Dünyada her iki haftada bir dil yok oluyor. Dünya üzerinde konuşulan dillerin yarısı yok olma tehlikesi altında. 2008 yılında UNESCO dünyada dilsel farkındalık yaratmak ve çok dilliliği teşvik etmek için 21 Şubat’ı Dünya Anadili Günü ilan etti. Türkiye’de kamu desteğinden yoksun ve görünür olmayan 30’dan fazla dil konuşuluyor. Dillerin ve kültürlerin insanlığın ortak mirası olduğundan hareketle, tehlike altındaki dil ve kültürlerin Türkiye’de de kültür mirası olarak tanınması, korunması ve yaşatılması amacıyla 2020 yılında Laz Enstitüsü ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği ortaklığıyla, AB’nin mali desteği ile yürütülen Laz-Çerkes Sivil Toplum Ağı projesi kapsamında TADNET (Tehlike Altındaki Diller Ağı) kuruldu. TADNET olarak 21 Şubat Dünya Anadili Günü’nüzü kutluyoruz.
zoom program katılım linki: https://zoom.us/j/98922666802?pwd=dEFoTHY2czNCTndVTUdOdTU0eHdhQT09
Temmuz 2020 yılında AB Türkiye Delegasyonu mali desteğiyle başlayan “Laz-Çerkes Sivil Toplum Ağları Projesi” kapsamında, Türkiye’deki tehlike altındaki diller ile ilgili farkındalık çalışmaları yapmayı ve bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri arasında ağ oluşturmayı amaçlayan faaliyetler yürütüyoruz. Bu güne kadar, tehlike altındaki dilleri güçlendirmek ve farkındalık yaratmak hedefiyle ağlar kurduk, ortak çağrılar yaptık ve videolar yayınladık. Projenin faaliyetleri arasında, tehlike altındaki dilleri tanıtma ve yaşamalarına destek olma amacıyla bir seri seminer ve eğitim düzenlemek olacak.
Bu proje kapsamında, üç sene boyunca düzenlenecek eğitimlerin ilki çevrimiçi olarak “Tehlike Altındaki Diller için Dijital Aktivizm Eğitimi” başlığı altında 13-14 ve 20 Şubat 2021 tarihlerinde gerçekleşecek. Dünyadan ve Türkiye’den farklı uzmanların eğitmen olarak katılacağı bu program boyunca, dünyadan ve Türkiye’den örnekler ile tehlike altındaki diller konusunda dijital aktivizm yapmak için ihtiyacımız olan bilgiler paylaşılacak.
Tehlike Altındaki Diller için Dijital Aktivizm Eğitimi sırasında kapsanacak konular şunlar olacaktır; Tehlike altındaki diller için dijitalleşme bir fırsat mı?, Geçmişten bugüne dil aktivizmi, Tehlike altındaki diller, dil arşivleri ve dil canlandırma: potansiyel ve güncel kullanımlar ve dijitalin teknolojilerin rolü, Dijital dil aktivizmi: dillerin dijital varlığını geliştirmede sosyal ağların etkin kullanımı, Yerel diller için taban hareketi (grassroots) dijital dil aktivizmi: Güney Amerika’dan örnekler, Wikipedia aktivizmi, Görsel tarih yazımı, video içerik üretim ve uygulamaları.
Eğitimin sonunda, katılımcılarla deneyim paylaşımı ve genel değerlendirme yapılacak ve tehlike altındaki diller için dijital aktivizmi yapmak isteyen kişiler ile birlikteliğimiz ve çalışmalarımız devam edecektir.
Rapor, seçmeli derslerin uygulanmasındaki eksikliklerin giderilmesinin, derslerin ulaşması gereken kitleye erişebilmesi için şart olduğuna dikkat çekiyor. Lazca, Unesco Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre “kesinlikle tehlike altında” statüsünde bulunuyor.
Seçmeli Lazca dersi rapor kapağı
Seçmeli Lazca Dersi raporunda, öğrenciler, öğretmenler, veliler, okul idareleri ve aktivistlerin derslere yönelik tutumları inceleniyor. Birebir görüşmeler ile hazırlanan rapor, ders açma ve seçme süreçleriyle ders ve materyallerin değerlendirilmesini ve derslerin sürekliliği için önerileri ele alıyor.
Lazca dersleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Yaşayan Diller ve Lehçeler dersi kapsamında, 2013’ten itibaren okullarda seçmeli olarak sunulmaya başlanmıştı. Farklı yıllarda Artvin’in Arhavi, Borçka ve Hopa, Rize’nin Ardeşen, Fındıklı ve Pazar ilçeleri ve İstanbul Beykoz’da ortaokul öğrencileri haftada ikişer saatlik derslerden yararlandı.
2013-2014’te 65 olan toplam öğrenci sayısı, sonraki yıl 214’e yükseldi. Sonrasında öğrenci sayıları değişen grafikler çizerken, 2017-2018 ve 2019-2020 eğitim yıllarında ise hiç Lazca dersi açılmadı.
Öğrenci ve öğretmenler Lazca derslere olumlu bakıyor
Rapora göre, öğrenciler ve öğretmenlerin genel olarak Lazca derslere bakışı olumlu; veliler ve okul müdürlerinin tutumları ise değişken.
Raporda seçmeli derslerin, Lazcanın ayrı bir dil olduğuna dair öğrencilere bilinç kazandırdığının altı çiziliyor. Dersler aynı zamanda Lazcanın toplum gözünde daha kabul edilebilir bir hale gelmesine yardımcı oluyor. Lazcaya yönelik genel tutumun olumlu olması da, Lazcayı yaşatmaya yönelik yapılabilecek diğer çalışmaların etkili olabileceğine dair bir gösterge olarak değerlendiriliyor.
Derslerin açılma sürecinde önemli bir adımın, öğretmenlerin, sınıflarda Lazca derslerin tanıtımını yapması olduğu belirtiliyor. Hem öğrenciler, hem de veliler öğretmenlerin gönüllü çabaları sayesinde dersler hakkında bilgi sahibi oluyor; bu da sınıf açılmasını kolaylaştırıyor.
Birçok okulda ise sınıfların seçmeli ders saatinde bölünebilmesi için gerekli şartlar bulunmuyor. Sınıflar bölünemediğinde dersler ancak sınıf çoğunluğunun isteğiyle açılabiliyor. Okullarda seçmeli ders odalarının olmasının, Lazca dersi almak isteyen öğrencilere imkan sağlayabileceği belirtiliyor.
Dilin önemi aktarılmalı, veliler bilinçlendirilmeli
Seçmeli dersleri destekleyen müdürlerin olduğu okullarda ders açma süreci kolaylaşırken, desteklemeyen müdürlerin olduğu okullarda daha zor bir hal aldığına dikkat çekiliyor. Bu nedenle öğretmenler ve okul idaresi arasındaki işbirliği, dersleri açmada belirleyici bir faktör olarak görülüyor.
Bazı veliler ise, Lazca öğrenmenin çocuklara bir fayda sağlamayacağını, akademik başarı için bir katkısı olmayacağını veya çocukların Türkçe aksanlarının olumsuz etkileyeceğini düşünerek derslere sıcak bakmayabiliyor.
