünlerde karşılamaların yeri ayrı tutulurdu. Lazona’nın birçok yerinde “Selimi ozdamu, Selimi okoretsxu” adı verilen bir ritüel köy düğünlerinin ayrılmaz bir parçasıydı.

Selim çekme, Selim sayma olarak Türkçe ifade edilebilen bu ritüel; damada, kaynanaya, aşçı kadına karşı yapılan atma sözlerden oluşurdu. Atmayı yapan kişi doğaçlama gelişen sözleri helessanın yaygınlaşmış ezgisiyle söyler, kalabalık da koro şeklinde “helessa yalesa” “heyamo heyamo” sözleri ile karşılık verirdi. Bu gelenek erkekler tarafından gerçekleştirilirdi .

Düğünün en eğlenceli kısımlarından birisi de tulumun çalındığı ve horonun oynanıldığı bölümdür. Horon Lazlar tarafından ciddi bir ritüel olarak ele alınır. Horon geçmişte ağırlıklı olarak erkeklerin oynadığı bir oyundur . Horana katılmak isteyenler etraftaki köylerden de gruplar halinde gelirdi. Ancak horonu ilk başta yaşlı erkekler oynardı ve kimseyi halkaya almazlardı.

Horonun yaşlı erkekler tarafından oynandığı ilk bölümünden sonra damat horona davet edilirdi. Bu sırada horon biraz daha yavaş oynanırdı. Bazı yerlerde tulum çalarken yere çömelilir ve horondakilerin başına mendil, yanlarına kavrulmuş fındık koyulurdu. Sırasıyla damadın babası, amcası gibi büyükleri de horona davet edilirdi. Bu sayede horon halkası geniş bir alana yayılırdı.

Bu oyun Arhavi yöresinde de Sica Mekhoru/Damat Bağlama adı altında oynanan bir oyun halini almıştır. Atma türkü söyleyen horoncu başına koro, “va ha hay” nakaratları ile eşlik ederdi (Avcı, 2011:29). Horondan sonra tekrar atışmalar başlar. Yeniden horon oynanır. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden eğlence son bulurdu.


Arhavi yöresinde “Vaha hay” nakaratlarıyla birlikte söylenen karşılama tıpkı helessa yalesalar gibi düğünlerin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Helessa yalesaya benzer bir yapıda şair ezgili bir biçimde sözleri söylüyor. Daha sonra koro “vaha hay” nakaratıyla karşılık veriyor. Bazı yerlerde şair koroya dönerek sorular soruyor ve koro da karşılık veriyor.

(4/4) Ritimde oynanan oyunun fora adı verilen kısmında söylenen bu karşılama düğündeki aşçı kadına, kayınvalideye, kayınbabaya ve damata söyleniyor. Bu açıdan baktığımızda Helessa Yalesa’da da aynı durum söz konusu. Dolayısıyla Lazona bölgesinin batısıyla doğusu arasında düğünlerde aynı amaçlarla söylenen fakat birbirinden farklı söz ve ezgiye sahip iki karşılama örneği bulunduğunu söylemek mümkün.

Düğünden sonraki gün ya da birkaç gün içinde gelin baba evinde kalmaya gider ve yine bir sofra hazırlanırdı. Ancak burada önemli olan sofrada pişmiş bir tavuğun olmasıydı. Pişmiş tavuk sofrada örtülerek saklanır, eniştenin tavuğu bulup çalmaya çalışması beklenirdi. Enişte tavuğu bulup, çaldığında ise hep birlikte “mulun mola moxtay mola” adlı şarkı söylenirdi. Bu ritüel Lazca’da Khuçxe Tava olarak bilinir. Sözler bazı yerlerde Türkçe bazı yerlerde Lazca olarak söylenmektedir. Laz şair Hasan Helimişi’nin 45’lik plaklara kaydettiği bu şarkı tamamen Lazca söylenmiştir.

*Bu bilgiler Onur Kahveci’nin yayımlanmamış “Laz Müziği:Yerel Pratikler, Piyasa ve Yeniden İnşa” adlı çalışmasından alınmıştır.