Araştırmaya katılanların derslerin devamlılığı noktasında sunduğu öneriler arasında, Laz kültürü ve dilinin önemliliğin aktarılması, velilerin bilinçlendirilmesi, Lazca dersi verilebilecek okulların önceden belirlenerek her ilçede Lazca seçmeli ders verebilecek bir öğretmenin bulundurulması öne çıkıyor.
Lazca derslerde hazırlık ve uygulama süreci
Lazca seçmeli derslerin programı ve ders materyali çalışmaları için MEB, Laz Enstitüsü ile işbirliği yaptı. Enstitü, 2013 yılında bakanlığa yaptığı başvuru sonucu, müfredat ve ders kitapları konusunda yetkilendirildi. Enstitünün hazırladığı ders kitapları için Diller için Avrupa Ortak Başvuru Çerçevesi’nden faydalanıldı; kitaplar 2014-2015 eğitim döneminden itibaren öğrenci ve eğitimcilere sunuldu.
2020 itibariyle MEB bünyesinde eğitim aracı olarak kullanılan dört ders kitabı bulunuyor: Lazuri 5, Lazuri 6, Lazuri 7 ve Lazuri 8. Kitapların tamamına, bakanlığın EBA internet sayfasından ulaşılabiliyor: https://www.eba.gov.tr/arama?q=Lazuri
Raporda, kitapların öğrencilere ulaştırılmasında bazı aksaklıklar olduğuna da dikkat çekiliyor. Seçmeli derslerin kitaplarının basımında belirlenen alt limitin düşürülmesi ya da tamamen kaldırılmasının, kitapların dağıtımına yardımcı olacağı belirtiliyor.
Kadrolu Lazca öğretmeni yok
MEB bünyesinde 2020 itibariyle kadrolu Lazca öğretmeni bulunmuyor. Seçmeli dersler, ancak Türkçe veya Sosyal Bilgiler branşlarında görevli öğretmenlerce verilebiliyor. Üniversitelerde, diğer diller için olduğu gibi, Laz Dili ve Edebiyatı veya Lazca Öğretmenliği gibi bölümlerin açılmasının, seçmeli Lazca derslerinin yaygınlaşması ve kalitesinin artmasına katkıda bulunacağı belirtiliyor.
Laz Enstitüsü, 2018 yılında Yaşayan Lazca projesi kapsamında MEB ile imzaladığı protokol ile, Lazca Eğitici Eğitimi düzenledi. Eğitim sonucu 19 öğretmen sertifika aldı; öğretmenlerden üçü bir sonraki yıl okullarında seçmeli Lazca sınıfı açtı.
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun desteğiyle yürütülen Yaşayan Lazca projesi kapsamında ayrıca “Laz dilinde anadili temelli çok dilli eğitimin geliştirilmesi” adlı eğitici eğitmeni kitabı hazırlandı ve düzenlenen ayrı bir eğitimde çoğunluğu öğretmen 21 kişiye daha sertifika verildi.
Raporda, daha fazla eğitici eğitimi düzenlenmesinin derslerin verimliliği için önemli olduğuna dikkat çekiliyor. MEB protokolu kapsamında ikinci bir eğitim için öğretmenlerle iletişime geçilmiş olsa da, bakanlıkla protokolun tekrarlanması için yapılan girişimler henüz hayata geçirilemedi.
Yaşayan Diller ve Lehçeler dersine, MEB’in 2012 yılında yayınladığı Seçmeli Dersler Genelgesi’nde yer verilmişti. Bu sayede Türkiye’de Türkçe dışında konuşulan dillerin okullarda öğretilebilmesinin önü açılmıştı.
Güney Kafkas Dil Ailesi’nin üyesi bir dil olan Lazca, Türkiye’nin Doğu Karadeniz bölgesinde Rize’nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin ve Fındıklı ile Artvin’in Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ve Borçka ilçelerinde yaşayan Lazlar tarafından konuşuluyor. Lazca ile birlikte Megrelce, Svanca ve Gürcüce Güney Kafkas Dil Ailesinin diğer üyeleri.
Lazca 93 Harbi sırasında birçok ailenin göç ettiği Marmara Bölgesi’nde de birçok yerleşim biriminde, özellikle yaşlı kuşak arasında varlığını sürdürüyor. Lazca, Gürcistan’ın Batum şehri ve bağlı köylerinde de konuşulmaya devam ediyor.
Laz dili, Unesco Tehlike Altındaki Diller Atlası’na göre “kesinlikle tehlike altında” statüsünde bulunuyor. Ayrıca Doğu Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yürütülen akademik çalışmaların bulguları da, Lazcanın yok olma tehlikesi altında olduğu görüşünü destekliyor.
Mayıs 2013’te kurulan Laz Enstitüsü ise Lazca seçmeli derslerin hayata geçirilmesi sürecinde aktif rol oynadı. Enstitü, evrensel dünya mirasının bir parçası olan Laz halkının dili, kültürü ve tarihinin korunması, geliştirilmesi ve yeniden üretilmesini amaçlayarak çeşitli sivil toplum projeleri yürütüyor.
Eşsiz bir doğal güzellik olan Kamilet Vadisinde yapılmaya başlanan Hidroelektrik Santral (HES)‘in, sivil toplum kuruluşları ve bilim insanlarının dikkati çektiği bir takım imalatlarla tahrip edilip, hafriyatın vadi dere yataklarına dökülmesi sonucu vadi sularından çamur akmakta ve Karadeniz’e döküldüğü görülmektedir.
Bu yanlıştan ivedilikle dönülmesi ve Kamilet Vadisinin fauna ve florasının koruma altına alınmasını talep ediyoruz.
Nizamettin Alkumru, 18 Şubat 1921’de Hopa’nın Esenkıyı (Azlağa) köyünde, altı kardeşin en büyüğü olarak dünyaya geldi. “Khosthoğlu” sülalesinden olan Alkumru’nun aile adı “Alikhumbri”dir. Eğitimini babasının işi dolayısıyla çeşitli illerde tamamladı. İlkokul üçe kadar Azlağa’da okudu. Dördüncü ve beşinci sınıfları Vona’da (Perşembe) yatılı olarak tamamladı. Ortaokula ise Rize’de devam etti. Ortaokuldan sonra parasız yatılı sınavını kazandı. Liseye Kars’ta başladı. Burada okurken, daha sonra Kars Milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu Başkanı olacak Sırrı Atalay’la birlikte kaldı. Alkumru, o günlere dair anılarını anlatırken ‘O solcuydu, iyice solcuydu. O bana Laz derdi, ben ona Kürt derdim. Bir arkadaşım daha vardı, Arhavili. O alınıyordu Laz denince. Ben iftihar ediyordum. Arhavili arkadaş da ona Kürt demek istedi, ama kekeme olduğu için Kükürt diyebildi.’ diyerek ilginç bir hikeyeye değiniyor.
Alkumru, İstanbul Kabataş Lisesi’nden 1940 yılında mezun oldu. Okul bittikten sonra bir süre Zonguldak’ta çalışarak biriktirdiği parayla İstanbul Tıp Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. İç hastalıkları uzmanı oldu. 1957 yılında Hopa-Khise (Sugören) köyünden kendisi gibi doktor olan Ruhat hanımla evlendi. Altı yıl Almanya’da, üç yıl Hopa’da doktor olarak çalıştı. 1982 yılında Göztepe SSK Hastahanesi’nden emekli oldu. Bir süre daha serbest olarak mesleğine devam etti.
‘Laz ismi tarihten silinmemelidir!’
Nizamettin Alkumru’nun aklına Lazlığı düşüren olay, ortaokul birinci sınıfta yaşanır. Alkumru bakın nasıl anlatıyor o günü: ‘Okuma vardı o zaman. Kıraat kitabı derlerdi. Hoca oku dedi, okudum. Oğlum sen Türk müsün nesin? dedi. Türk’üm dedim. Yok dedi, Türk değilsin sen! Niye? Kırmızı yerine khirmizi diyordum. Fındık yerine funduk… Daha başka birçok şeyde de durum böyleydi. Hoca kızgınlıkla tekrar sorunca sen nesin diye, Laz’ım dedim. O zaman sen git, okuyamazsın dedi ve beni sınıftan çıkardı. O kişi daha sonra Ordu Tarihi’ni yazacak olan Ordulu Sıtkı Can’dı. Seneler sonra ziyaret ettim kendisini.’
Takvimler 1940 yılını gösterirken o artık Doktor Nizamettin Alkumru’dur. Ve Lazlar konusu bir kez düşmüştür aklına. Bir ömür sürecek merakın tohumları çoktan atılmıştır. Alkumru, bundan sonra Lazlığın izini yaşamın her alanında, her yerde sürecektir. Ancak ortada ne bir kaynak vardır başvuracak, ne de bir kimse. İşte tam o sırada Tıp Fakültesi’nden Laz arkadaşı Vi3’eli (Fındıklı) Rahmi Çağatay bir müjdeyle gelir. Filoloji’de okuyan kız kardeşinin Lazca üzerine ödev hazırlama isteği kabul edilmiştir. Bu, Alkumru için büyük bir umut ve mutluluk kaynağı olur. Derken Müller adında bir İngiliz yazarın ‘Kafkas Irkları Tarihi’ isimli kitabı geçer eline. İlk başta çok sevinir, ancak aradığı bilgiyi bu kitapta bulamaz. Araştırmalarını başka kanallardan sürdüren Alkumru, Lazlar’la ilgili ansiklopedilerden topladığı bilgileri ‘Lazlar Hakkında Ansiklopedik Bilgiler’ başlığıyla dosya haline getirir. Ardından fotokopiyle çoğaltarak 1982 yılında kendi çevresinde en az yüz kişiye dağıtır. Alkumru bu süreci şöyle anlatır: ‘1980 yılına kadar Lazlık konusunda hiçbir yerde bir bilgi yoktu. Yasaktı. “Vatandaş Türkçe konuş” düsturu vardı bizim talebelik zamanımızda. 1980’lere kadar hiçbir yerde bilgi bulamadım. Fuat Köprülü’nün oğlu Orhan Köprülü bizim apartmanda kalıyordu. Onunla çok iyi arkadaştım. Çok kültürlü bir adamdı. Özellikle tarih konusunda korkunç kültürlüydü. Bir gün dedim ki ona; Lazlar konusunda hiçbir yerde bilgi bulamıyorum, bana yardımcı ol. O da düşündü düşündü, sen dedi eski İslam Ansiklopedisi’ni al, Maarif Bakanlığı’nın bastığı. Bu olay 1980 yılında oluyor. Dediğini yaptım ve Lazlar hakkında ilk bilgiyi orada buldum. Onları daktilo ettim, fotokopiyle çoğalttım 1982 yılında. Yasaktı. Başım belaya girer diye korkmya başladım. Aslında pek bir de bir şey yoktu. Ama öyle bir susamışlık vardı ki böyle bir bilgiye… Öyle bir duyarlılık vardı ki, millet ona bile razı geliyordu. En çok Ardeşenli ve Pazarlılar ilgi gösterdi. Bizim Hopalılar pek ilgi duymadı. Ben dahiliye doktoruydum, eşim çocuk. Hopalılar hep bana gelirlerdi. Hopalı bir arkadaş vardı. Emniyette şube müdürüydü. Lakabı ‘şeythanişi’ idi. Bir gün dedim ki ona, korkuyorum. Çünkü devamlı fotokopi yaptırıyordum. Korkma dedi, bir şey olursa ben burdayım. Bu bana güven verdi.’
Alkumru, Türkiye’de Lazlar hakkındaki ilk araştırmacı
Aradan zaman geçip yıl 1992’yi gösterdiğinde sempatik Laz delikanlısı Nizamettin Alkumru, İstanbul’da, Laz Kültür Vakfı’nı kurmak isteyen duyarlı Lazlar’ın arasındaydı. Adı saygı ve güvenle anılıyordu. İlerlemiş yaşına rağmen anadili söz konusu olduğunda her türlü çabayı harcayan Alkumru, çalışmalarını aralıksız sürdürüyordu. Bildiği, duyduğu ve derlediği masalları köylüsü Yılmaz Avcı’ya vererek ‘Laz Masalları’ adlı kitabın hayata geçmesine katkıda bulundu.
Alkumru, çalışmalarını niheyet 2006 yılında “Şimşir Kokardı Azlağa – Anılarda Laz Kültürü” adıyla kitaplaştırarak Chiviyazıları etiketiyle yayımladı. Yazar kitabında bir yandan Lazlar’ın tarihi hakkında okuyucuyu bilgilendirmekte, öte yandan Lazlar’ın karakterinden ve Lazca’dan bahsetmektedir. Bu kitapta Alkumru’nun daha özel bulduğu bölüm ise doğduğu köye ilişkin anlatımlarıdır. Alkumru’nun köyü, çocukluğu ve buradaki anıları aynı zamanda bir köy monografisi niteliğindedir.
İstanbul’da, 05 Ekim 2008’de kaybettiğimiz Nizamettin Alkumru, Hopalılar Derneği’nde yapılan ve yakınlarının katıldığı törenin ardından şimşir kokulu köyü, Azlağa’ya götürülerek toprağa verildi.
Alkumru’nun hayatı boyunca en önemli uğraşı Lazlar’ın kimliği ve kültürü ile ilgili araştırmalar yapmak ve yazmak olmuştur. Kendisi, Türkiye’de Lazlar hakkında ilk araştırmaya girişen ve bunu basılı hale getiren kişidir. Ölümünden iki yıl önce kendi isteği üzerine kayıt altına aldığımız söyleşide Lazlar ve Lazca’nın geleceği hakkında şunları söylemektedir: ‘Şimdi ben sizi niye aradım? Dedim ki benim artık gücüm bitti. Bu işi sizler yürüteceksiniz. Nasıl yürüteceksiniz? Bir baş olması lazım. Bu baş iki dala ayrılmalı. Bir baş bu davayı canlı tutmak, yaşatmak için çalışmalı. Müzikle, folklorla, radyoyla, televizyonla, şarkılarla… Diğeri de kalıcı kültür eserleri bırakmalı…’
Bizim gayemiz ne olmalı? Niye çalışmalıyız?