Laz Halk Dansları – Horonlar

İsmail Avcı Bucaklişi

Doğu Karadeniz’de oynanan halk oyunlarına genel olarak Horon denilmektedir. Hora, Grek kökenli kelimedir ve Anadolu dillerine geçmiştir.[1] Laz dilinde bu kelime “horon oynamak” anlamına gelen “oxoronu” fiili ile ifade edilirken, Lazca bilmeyenler arasında horon tepmek, horon oynamak, horon kırmak, horon vurmak şeklinde kullanılmaktadır.

Doğu’da Hopa-Pazar arası, Batı’da ise Çayeli ve Trabzon arasındaki bölge, tarihsel, kültürel ve dilsel olarak farklılıklar taşır. Bu; horona, kullanılan enstrümanlara, oyunların ritm ve figür özelliklerine de yansımıştır. Rize’den itibaren Trabzon ve Giresun yörelerinde enstrürnan olarak kemençe, davul-zurna ve kaval, Çayeli’nden doğuya doğru gidildikçe Pazar, Hemşin, Furtuna Vadisi, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi ve Hopa’da tulum, Artvin yöresinde ise ağırlıklı olarak tulum ve akordeon kullanılmaktadır. Çayeli, tulumla oynanan horon ile kemençe ile oynanan horon arasındaki sınır konumundadır. Ömer Asan, “Eskiden Of’ta tulum ve zurnanın da çalındığını ama her nedense yasaklandığını söylerler”[2]diyerek çarpıcı bir noktaya işaret eder. Geçmişte, tulumun Karadeniz’in batı yörelerinde de çalındığı ancak dinsel nedenlerden ötürü yasaklanıp unutturulduğu bilinmektedir. Sınırlı düzeyde yapılan alan araştırmalarında Gümüşhane’nin Karadeniz’e yakın yerleşim birimlerinde, Rize Merkez’e bağlı köylerinde kemençenin yanında tulum da kullanılmakta ve bununla horon oynanmaktaydı. Doğu Karadeniz’de yapılacak detaylı bir alan araştırması yörenin folklorik özellikleri hakkında ilginç ve çarpıcı sonuçlar ortaya çıkaracaktır ve bu yönüyle bölge bakir bir alandır.

Lazlar Doğu Karadeniz’in sahil şeridinde ve sahile çok uzak olmayan köylerde yaşarlar. Geçmişte denizcilik, kendir, pirinç, mısır ekimi yaparlar, gurbete çıkarlardı. Bugün çay tarımı, balıkçılık ve fındık üretimi ekonomik altyapıyı teşkil eder. Geçiş bölgesinde yaşamalarından dolayı tarih boyunca yabancı kültürlerle etkileşimleri daha yoğun olmuştur. Lazlar’da yakın zamana kadar kan davasına rastlanabiliyordu. Atmaca avlamak, ehlileştirmek ve atmacayla avlanmak Doğu Karadeniz bölgesinde Lazlarla özdeşleşmiş bir uğraştır. Gerçekte kendi içlerinde sert ve asabi bir doğaya sahiptirler. İşte bu sertlik ve asabiyet Lazlann horonlarına da yansımıştır. Kaçkar dağlarının eteklerinde yaşayan Lazlar yaylacılıkla da uğraşırlar. Bu coğrafyada yaşayan insanların doğayla oldukça uyumlu bir yaşamları vardır. Yine de Doğu Karadeniz halklannın dilsel, kültürel, sosyal, üretimsel ve tarihsel birlikteliğin ortaya çıkardığı ortak bir kişilik prototipine sahip oldukları gerçeğini de göz ardı etmemek durumundayız.

KEMENÇE VE TULUM

Kemençe ve tulumun kökeni, birçokları için önemli bir merak konusudur. Ortaya birbirinden farklı birçok görüş atılmasına rağmen inandırıcı bir tespitin varlığından bahsetmek pek mümkün değildir. Zira, bu görüşler karşıt milliyetçi argümanlardan beslenmekte ve bilimselliği şüphe götürmektedir. Tulum, dünyanın birçok yerinde benzerlerine rastlanan bir enstrümandır; İskoçların Gayda’sı, Fransızların Cornemuse’si gibi.[3]Milliyetçi görüş, tulumun bir Türk halk çalgısı olduğunu iddia eder.[4]Fransızlar’ın fochette, İngilizler’in Kit adını verdiği yaylı çalgıyla akraba olan Karadeniz kemençesinin Anadolu’ya ne zaman geldiğini ve hangi yoldan girdiğini belirlemek güçtür.[5]Yine de bu enstümanların yerli olma ihtimallerini de hesaba katmakta fayda vardır.