“Bizim gayemiz Laz isminin yok olmaması için çalışmaktır. Biz bunu istiyoruz. Bu bir kültür hizmetidir. Bu ırkçılık falan değil. Laz ismi tarihten silinmemelidir.”
Laz Enstitüsü, Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzalayarak öğretmenlere Lazca Eğitici Eğitimi verdi. Şu an Türkiye’de 19 öğretmen Lazca öğretebilir sertifikasına sahip.
Eğitimci İsmail Avcı Bucaklişi, 4 kitap hazırladıklarını ve devlete hibe ettiklerini belirterek, “Bunlar Lazuri 5, Lazuri 6, Lazuri 7 ve Lazuri 8. EBA sitesinde indirilebiliyor” diyor.
Yok olmakta olan kültürler ve diller konusunda; ilgili dostlarımızın neredeyse, birer ‘misyoner’ gibi yoğun ve sürekli çalıştıklarını biliyoruz. Bu kültür ve diller arasında neredeyse, en şanslılardan biri de Laz kültürü ve dili. Çünkü 30 yılı bulan ciddi bir çalışma ortamından ve bunun gönüllü bireylerinden biriyle konuşacağız. Eğitimci İsmail Avcı Bucaklişi dostumuza; yaşanılan sürecin sorunlarını, çözüm yollarını ve yaptıklarına ilişkin gelişmeleri soracağız… Umarım bu çalışmayı yok olmaya yüz tutmuş, bütün kültür ve dil için mücadele verenler, örnek alır…
Bugün sizinle, Milli Eğitim’e yaptığınız Lazca ders kitaplarıyla ilgili konuşacağız, daha çok. Ama gene lütfen bize kendinizden söz edin? Sizi yıllardır, hatta ömrünüzün tamamında Lazca’ya ve Laz kültürünün gelişimi ve tanımına verdiğinizi biliyorum. Acaba neler yaptınız?
İsmail Bucaklişi
Lazca ile olan bağımın tutkulu bir aşka dönüşebileceğini hiç düşünmezdim ama hatırladığım çocukluğumdan beri anadilime karşı bir ilgim vardı ve üniversiteye başladığım 1989 yılında bu açığa çıktı.
Lazca üzerine Türkiye’de yapılan hemen hemen her çabanın içinde oldum; 1991’deki Laz Kültür Vakfı kurma girişimi, Ogni dergisi (1993), Lazca radyo programları (1995-98), ilk Lazca Sözlük (1999), Mjora Dergisi (2000), Lazca Gramer (2003), Büyük Lazca Sözlük (2007), Laz adıyla ilk derneğin kurulması (2007), Skani Nena dergisi (2008), Laz Yer Adları Sözlüğü (2009), Lazika Yayın Kolektifi (70 adet çoğunluğu Lazca kitap yayınladı), Tanura Dergisi (2011), Laz Enstitüsü kuruluşu (2013), Milli Eğitim Bakanlığına Lazca müfredat ve 5, 6, 7 ve 8. Ders kitaplarının yazımı, Boğaziçi Üniversitesi’nde seçmeli Lazca dersler (2011) ve Bilgi Üniversitesi’nde seçmeli Lazca dersler (2015), son olarak sosyal medyada yaptığım 100 civarında ve toplam 150 saatin üstündeki Şurimşine Lazuri adını taşıyan tamamen Lazca canlı yayınlardan bahsetmek isterim. Bu arada, ayrıntılardan bahsetmiyorum.
Kitap ve dergi basımında bulundunuz, lütfen bunları anlatın bize? Lazca kitap yeterli ilgiyi görüyor mu? Örneğin son derece özel çalışmalar olmasına karşın; devlet kütüphaneleri veya üniversite kitaplıkları bu eserlerden ediniyor mu?
Tüm çalışmalar esas olarak yayıncılığa dayanıyor; Kitap, dergi, radyo ya da sosyal medyada yayıncılık. 2011’de Lazika Yayın Kolektifi adıyla anadilde kitap yayıncılığına başladık. Toplamda 70’in üzerinde, çoğunluğu Lazca kitap yayınladık. Dünyaca tanınan Küçük prensi Lazcaya çevirdik ve bunu Suç ve Ceza gibi başka çeviriler izledi. İlk kez Lazca romanları (Murat Murğulişi’nin yazarı olduğu kitabı) biz yayınladık. Lazca ders materyalleri yine bu dönemde çıktı ve Laz tarih, kültür, edebiyatı konulu kitaplar bastık.
Çok önemli bir kurumsallaşmaya da gittiniz yıllar önce. Laz Enstitüsü nedir ve işlevinden söz eder misiniz? Gençlerin ve dil bilmeyenlerin ilgisini açıklayabilir misiniz, lütfen…
Laz Enstitüsü fikri ve hatta girişimi, Türkiye’de Lazlarla ilgili çalışmaların başladığı 1990’lardan beri hep vardı ve dile getiriliyordu ya da kimi kurumların tüzüklerinde bile yer veriliyordu. 2011’de kurulan Lazika Yayın Kolektifi’nin bir amacı da Laz Enstitüsü’nü kurmaktı ki zaten. 2013’de Lazika’nın kadrosu tarafından girişimi yapıldı ve İstanbul-Kadıköy merkezli olarak kuruldu.
Laz Enstitüsü (kuruluşu 17 Mayıs 2013), öncelikle Türkiye ve dünyada Lazcanın kurumsallığını temsil etmeyi amaçlıyor. Yani, bu dilin sahipsiz olmadığını pratikte gösteren bir yapı. Nihayet, MEB Talim Terbiye Kuruluna Lazca müfredatı Laz Enstitüsü hazırladı ve bu müfredat kabul edildikten sonra ortaokullarda seçmeli Lazca dersler başladı.
MEB Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne Halk Eğitim Merkezlerinde Lazca kurs açılabilmesi için Enstitü’nün hazırladığı Lazca müfredat kabul edildi. Şu an Halk Eğitim Merkezleri’nde Lazca kurslar açılmasının önünde bir engel yok.
Ortaokullar için 5, 6, 7 ve 8. sınıf Lazca ders kitapları Laz Enstitüsü tarafından hazırlandı. Boğaziçi Üniversitesi’nden dilbilim uzmanı hocalarımız kitapların tamamına danışman olarak katkıda bulundular. Buradan teşekkürlerimi iletip kayıtlara geçsin isterim. Kısaca, bir taraftan Lazcanın yazılı bir dil haline gelmesine de katkıda bulunuyoruz.
Örneğin, 2018 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Belma Haznedar hocamızın rapor haline getirdiği ve Türkiye’de de çokça örneği bulunmayan “Türkiye’de Lazcanın Mevcut Durumu-2018” raporunu yayınladık. Bu rapor, (Antropolog Ayşenur Emer tarafından kitap haline getirilen rapor) 50 kişi ile yapılan derinlemesine görüşmeler ve 650 kişi ile yüz yüze anket yapılarak hazırlandı. Bu işin araştırma kısmı.
Laz Enstitüsü, Türkiye’de ilk olarak Milli Eğitim Bakanlığı ile bir protokol imzalayarak Bakanlığın öğretmenlerine yönelik Lazca Eğitici Eğitimi adıyla eğitimler verdi ve şu an Türkiye’de 19 öğretmen Lazca öğretebilir sertifikasına sahip. Bunun dışında, kurulduğu yıldan beri kendi bünyesinde ve ‘online’ olarak Lazca eğitimlere devam ediyor. Bu da, Laz Enstitüsü’nün eğitim ayağı.
Ayrıca, uluslararası platformlarda Lazcanın bir dil olarak doğru tanıtımı için de çalışmalar yürütülüyor. Bu da işin savunu ayağı.
Sosyal medya için Laz dili ve kültürü üzerine harika videolarınıza tanık oldum. Bunların üretimini nasıl yapıyorsunuz? Mesele sadece ders vermek olmasa gerek, acaba görsel sanatlarla ilgili sorunları nasıl aşıyorsunuz?
Sosyal medya son yıllarda Lazca gibi tehlike altındaki diller için can simidi oldu desem yeridir. Tabi, kullanmasını bilen ya da becerebilen için. Hem Enstitü hem de Enstitü çevresi olarak bunun bilincindeyiz. Bundan dolayı her zaman dijital üretime önem verdik ancak son yıllarda bu alandaki bilgi ve birikimlerimiz çoğaldı ve daha etkin olmaya başladık.
“Görsel sanatlarla ilgili sorunlar” şeklindeki bir soruyla ilk kez karşılaştım. Bu çok önemli. Hangi dönemde ne yaparsanız yapın kesinlikle zamana uygun davranmanız gerekir. Afiş, kitap kapağı, bir ‘youtube’ video kapağı ya da estetik gerektiren başka bir şey hazırlıyorsanız bunu öğrenmeniz gerekir ve biz ihtiyaç duydukça çalışarak, deneyerek öğreniyoruz. Başka çaremiz yok çünkü sürekli grafikere verecek paramız yok. Kısaca, bu işlerle uğraşıyorsanız, belli profesyonel yazılımları kullanabilmeniz gerekir. Tabii grafiker dostlarımız ve desteklerini de yadsımıyoruz.
Kamera kullanma, fotoğraf çekme, mikrofon, ses kaydedici gibi aletleri kullanmada da belli bir bilgi ve becerinin gerekli olduğunu da ekleyebiliriz.
Bir de, bugünlerde Lazuri TV adıyla Lazca bir ‘Youtube’ kanalı üzerinde çalışıyoruz. Henüz yeni olsak da yayın çizgimiz oluşmaya başladı diyebilirim.
Çocuklarınız Lazca biliyor ve konuşabiliyor mu? Babaanneleri çocuklara hep Türkçe konuşurmuş… Bu nasıl ilginç bir öyküdür?
Ben olabildiğince Lazca konuşuyorum. Bu elbette işe yarıyor ancak yeterli değil, çünkü bir dili öğretmek için bir ailede bir kişinin çabası çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu yüzden de çocuklarımın Lazcası yeterli değil.
Sadece Lazlar için ve hatta Türkiye için değil, tüm dünyada az nüfuslu toplumlara mensup insanların genel tavrı çocuklarına iş, meslek, gelecek kazandıracak dilleri öğrenmelerine teşvik etmek. Bu bir tercihten çok bir refleks ve kanıksanmış bir tutum aynı zamanda. İnsanlar anadillerinin para etmeyeceğini düşünüyor….
Yok olmakta olan başka kültürlerin dil çalışmaları sizi örnek alıyor mu acaba? Çünkü siz roman ve öykü basmadınız sadece. Sözlük ve dil bilgisi kitabı da bastınız… Bunca işi yapmak, gönüllü olmanın da ötesinde. Ciddi bir yük olsa gerek üzerinizde…
Örnek alanlar vardır tahminimce. Yaptıklarımızı dünyada ilk keşfeden biz değiliz ama en azından bazı şeylerin becerilebileceğini görmek açısından faydalı oluyordur. Eğer, konunuz tehlike altındaki bir dil ise etkin yöntemler bulmalısınız yani yaptıklarınız işe yaramalı. Bunun için de çevrenizi ve dünyadaki gelişmeleri takip etmek, üzerinde düşünmek gerekir. Bu da ciddinin ötesinde bir yük.
Laz kültürü yakın coğrafyalarda da var. Acaba saha çalışmalarınızı buralarda da sürdürdüğünüz oldu mu? Yaptığınız bu çok değerli çalışma, uluslararası dil çalışmaları bağlamında bir ilgi görüyor olabilir mi?
Türkiye’de Lazcanın konuşulduğu pek çok yere gittik, bazen de oralardaki insanlar bize geldi. Nerede ne var, nasıl bir Lazca konuşuluyor, büyük oranda biliyoruz ancak yeterli olduğu söylenemez. Türkçe ve Türk kültürü üzerine yüz yıldan fazladır çalışıldığı ve hâlâ çalışacak çok şeyin olduğu düşünüldüğünde işin başında olduğumuz anlaşılacaktır.
Gürcistan’da yaşayan Hıristiyan Lazlar (Megrel) buradaki çalışmaları görüyorlar ve ilgi gösteriyorlar. Uluslararası dil çalışmaları düzeyinde daha çok akademik alanda eskiye göre ilginin arttığını söyleyebiliriz tabii.
Ders kitaplarına gelince; MEB mi istediği yoksa siz mi bu bir ihtiyaç ve zorunluluktur deyip, başvurdunuz. Kaç kitap yayımlandı ve nerelerde okutuluyor?
Milli Eğitim Bakanlığı, Yaşayan Diller ve Lehçeler derslerini hayata geçirmeye başlayınca onların davetini beklemeden biz başvuruda bulunduk. Bu ders içeriklerini ilgili sivil toplum örgütleri ile birlikte oluşturma gibi bir politikaları vardı sanırım. Hal böyle olunca, devletin ihtiyacını hibe yoluyla karşılamış olduk. Çünkü, ders kitaplarını yazma anlaşması tüm hakları Bakanlığa devreden bir hibe anlaşması.
Toplam 4 kitap hazırlandı ve TTK tarafından kabul edilerek yayınlandı. Bunlar, ortaokul ve imam hatip ortaokullarda seçmeli olarak okutulan ders kitapları. İsimleri de şöyle; Lazuri 5, Lazuri 6, Lazuri 7 ve Lazuri 8. www.eba.gov.tr sitesinde bu kitaplar var ve indirilebiliyor.
Söylemek istediğiniz başka konular varsa, memnuniyetle dinleriz… Teşekkürler
Harika ve uzun bir sohbet oldu. Seninle her zaman olduğu gibi sohbet etmek çok keyifliydi. Çok teşekkürler…
İki bin yılının kışıydı. Mjora dergisi yayın hayatına henüz başlamıştı. Dergi toplantısı bitmiş, Kadıköy’den Üsküdar’a gelmiştim ki cep telefonuma bir mesaj düştü. Bu mesaj öncekilere hiç benzemiyordu. Lazca bir şiir ve altında bir isim: Abaşişi Nurdoğan. Hemen numarayı çevirdim. Karşıma Lazca konuşan, Lazca’yı şiir gibi konuşan bir adam çıktı. Sesi babacandı, kendine güvenen bir tavrı vardı. Aradan geçen zaman onun gerçekten bir şair, Lazca’nın şairi olduğunu ispatlayacaktı.