Horon ise eski çağlardan beri Anadolu halkları tarafından bilinen ve oynanan bir oyun, hatta dinsel tören biçimidir. Ve muhtemelen Anadolu halkları ortak tanrılara ve benzer dinsel inanışlara sahip olmuşlardır.[6]

Lazlar tulum kadar kemençeyi de kendilerine yakın bulurlar ve kullanırlar. Ne var ki Lazların kullandığı kemençe Karadeniz kemençesine göre yapısal ve melodik anlamda farklılıklar taşır. Ayrıca Laz kemençesi ile Karadeniz kemençesinin çalış tavrında da farklılıklar vardır. Bu noktada Karadeniz kemençesi ve Laz kemençesi şeklinde bir ayrım yapmak mümkündür. Hemşinliler şarkılarına eşlik sazı olarak ya da horonda kemençe kullanmazlar.

HORONLAR

Çayeli – Hopa arasında ise Mtzanu, Anzheli, Memethina, Alikha, Hemşini, Bakhva (Bakhoz), İki ayak, Ğvandi, Rize, Phaphilati, Mimikhi (Kaçkar), Kotuna, Paaçkul (Kız horonu), Yali horonu, 3harişka, adı ile bilinen horonlar tulumla oynanmaktadır. Ayrıca, her bir horonun köyden köye değişebilen versiyonları vardır. Mesela Mtzanu horonunun, Eski Mtzanu ve Yeni Mtzanu olarak bilinen versiyonları vardır.[a]

Halk arasında en çok bilinen oyunlar Hemşin ve Rize horonlarıdır. Kemençe ile oynanan oyunlarda görülen omuz titretmelere tulumla oynanan oyunlarda sık rastlanmaz ya da bireysel tavır olarak karşımıza çıkar. Tüm horon türlerinde hareketler sert ve hızlı olmasına rağmen tulumla oynanan oyunlarda hareketler yuvarlaktır, ani ve keskin dönüşler yoktur. Bütün vücut aynı anda aynı yöne doğru hareket eder.

Horon sadece erkekler, sadece kızlar ya da kız-erkek karşık olarak da oynanmaktadır. Karışık oyunlar Hemşinlilerde yaygınken geleneksel kalıpların egemen olduğu yerlerde halen kız-erkek ayrımı yapılmaktadır. Eğer bir kız horon oynayacaksa yakınlarının kolunda oynamayı tercih eder. En azından böyle davranması beklenir. Son dönemde bu durumun yavaş yavaş aşıldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bunun yanında yaşa göre de horon oynayanlar ayrılırlar. Genelde yaşlıların daha otantik horon oynadıkları düşünülür. Bu yüzden kimi düğünlerde gençlerin katılımı olmaksızın sadece yaşlıların horon oynamaları beklenir.

Düğünlerde, asker uğurlama gibi bazı özel günlerde, yayla şenliklerinde horon oynanmaktadır. Kırk sene evveline kadar, özel zamanları beklemeksizin bir eğlence biçimi olarak horon oynandığı anlatılır. Her köyde tulumcu bulunurdu. Horon, doğal yaşamın vazgeçilmez bir parçasıydı. Zaman geçtikçe ekonomik koşulların zorlaşması, göçün yaygınlaşmasıyla horon oynama alışkanlığı da gerilemeye başladı. ’70’li yılların başlarında köy düğünleri artık tarihe karışmaya, düğünler şehirlerdeki salonlarda yapılmaya başlandı. Özellikle 1990’a kadar olan süreç, geleneksel değer ve alışkanlıkların bir kenara bırakıldığı, şehirleşmeyle birlikte modernleşme eğilimlerinin üst noktaya sıçradığı bir dönemdir. Ancak son yıllarda halk arasında horona karşı ilginin, düğün salonlarında horona ayrılan zamanın arttığı ve özellikle gençlerin modern danslara oranla horona daha çok ilgi gösterdikleri görülmektedir.