Tarih Nisan 2008’i gösterdiğinde hakkımda açılan seri davalardan birine katılmak üzere avukatımla birlikte Fındıklı’ya (Viǯe) gittim. Günlerden Cumartesi’ydi. Fındıklı’ya vardığımızda öğlen olmak üzereydi. Otele yerleşip yol yorgunluğunu attıktan sonra Nurdoğan ağabeyi ziyaret etmek vardı aklımda. Fındıklı’ya kadar gidip de onu görmeden döndüğüm hiç olmamıştı. Ben hazırlanırken telefonum çaldı. Arayan Özcan Sapan’dı ve nerede olduğumu soruyordu. Cevap vermeye fırsat kalmadan ‘Nurdoğan ağabeyi kaybettik, haberin var mı?’ dedi. Anlamadım. Nasıl yani, Nurdoğan ağabey, Nurdoğan Abaşişi mi?…. Bir an hayalle gerçek arasında gidip geldim. İnanamadım. İnanılmayacak ne var diye düşünebilirsiniz haklı olarak. İnsan ölümlü bir varlıktır. Sorun benim Nurdoğan ağabeye ölümü hiç yakıştıramıyor olmamdı. Niye gitmiştim ki Fındıklı’ya? Böyle bir zamanda…
Bir süre sonra kendime geldim. Demek Nurdoğan ağabey ölmüştü… Kalp, tansiyon ya da buna benzer bir nedenle… Hem de bu sabah, 2 Nisan sabahı, saat 10.00’da… Bütün bunları sorguladım…
Yaşar Bayraktar, Nurdoğan Abaşişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İsmail Avcı Bucaklişi
Ama ne fark eder ki aslolan ölümdü. Gerisi laf-ü güzaf.
Abaşişi Nurdoğan, emekli olduktan sonra memleketi Fındıklı’ya (Viǯe/ Bğeti) yerleşmişti. Viǯe’ye bağlı Sumle köyü– Ğoncoti mahallesindendi.
Abaşişi, dünyaya gözlüğün sol camından bakan ve bu yüzden de vaktiyle başı epeyce belaya girmiş biriydi. İş dolayısıyla Giresun’da bulunduğu sıralar tiyatroyla ilgilenmiş, senaryo yazarlığı, oyunculuk ve yönetmenlik yapmıştı. Bu yirmi yıllık deneyim müťiş bir birikim yaratmıştı kendisinde. Yeteneğini, birikimlerini emeklilik döneminde artık Lazca için kullanacaktı. Abaşişi okumayı sevdiği gibi yazma konusunda da yetkindi. Bu yeteneğini özellikle Lazca için kullanması ise Laz dili ve kültürü açısından bir şanstı. Kendisi bunun farkında olan biri olarak gerçekten Lazca’nın yazılı bir dil haline gelmesine katkıda bulunmak istiyordu. Lazca yazmak, Lazca ürünler vermek için gayret ediyordu.
Abaşişi, Laz masallarını derledi ve kitap haline getirdi….
Abaşişi ile yeni bin yılın başlangıcında, milenyumda tanıştık. Bu aynı zamanda Lazca sevgisi ile üretim üzerinden kurulan ve böyle de yürüyen bir dostluğun da miladı oldu. Yaz aylarında memlekete gittiğimizde şair dostumuzla uzun ve keyifli sohbetler etme fırsatı buluyorduk. Abaşişi’nin şairliği kadar ünlü bir yönü daha vardı: Hatipliği. Lazca ve Türkçe hikaye anlatıcılığı konusunda son derece başarılıydı. Dinleyeni kendine bağlayan, onu hikayenin bir parçası gibi hissettiren sihirli bir anlatımı vardı.
2004 yazında kendisini yeniden ziyaret ettim. Ortak arkadaşımız Hasan Uzunhasanoğlu, Nurdoğan ağabeyin Lazca masal çalışmalarından bahsetmişti bana. Bu seferki görüşmemizde masallar üzerine uzun uzun söyleştik. Babaannesinden duyup dinlediği masalların yanında birçok da derleme yapmıştı. Bu birikiminin değerlendirilmesi gerekiyordu. Görüşmemizden kısa süre sonra onları toparladı ve masalların Türkçe özetlerini çıkardı. Bununla da yetinmeyerek isteğimiz üzerine İstanbul’a gelerek onları seslendirdi. Artık Lazca masal kitabı hazırdı. Üstelik kendi sesinden CD’si de. Lazuri Paramitepe, 2005 yılında İstanbul’da yayımlandı. Bu Abaşişi’nin kitaplaşan ilk çalışması oldu.
Lazların piri / Lazepeşi Ṕaṕu
Lazca’da ‘Pir’ kelimesi yok ya ben ‘ṕaṕu / dede’ kelimesini pir olarak çevirdim ki esas kastedilen oydu. Yine bir gün Nurdoğan ağabeyle bir telefon görüşmesi yapıyoruz. Nedense ona onu anlatma ihtiyacı duymuştum. Sahi Nurdoğan Abaşişi kimdi bizim için, ne ifade ediyordu? Dilden edebiyata, gelenekten kültüre bu denli donanımlı biri nasıl tanımlanırdı? Lazepeşi ṕaṕu – Lazlar’ın Piri tanımlaması kendisinin de hoşuna gitmişti. Gerçekten benim için bir dede, bir Pir’di Abaşişi. En azından ben çok şey öğrenmiştim kendisinden ve gelecek nesillerin de öğreneceği çok şey vardı. O bir Tişineri idi ya da bir Umçane…
“Baharatlı Laz Böreği”
Abaşişi, adına “Baharatlı Laz Böreği” dese de henüz kitaplaştırmadığı çalışması yemek tariflerini kapsamıyordu. Gerçi yarım yüzyılı aşan ömründe gördükleri ve yaşadıkları bir değil, birkaç kitap dolduracak nitelikteydi. Şair dostumuz, yazmak konusunda ne kadar mütevazı da olsa son derece yetenekliydi. O kadar ki önüne hangi konu konsa kitap yapabilirdi. Onun en büyük kitabı belki de kendi yaşamıydı. Bu yüzden kendi hayatını ‘Baharatlı Laz Böreği’ şeklinde tanımlıyordu üstat. Yazılmamış, yarım kalmış bir kitap. Hangi hayat var ki tamamlanmış?