Batum – Hopa – Çxala üçgeni

Burada Batum – Hopa – Çxala arasında tulumla oynanan horonlara ayrıca değinmek gerekir. Zira, bu horonlar diğer tulum kuşağı horonlarına göre benzerlikler kadar oynanış şekilleri ve figürlerde farklılıklara sahiptir. Hopa ve Ardeşen’i tulum kuşağı horonları için iki ayrı merkez olarak kabul edersek karşımıza iki farklı horon kuşağı çıkacaktır. Hopa merkezli horonların yaygınlık alanı Hopa ile sınırlı değildir. 93 Harbi dolayısiyle Batum – Hopa – Çxala üçgeninden Marmara bölgesine göç eden geniş bir Laz kitlesi de bu horonları oynamaktadır.

Horoncu şahsiyetler

Çoğumuz için horonu cazibeli kılan horonun kendisi kadar horoncu şahsiyetlerdir. Mesela, Arhavili Yaşar Turna kemençe çalmadaki ustalığı kadar horonculuğu ile de ün yapmış unutulmaz bir isimdir.

Horonların isimlendirilmesi

Horon isimlerine topluca baktığımızda, bunların şahıs, akraba grubu ya da yer adları olduğunu görürüz.

Bakhva(Bakhoz) : Adını, Furthuna vadisi Laz köylerinden Bakhva ya da Bakhoz’dan almıştır. Son derece dinamik bir horondur.
Rize: Adını Rize kelimesinden alır. 5/8 ritmdeki horonların en bilinenidir. Arhavi yöresinde bu horon Rize-Pazar adıyla bilinir. Bu da horonların yöreye göre farklı isimlendirilebildiğini göstermesi açısından iyi bir örnektir.
Kotuna[b] : …
Paaçkul: Daha çok Ardeşen ve Furthuna vadisi köylerinde bilinen bir horondur. …
Tzarişkha[c]: Adını Pazar ilçesine bağlı “Tzarişkha” adlı köyden alır. Tarz olarak diğer horonlara göre farklıdır. Oldukça düşük tempolu bir danstır.
Dumli: Adını “Dumli” adlı bir şahıstan alan bir horondur. Ardeşen, Çamlıhemşin, Pazar civarında horonculuğu ile bilinen birisidir. Horona eşlik eden bir şarkı bulunmaktadır. …
Memethina[d]: Adını “Memethina” adlı bir şahıstan alan bir horondur. Kaynağı bilinmemekle beraber, diğer horon adlarının isimlendirilmesine dayanarak, “Memethina” adlı bir kişiye atfen bu horonun adlandırıldığını söyleyebiliriz. Özellikle Arhavi’de iyi bilinen, ve tulum eşliğinde oynanan bir horondur. Tarz olarak Hemşin isimli horona benzer.
Hemşin: Adını Hemşin yöresinden alan ve oldukça yaygın olarak bilinen bir horondur.
Alikha: (Ali + kha) “-kha” Lazcada isimlerin sonuna konan bir ektir. Alikha, Memethina’da olduğu gibi bir horona isim olmuştur.
Mtzanu: Furthuna vadisinde bir Laz köyünün adıdır. Eski Mtzanu ve Yeni Mtzanu olmak üzere, ritim ve melodik olarak farklı versiyonları vardır.
Phaphilati: Bugünkü Pazar’da bir Laz köyünün adıdır. Rize horonuna benzer bir horondur. Horonun en tipik karakteristiği kollar yukarıda iken birden aşağıya salınması ve aynı anda horonun durmasıdır. Ayrıca, Arhavi’de “Phaphilati” adını taşıyan bir köy ve aynı ada sahip bir horon vardır ki bu horon Pazar – Phaphilati horonundan farklıdır.
Anzhel: Rize – İkizdere’de bir köyün adıdır. Ancak bu horon Pazar ve Ardeşen çevresinde bilinir. Ardeşen’de oldukça yaygın bir horon olarak karşımıza çıkar.
Mimikhi: Furthuna vadisi Laz köylerinden Mtzanu’da bir ailenin ve aynı zamanda bir horonun adıdır. Duygu dolu ve düşük tempolu bir melodisi vardır. Tarz olarak Rize isimli horona benzerlik gösterir. Bu horon “Kaçkar” adıyla da bilinmektedir.
Tolikçeti: Furtuna vadisi Laz köylerinden “Tolikçeti”nin adıyla anılan bir horondur. Melodisi bilinmekle beraber geniş çevrelerce bilinen bir horon değildir.
Ğvandi: Furthuna vadisi Laz köylerinden “Ğvandi”nin adıyla anılan bir horondur. En önemli özelliği horona hareketli bir şarkıyla eşlik edilmesidir. Son dönemlerde yaygınlaşmıştır.