Şair Kadıköy Nemesis’te…
Artık pek çok insan Abaşişi’in şairliğini, hikayelerini, anlatımdaki ustalığını ve kültüre dair birikimini yakından biliyordu. 2006 yılının kışında İstanbul’daki Lazlar’ın kendisini daha yakından tanıması ve birikimlerini paylaşması için bir panele katılmasını istedim. Usta tiyatrocu için sıra kültürünü anlatmaya, ana dilinde şiirler okumaya gelmişti. Bu şairin ana dilinde bir topluluğa karşı ilk hitabı olacaktı. Heyecanlı olduğu her halinden belliydi. Abaşişi, panel boyunca unutulmaya yüz tutmuş gelenekleri, Lazlar’ın yaşam biçimleri, adetleri ve Lazona’da yaşanmış hikayeleri anlattı. Panel keyifli bir sohbete dönüştü ve nihayet o meşhur şiirini okudu.
Ḉanda çkuni/ Davetimiz
İsa nenaz mu itkven Nazimi çkimi/ Doğru söze ne denir Nazım’ım
İsa nenaz miz mu utkun/ Doğru söze ne denir
Çkun;/ Biz
Xirxineri nʒxenepete var moptit/ Kişneyen atlarla gelmedik
Mitiş dobadona var goptit/ Kimsenin vatanında gezmedik
Mitti mitiş getasule var bzonit/ Kimsenin bostanını eşmedik
hak borťit./ biz buradaydık
Kişneyen atlarla gelmedik….
Nurdoğan Abaşişi’nin şair yönünden birçok yerde bahsettim. Üstelik bir tek şiirinden dahi bahsetmeden, şairliğini anlatmadan, şiirlerini tanıtmadan… Hoş, şair Abaşişi’nin şiirlerini topladığı “Purkinora” adlı çalışmasının mizanpajını yaklaşık bir yıl önce bitirmiştim. Hatta ISBN numarasını bile alınmıştı. Tamamı Lazca şiirlerden oluşan Purkinora baskıya hazırdı ama ne yazık ki sağlığında basılması mümkün olamadı…
Abaşişi Nurdoğan, modern Laz şiirine kimlik kazandırma, Laz edebiyatına katkı sunma bakımından Hasan Helimişi ile birlikte anılması gereken önemli bir değerdir. Helimişi Xasani gibi şiirlerinde toplumcu bakışı temel almıştır. Kendisi Nazım Hikmet hayranıdır ve şiirlerinde Nazım Hikmet’in etkisini görmek mümkündür. Ama hiçbir zaman bundan rahaʒızlık duymamıştır. En güzel şiirlerinden biri Nazım Hikmet’e nazire yaptığı “Bizim Davetimiz” adlı şiiridir. Nazım’ın “Davet” şiirine cevap niteliğinde olan “Bizim Davetimiz” adlı şiiri, Abaşişi Nurdoğan’ı unutulmaz kılacak şiirlerinden biridir şüṕesiz.
Nazım Hikmet, ‘Dört nala geldik uzak Asya’dan’ diyordu…
Bir Laz şairi de hayran olduğu büyük şaire cevap veriyordu: ‘Biz buradaydık’
Hayde Kyoişe/ Hadi köye
2007 yazının Ağustos ayı. Nurdoğan ğabeyi ziyarete, Fındıklı’ya gittim her zamanki gibi. “Köye çıkalım” dedi. “Köyde oturur, laflarız.’ Ğoncoti köyüne çıktık. Şair,yaşlı annesini şefkatle kucakladı, yedirdi, yatırdı, uyuttu. Arta kalan zaman bizimdi. Konu elbette ki Lazca olacaktı. Koyu bir çayın eşliğinde yapabileceğimiz en iyi şey Lazca koyu bir sohbet olabilirdi. Herkesle her şey konuşulurdu da şairle çayı, kiviyi, otu, çimeni konuşmanın bir esprisi yoktu. Karşımdaki Laz şairi Nurdoğan Abaşişi idi. Sohbet, Nazım Hikmet şiirlerinden açıldı. Elbette ki Nazım’ın üstüne adam yoktu. Ne de şair… Öyle ise Türkçe’nin büyük şairinin şiirlerini Lazca’ya çevirmek gerekiyordu. Ve elbette ki bunu en iyi yapabilecek kişi Nurdoğan Demir Abaşişi idi. Büyük bir şairin şiirlerini ancak onun dilinden çok iyi anlayan ve anadiline hakim biri çevirebilirdi. Nurdoğan Abaşişi’den bunu yapmasını istedim. Zaten denemeler yapıyordu. Nazım’ın bir kaç şiirini Lazca’ya çevirmişti bile. Onları okudu. Lazca’ya olan tutkumdan mıdır bilmem, çevirileri son derece edebi ve başarılı buldum. Öyleyse Nazım’ın geri kalan şiirlerini de çevirmek gerekiyordu. Nurdoğan ağabey ile bu konuda anlaştık. Önümüzdeki dönemde yapacağı işlerden biri de bu olacaktı artık. Nazım’in şiirlerini Lazca’ya çevirmek. Sohbet çay eşliğinde devam etti. Nurdoğan ağabeyi dinlemek, onunla Lazca’yı, Laz kültürünü konuşmak, büyük keyifti. Şair Abaşişi’yi tanımaya vesile olması bakımından da iyi bir tercihti.
Lazona’da yaşanmış hikayeler
O gece Nurdoğan ağabey ile uzun uzun sohbet ettik. Bu sohbet yeni üretimlere kapı aralaması bakımından da faydalı oluyordu. Onunla aynı dilden; Lazca konuşuyorduk. Üstelik bununla da kalmıyor, anadilimizin geleceği için de aynı dilden konuşuyorduk. Gecenin sonunda, Şair Abaşişi için yeni bir kitap projesi daha vardı artık. Lazona’da halkın yaşadığı gerçek hikayeleri derleyecek, kitap haline getirecekti. Zaten ciddi bir birikimi ve hazırlığı da vardı. Birkaç ay sonra Nurdoğan ağabey aradı ve bir kitap olacak kadar hikaye topladığını söyledi. Söylemekle kalmadı, elektronik posta ile gönderdi. İşte Nurdoğan Abaşişi’nin derlediği Lazca bir hikaye:
NḈOLO ḈVERİ
Sumlas lazuťi oʒxunuşi meci ťu. Biḉepe, bozope onťaleri ar qele lazuťi ʒxunoman, ar qele niťrağodaman. Oxoktunan daa..
Haǯi ar qele-ti bozopek daçxuris nḉolo ḉuman do biḉepes nuťqomelnan.
Eminişi Xasani-ti hek ren. Xasani elabaderi ar qoçi. ‘Bozope ar-ti ma nḉolo domiçvit’ ya do ixveǯen mara mitik var uḉvams. ‘Elbet ma-ti momçanen’ ya do imsiminu do ar oras nena var eşiğu. Oǯqedu-ki mitik mutu var meçams, hemindoras guri muxtu do; “Bozope arti nçolo ma domiçvit da ğormoti var giyonunan-i” ya do mğoru.
Bozopeşi arik naan; “Xasan cumat çku var maḉvenan, gaçven-na moxtu do ḉvi” ya uǯu.
Hemindors Xasanik ti kogeiğu do tamo nenate; “Var gaḉvenan-na kai da, dido qai” ya tku.
Ham otku mu nenaşa moxtu ipti mitik var oxoǯonu do ukule gamasvares şkule dziʒate iri qeťi divu.