Eskiden, “Pozoni Vadisi”nin[e] uzak köylerinde Zeçifina (Zülküf) adında horoncu bir adam yaşıyordu. Zeçifina, horonu oldukça yavaş bir tempoda ve kendine has tarzıyla yorumlayışı sayesinde bu bölgede bir isim haline gelmiş ve artık günümüzde de temposu düşük horonlar “Zeçifina horonu” adı ile adlandırılır.

HORON BİR İBADETTİR KARADENİZ’DE

Horon sadece bedenle oynanan bir halk dansı değildir. Horoncular bedenleri ile değil, ruhları ile oynarlar. Beden hareketleri ruhsal coşkunun bir tezahürüdür. Horoncu kendini tulum sesinin ritmine ve derinliğine bırakır. Bu şekilde saatlerce horon oynamaya devam eder. Gün ortasında başlayan bir horonun ertesi günün sabahına dek sürmesi ruhsal bir motivasyonu zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde beden çok çabuk yorulacak ve horon kısa sürecektir. Bu yüzden ruhsal motivasyonu yakalayamayanlar uzun süre horon oynayamazlar. Tulum sesinde insan ruhuna hitap eden bir derinlik vardır. Horonun oynanma süresi uzadıkça horoncuların mistik bir havaya bürünmelerinden bu kolayca gözlemlenebilir. Horonu seyreden bir kişi dinsel bir tapınma töreninde olduğunu düşünebilir. Özellikle horonda belli bir süre geçtikten sonra oyuncular ruhsal bir havaya bürünürler. Horoncu, horonun belli bir aşamasından sonra trans haline geçer, büyük bir coşkuya kapılır. Zikir törenlerinde hedef; yaradana ulaşmak olsa da horoncunun asla böyle bir amacı olmaz. “Dionysos ilk koralarını Anadolu ‘da Tmolos dağında kurduğunu söyler. Sonra Euripides, türlü vesileler bularak Dionysos için Anadolu ‘da yapılan dansları, horonları tanımlar. Nasıl el ele verip halka halka tepinirlermiş, nasıl ayaklarını; yere vurunca başlarını havaya atarlarmış. Koro başı “Euhay!” diye bağırınca nasıl kendinden geçesiye hora teperlermiş!” [7]

Evet horon her yönüyle dinsel bir ayini hatırlattığı için olacak günah olduğunu savunanlar hep var olmuş. İnanca göre, horon oynayan birinin namaz kılabilmesi için boy abdesti alması gerekmektedir. Kimileri, horon oynamadıkları gibi, zevk alarak horon seyredilirse günaha gireceklerine de inanırlar.

Horon bir isyan, bir başkaldırı olarak nitelendirilmiş din adamları tarafından. Bu, o kadar etkili olmuş ki, belli bir yaşın üzerinde olanlar, hacca gidenler, sakal bırakanlar dine dönüşün bir göstergesi olarak önce horon oynamamak için yemin etmişlerdir. Birçok tulumcu, din adına tulum çalmayı bırakmıştır. Bazı durumlarda tövbe ettiği halde kendini tutamayıp horona katılan ve akabinde sakal kesenlere dahi rastlamak mümkündür. Halk arasında söylenen “tu/um şişer saruk baştan düşer”[8] sözü horona karşı geliştirilen dinsel tepkiyi çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Bugün Rize’de, Trabzon’da tulum çalınmamasının bir nedeni de dinsel baskı altında tutulmasıdır. Bu da gösteriyor ki din, Doğu Karadeniz’de dilsel, kültürel asimilasyonda çok önemli bir role sahip olmuştur.

Dinsel yaklaşımların bu derece katı olması, addi bir soruya yol açmaktadır. Din adamlarının horonla alıp veremedikleri şey neydi? Neden horona bu denli karşı durdular? Yoksa horon, Doğu Karadeniz halklarının bir zamanlar dinsel ayinlerinde oynadıkları bir oyun muydu?

Evet. “Lazlar, baharda ekime başlarken, sonbaharda hasat sonu, denize çıkmadan önce, savaş öncesi ve sonrasında “oxvame” adı verilen tapınma yerlerine gider, yırtınırcasına horon oynarlardı. Oxvame, köyün yüksek ve düzbir yerinde bulunurdu “. Bu ifadeler Lazların çok tanrılı dinsel inanışlarında horonun dinsel tapınma biçimi olduğuna dair göstergelerdir. Sadece Lazlara özgü olmayan bu duruma, komşularında da rastlanır. Hemşinlilerin Ağustos ayında yayladan inişlerde kutladıkları Vartivor şenlikleri iyi bir misal teşkil eder. Bu şenlik bir hafta kadar sürer ve şenlik boyunca horon oynanır.

TULUM ŞİŞER HORON TUTUŞUR

Tulum şişer, sağ el üstte olacak şekilde eller tutulur, bir çember oluşur. Böylece horon tutuşmuş olur. Alanın genişliği oranında çok sayıda insan oyuna katılabilir. Katılan biri oyunu bozmayacak kadar horonu iyi bilmek zorundadır. Her horonda bir horonbaşı bulunur. Bu kişi oyunu çok iyi bilen, konuşmasıyla oyuna ahenk katan, liderlik özelliğine sahip biri olmalıdır. Horonun akışı, yönetimi, temposu, hangi figürün kaç kez tekrarlanacağı ve sonrasında hangi figüre geçileceğı tamamen bu kişi tarafından belirlenir. Horonbaşlarının kişiliği horonun da kişiliği olur. Tulumcu oyunun akışına göre tulum çalar. Tulumcuyu gayrete getirmek için onu öven, bazen de kızdırmak için onu yeren sözler söylenir. Horon sırasında horonbaşı dahil herkesin söyleyeceği sözler tulumun melodisine uygun olmak zorundadır. Horon sırasında konuşulmaz. Horonbaşı oyunu bozan birini dışarı atabilir. Bu, horondan atılan için hoş bir durum olmasa da çoğu zaman gurur meselesi yapılmaz.

Horoncular da oyunun ritmine uygun anlamlı ya da anlamsız sesler çıkarabilirler, horonbaşına, tulumcuya ya da dışardan birine sataşabilirler. Karşı tarafta aynı şekilde melodiye uygun olarak cevap verebilir. Bu da oyunların neşeli, keyifli ve ahenkli geçmesine yardımcı olur. Horon esnasında türküler söylenir. Bir grubun söylediği türküler bir başka grup tarafından tekrarlanır.

Karadeniz insanı doğaya, horon Karadeniz insanına, Karadeniz müziği ise biraz da horona göre biçimlenmiş. Son yıllarda Karadeniz’de ortaya çıkan dilde, kültürde, müzikte ve sosyal yaşamdaki dejenerasyon beraberinde nitelik arayışlarını da ortaya çıkarmış. Zuğaşi Berepe, Kazım Koyuncu, Birol Topaloğlu, Fuat Saka, Volkan Konak gibi sanatçılar genelde Karadeniz, özelde Laz kültürü üzerinde tarihsel gerçekliğe yakışan ürünler ortaya koymaya başlamışlardır. Bölgenin etno-kültürel değerlerini gün ışığına çıkarmaya çalışan dergiler çıkarılmaya, kitaplar yazılmaya başlandı. Sevindirici gelişmeler olmakla birlikte halk kültürüne sahip çıkılmadığı sürece kültürel değerlerin süreç içinde eriyeceği açıktır.