Ama Ardeşenli Ferhat dayının hikayelerini de eklerse daha iyi olurdu. Bir telefon görüşmemizde Ferhat dayının hikayelerini derlemek üzere Ardeşen’e gitmek üzere olduğunu söyledi.
Son konuşmalar…
Çok kısa bir süre öncesine kadar, kendisiyle yayına hazır halde bekleyen Lazca şiirlerini nasıl yayımlayabileceğimizi konuşurken şimdi onun hakkında, o yokken yazmak bana gerçekten büyük bir üzüntü veriyor. Hele hele son bir söz edemeden, sonsuza dek ayrı düştüğümüzü bilmek çaresizlik duygusu yaratıyor bende. Yine de Abaşişi Nurdoğan’ı yazmalıyım. Onu herkese anlatmalıyım. Hem şimdiki gençlerin hem de gelecek kuşakların onu tanımasına vesile olmalıyım. Bu hem bir vefa borcu hem de bir görevdir benim için.
Son söz
O anadilinin şiirini yazdı. Laz dili ve kültürünün yaşaması, gelecek kuşaklara aktarılması için çalıştı, mücadele etti. Lazca masallar, hikayeler, destanlar, şiirler ve şarkılar derledi.
Lazca’nın edebi dil olabileceğini, anadilimizle var olabileceğimizi gösterdi bizlere.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim Terbiye Kurulu 28 Ağustos’taki toplantısında Laz Enstitütüsü’nün girişimiyle kurulan komisyonun ilköğretimdeki Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi Lazca bölümü için hazırladığı Lazca ders müfredatını kabul etti.
Karar henüz resmi gazetede yer almadı ve MEB’in başlayacak eğitim-öğretim yılında yer alacak seçmeli ders listesinde yer alıp almayacağı belirsiz, ancak bu gelişme önümüzdeki sene Lazcanın da seçmeli ders olarak görülmesine olanak sağladı.
Müfredatı hazırlayan komisyonda yer alan Boğaziçi Üniversitesi (BOUN), Yarı Zamanlı Öğretim Görevlisi İsmail Bucaklişi gelişmeyi “Lazca için çok önemli ve değerli bir fırsat” olarak yorumladı:
“Lazca yok olma tehlikesi altında olan dillerden. Müfredatın kabulüyle birlikte devlet de artık Lazcayı resmi olarak tanımış oldu ki bu Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk. Lazcanın yaşayabilmesi ve bundan sonra varlığını sürdürebilmesi için de çok önemli.”
Bucaklişi: Materyalleri hazırlayacağız
Bucaklişi, ilköğretim 5,6,7 ve 8. sınıflarında Lazcanın seçmeli ders olarak yer almasını sağlayacak süreci bianet’e anlattı.
“Laz Enstitüsü Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi Lazca bölümü için bu yıl Haziran ayı başlarında MEB Program Geliştirme Daire Başkanlığı’na başvurdu. Başkanlık, Enstitüye sözlü olarak yaptığı açıklamada Lazca seçmeli ders için müfredatı hazırlayabileceğini belirtti.
“İki yıldır Lazca seçmeli derslerin olduğu Boğaziçi Üniversitesi’nden altı akademisyenin* danışmanlığında ben ve Boun araştırma görevlileri Ömer Eren ile Ömer Faruk Demirok müfredatı hazırlayarak 26 Haziran’da MEB Talim ve Terbiye Kurulu’na gönderdik. Kurul, 28 Ağustos’ta benim de katıldığım toplantıda müfredatı kabul etti.”
Müfredatın hazırlanmasının ardından ders materyalleri ve öğretmenler konusu gündeme geliyor. Bucaklişi, ders materyalleri için
görevlendirmeyi MEB’in yapacağını söylerken, kendilerinin de hazırlıklara başladığını belirtti.
“Önümüzdeki süreci materyallerin geliştirilmesi için çalışarak geçireceğiz. MEB’den de Lazca bilen öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitim talebinde bulunabiliriz, MEB bunu kendi de yapabilir.”
“BOUN’de üçüncü senesine giren Lazca seçmeli ders deneyiminden edindiğimiz bilgi ve birikimler de bize yardımcı olacak.”
“Lazlar dersi seçmeli”
Bucaklişi, bir yandan da velilerle görüşmeler ve bilgilendirme çalışmaları yapacaklarını söyledi:
“Lazlar bu haberi sevinçle karşıladılar ve sürece kesinlikle sahip çıkacaklar. Hiçbir halk düşünülemez ki anadili okulda öğretilsin ve buna karşı çıksın.
“Bir kısmı haberdar olmayacaklar belki başta, yeterince bilgi sahibi olmayacaklar ama derslerin varlığını öğrenen tüm anne babaların çocuklarına Lazcayı seçtireceklerini düşüyorum. BOUN’den biliyorum sadece Laz olanlar değil Laz olmayan pek çok ailede de dersi çocuklarına seçtirecek.”
“Bu süreçte her kesimden insanın akademisyenlerin, aydınların, sanatçıların destek olmasını, Laz halkının çocuklarının Lazca dersleri seçmeleri konusunda yardımcı olmalarını bekliyorum.”
Beşli: Evde anadilinde konuşulmalı
Laz Kültür Derneği Genel Başkanı Mehmet Ali Beşli ise gelişmenin olumlu olduğunu söylerken ana dillerinin seçmeli ders olarak seçilmesi konusunda pozitif ayrımcılık yapılmasının ve anadilinin evde konuşulmasının önemine değindi.
“Dersler açılır ve seçilmezse daha olumsuz bir durum olur. Anadillerinin seçilmesi ve halkın bilinçlendirilmesi için devletin pozitif ayrımcılık yaratacak anadili politikasına ihtiyaç var. Sivil toplum örgütleri de anadilinin ve derslerin önemini hedef kitlelerine anlatmalı.
“Aileler çocuklarını bu derslere yazdırmalı ayrıca evde muhakkak anadillerinde konuşmalılar.”
* Müfredat hazırlama kurulu danışmanı olan BOUN akademisyenleri: Prof. Dr. Eser Erguvanlı Taylan (Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü), Doç. Dr. Aslı Göksel (Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü), Doç. Dr. Ayşe Gürel (Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü), Doç. Dr. Belma Haznedar (Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü), Yrd. Doç. Dr. Balkız Öztürk (Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü), Yard. Doç. Dr. Markus A. Pochtrager (Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü). (BK)
Yaşayan Lazca (2016-2018) Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonunun mali desteği ile yürütülen proje kapsamında Lazca sözlük kitap olarak yayınlanmıştır. Yaşayan Lazca online olarak www.lazcasozluk.org adresinde ücretsiz şekilde erişime sunulmuştur. Böylece dijital alanda Lazca sözlük eksikliği de giderilerek önemli bir açığın giderilmesi sağlanmıştır.
2025 Lazuri Duvar Takvimi: Bir Kültürel Hafıza ve Dil Yaşatma Projesi
Laz Enstitüsü tarafından hazırlanan 2025 Lazuri Duvar Takvimi, Lazcanın yaşatılması ve kültürel hafızanın korunması...