DİPNOTLAR

[1] Kudret Emiroğlu. Trabzon.Maçka Etimoloji sözlüğü.
[2] Omer Asan, Pontos Kültürü, s. 125.
[3] Anabritannica. tulumla ilgili madde.
[4] Bu konudaki milliyetçi görüş; tulum ve horonun orta Asya kökenli olduğu şeklindedir
[5] Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara.
[6] Anabritannica, kemençe ile ilgili madde.
[7] Sabahattin Eyüboğlu, Mavi ve Kara.
[8] Doğu Karadeniz’de bir halk sözü.
[a] Mtzanu: Furtuna Vadisi’nde bulunan bir Laz köyüdür. Horon ve müzikte oldukça zengin bir altyapıya sahip olan bu köyde, çok sayıda horon türüne rastlamak mümkündür.
[b] Kelimenin sonundaki “-na” ekinden dolayı bu kelimenin Lazcada kullanılan bir kelime olduğunu anlayabiliyoruz. Bu isim aynı zamanda Lazcada bir armut türünün de adıdır.
[c] Lazcada “Tzari su + şkha orta, orta yer” isimlerinin birleşmesinden oluşan bir kelimedir.
[d] (Mehmet + na) “Mehmet” adının Lazcadaki söyleniş biçimi “Memethi”dir. “-na” soneki ise Lazcada isimlerin sonu konarak sıkça kullanılır.
[e] Pozoni vadisi:

Laz Ninnileri /Nani

Ninniler, beşik başında ya da çocuğu sallayarak uyutma esnasında üretilen halk şarkılarıdır. Ninniler tıpkı ağıtlar gibi sadece üretildikleri ortamlarda söylenirler.

Ninniler, kültür taşıyıcısı olarak annelerin bebekleriyle kurduğu iletişimin bir ürünü olarak karşımıza çıkar.  Bebekleri uyuturken anneleri tarafından söylenen ninniler sözlü kültürün en önemli repertuarlarındandır. Ninniler anadilin öğretimindeki rolüyle de kültür unsurları arasında önemli bir yere sahiptir.

Ninnilerin konuları; çocuğa duyulan sevgi, annenin kendi yaşamı ve acıları, çocuğu yaşama hazırlama gibi temel başlıklarda toplanabilir. Annesi dış mekanda çalışmaya giden çocuğa genellikle evdeki büyükler baktığı için ninniler bazen büyükanneler tarafından da söylenebilir.

Lazcada ninni kelimesinin karşılığı “nani” olarak ifade edilir. Neredeyse tüm Laz ninnilerinde “nani” kelimesi kullanılır.

Laz İmece Şarkıları ve Karşılamalar

Günümüzde imeceyle yapılan işler azalsa da kısa bir zaman öncesine kadar köy hayatındaki birçok iş imeceler ile yapılırdı. İmeceler sadece bir iş ortamı değil aynı zamanda birlikte eğlenme, örgütlenme, öğrenme ve öğretme ortamıydı. İmecelerde oyunlar oynanır, şarkılar, destanlar, karşılamalar söylenirdi.

İmecelerde söylenen şarkılar, destanlar, karşılamalar, anlatılan hikayeler ve oynanan oyunlar yapılan işi kolaylaştırmaya yarardı. Aynı zamanda kültürün bu alandaki inşası kültürün aktarılmasına ve yaşatılmasına da olanak sağlıyordu.

İmecedeki müzik sadece eğlence amaçlı kullanılan bir müzik değildi, aynı zamanda yaşamın bilhassa içinde olan ve yaşamı etkileyen bir müzikti.

İmecede hakim müzik formu atma karşılama ve kovalamadır. İmecede yapılan atma karşılamalar o anki duruma bağlı olarak düşünülen ve üretilen bir yapıdadır.

Erkek imecelerinde işin ağırlığını hafifletmek için bağırışlar ve haykırışların yanında helessa yalessalar da imece müziğinin vazgeçilmezlerindendir (Avcı, 2011:28). Helessa Yalesalar Karadeniz kıyısı boyunca birçok yerde söylenen denizci türküleridir. Sinop ve Tosya’da biraz daha farklı şekillerde uygulanan bir ritüel halini almıştır. Laz kültüründeki pratiği ise erkek imecelerinde, denizle ilgili işlerde ve düğünlerde karşımıza çıkmaktadır.

Kadın imecelerinde ise tarla kazarken ritüel halinde söylenen Yamo şarkısı biliniyor. Konuyla ilgili İsmail Avcı şöyle aktarıyor: “Buna göre; kadınlar kazmaları toprağa vururken belirli bir düzende ritim tutarlar. Bu sırada Yamo’yu söylerler” (Avcı, 2011:48).

*Bu bilgiler Onur Kahveci’nin yayımlanmamış “Laz Müziği:Yerel Pratikler, Piyasa ve Yeniden İnşa” adlı çalışmasından alınmıştır.

Laz Müziği

Geleneksel Laz Müziği Üzerine Bir Alan Araştırması. Bakiye Kuyumcu, Havva Kuyumcu. Ğvandi, Çamlıhemşin. 2016

Geleneksel Laz Müziği hayatın içinde, ritüellerle birlikte sürdürülür. Çeşitliğini geleneğin birikiminden alır. Laz müziği temelde insan sesine dayanır ve birlikte söylemenin yaygın olduğu Lazca sözlü müziktir.

Laz müziğinin kültürel ortamlarda icra edilen farklı formları vardır. Laz müziğinde bu formların ürünleri ritüel içinde üretilir. Bir cenaze olduğunda sayma; acı, hüzün ve mizahın yer bulduğu destanlar; atışmaların karşılıklı sataşmalara dönüştüğü atma karşılama ve atma kovalama, yayla yolunda söylenen yol havaları, imecede söylenen halk şarkıları gibi ritüel içinde yer bulan müzikler üretilir. Bu üretim süreci bazen doğaçlama olarak ortaya çıkarken bazen de yörenin ezgi yapısına bağlı kalınarak önceden belirlenir.

Meǩaleskirt köyünden Nazım Kus destan söylerken – 2017 (Onur Kahveci)

Laz müziğinin farklı formları icra edilirken yaygın bir şekilde en az 2 kişi ya da daha fazla kişilerle birlikte söylenir. Resitatif anlatıma dayalı Laz müziğinde kullanılan vokal yapısındaki süslemeler daha çok hece vurgularında görülür.

Laz müziğinde ikili, üçlü aralıklar sık kullanılmaktadır. Özellikle doğaçlama söylenen atma karşılama, sayma gibi türlerde iki ya da üçlü atlamalar sıklıkla kullanılır. Bunun dışında diğer türlerde beşli atlamalar ve dörtlü atlamalar da kullanılan aralılar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Laz müziğinin icrasında genelde enstürmansız vokal müzik ön plandadır. Fakat düğün vb. eğlencelerde enstrümanın bulunduğu ortamlarda çoğunlukla tulum ve kemençe ile eşlik edilir. Tulum; destanlarda, horonlarda yoğun olarak kullanılırken kemençe sadece destan söylerken kullanılır. Tulum ve kemençe çalgıları vokal ile kullanılan melodiye eşlik edecek şekilde kullanılmaktadır.

Dolayısıyla bir canlı takip söz konusudur. Sadece tulum ile oynanan horonlarda ezgilerin karekteristik belirleyicisi tulum çalgısıdır.

*Bu bilgiler Onur Kahveci’nin yayımlanmamış “Laz Müziği:Yerel Pratikler, Piyasa ve Yeniden İnşa” adlı çalışmasından alınmıştır.

2025 Lazuri Duvar Takvimi

2025 Lazuri Duvar Takvimi: Bir Kültürel Hafıza ve Dil Yaşatma Projesi   Laz Enstitüsü tarafından hazırlanan 2025 Lazuri Duvar Takvimi, Lazcanın yaşatılması ve kültürel hafızanın korunması...